Ana içeriğe geç
Sözlük

epe ile cümle

epe kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
2
HECE
11
ORT. KELİME
Çünkü epey yüksekte değil mi, hehe?진짜 머리 높이 올라갔네, 안그래?
Çünkü epey yüksekte değil mi, hehe?Kommen, 1D!
Çünkü epey yüksekte değil mi, hehe? 'Vuuuş' sanki!Ahoj Zayne.
Çünkü epey yüksekte değil mi, hehe?لانه بالفعل صعب , اليس كذلك , هيهي ؟
Çünkü epey yüksekte değil mi, hehe?シューーーツとね!
Daha sonra ise de epey yaşlı bir Rus uçağı ile medeniyetin son noktası olanEnsuite, on avait affrété un vieil avion russe pour nous emmener à Khatanga,
Daha sonra ise de epey yaşlı bir Rus uçağı ile medeniyetin son noktası olan그후에는 낡은 러시아 비행기 한대를 전세내서 - 카탕가라는 작은 도시로 갔는데
Daha sonra ise de epey yaşlı bir Rus uçağı ile medeniyetin son noktası olanСлед това наехме доста стар руски самолет, който да ни закара до град Катанга.
Daha sonra ise de epey yaşlı bir Rus uçağı ile medeniyetin son noktası olanצעד הבא, שכרנו מטוס רוסי די וותיק שיטיס אותנו לעיר הנקראת קטנדה,
Daha sonra ise de epey yaşlı bir Rus uçağı ile medeniyetin son noktası olanومن ثم، قمنا باستئجار طائرة روسية قديمة جداً لتطير بنا إلى مدينة تدعى كاتنقا،
Daha sonra ise de epey yaşlı bir Rus uçağı ile medeniyetin son noktası olanハタンガという文明の最果てのような 街まで飛びました
Daha sonrasında epey çetrefilli olmaya başlar.E depois disso isso começa a se tornar realmente grande e intrincado...
Daha sonrasında epey çetrefilli olmaya başlar.Дори и тогава да започва да се получава доста голямо и тромаво.
Daha sonrasında epey çetrefilli olmaya başlar.حتى وان بدأت تكون كبيرة وثقيلة
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.A přešed David na druhou stranu, postavil se na vrchu hory zdaleka; nebo bylo mezi nimi nemalé místo.
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.David a trecut de cealaltă parte, şi a ajuns departe pe vîrful muntelui, la o mare depărtare de tabără.
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.David en zijn metgezel beklommen de berghelling tegenover het kamp en stopten op een veilige hoogte.
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.Davide passò dall'altro lato e si fermò lontano sulla cima del monte; vi era grande spazio tra di loro
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.David passa de l`autre côté, et s`arrêta au loin sur le sommet de la montagne, à une grande distance du camp.
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.Ðoạn , Ða - vít sang qua bên kia , dừng lại tại trên chót núi , xa trại quân . có một khoảng xa_cách nhau .
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.Ðoạn, Ða-vít sang qua bên kia, dừng lại tại trên chót núi, xa trại quân. có một khoảng xa cách nhau.
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.이에 다윗이 건너편으로 가서 멀리 산꼭대기에 서니 상거가 멀더라
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.Ko pa preide David na nasprotno stran, stopi na vrh hriba oddaleč, da je bila precejšnja razdalja med njimi;
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.Kun sitten Daavid oli tullut toiselle puolelle, asettui hän kauas vuoren laelle, pitkän välimatkan päähän.
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.Potom prešiel Dávid na druhú stranu a postavil sa na temene vrchu zďaleka, takže bolo veľké miesto medzi nimi.
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.И перешел Давид на другую сторону и стал на вершине горы вдали; большое расстояние было между ними.
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.Тогава Давид мина насреща та застана на върха на хълма от далеч, като имаше между тях голямо разстояние,
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.ויעבר דוד העבר ויעמד על ראש ההר מרחק רב המקום ביניהם׃
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.وعبر داود الى العبر ووقف على راس الجبل عن بعد والمسافة بينهم كبيرة
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.大 衛 過 到 那 邊 去 、 遠 遠 的 站 在 山 頂 上 、 與 他 們 相 離 甚 遠
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı.大 衛過 到 那邊 去 、 遠遠 的 站在 山頂 上 、 與他們相離甚遠
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.Au țipat la el, au -- a fost foarte urât.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.Ellos dos le gritaban y terminó siendo muy desagradable.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.Họ quát lên với hắn ta. Họ đã nói chuyện khá khiếm nhã.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.Ils criaient sur lui, ils ont été - c'était vraiment moche. Et nous sommes sortis, et il était furieux.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.그들이 그 남자에게 소리를 질렀습니다. 상당히 험악했죠.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.Loro gli gridarono conto, stavano... è stato davvero un brutto momento.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada. Neyse, dışarı çıktık.Então os dois vieram ao almoço e fomos expulsos do restaurante.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.Sie brüllten ihn an. Es wurde wirklich ausfallend.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.Wrzeszczeli na niego, było bardzo nieprzyjemnie.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.Ze schreeuwden tegen hem... een lelijk tafereel.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.Του φώναζαν, ήταν -- κατέληξε πολύ άσχημα.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.Двамата крещяха на чичото -- сигурно е било много грозно.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.На него накричали ... Это была ужасная сцена.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.הם התחילו לצעוק עליו, הם היו -- זה נעשה ממש מכוער.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.كانوا يصرخون في وجهه، كانوا -- ازداد الأمر سوءا.
Dayıya bağırıyorlardı ki sanırım epeyce küfür dolaşıyordu ortada.ものすごい剣幕でした
Dick bir noktada, ikimizin kişiliklerinin epey benzer olduğu sonucuna vardı. Bence bu konuda haklı değildi.Y Dick en cierto momento se convenció de que teníamos personalidades similares.
Dick bir noktada, ikimizin kişiliklerinin epey benzer olduğu sonucuna vardı.Dan pada suatu titik Dick menjadi yakin bahwa kami memiliki semacam kepribadian yang serupa.
Dick bir noktada, ikimizin kişiliklerinin epey benzer olduğu sonucuna vardı.Dick est devenu convaincu à un moment donné que lui et moi avions une sorte de personnalité commune.
Dick bir noktada, ikimizin kişiliklerinin epey benzer olduğu sonucuna vardı.Dick raakte ervan overtuigd dat onze persoonlijkheden nogal gelijklopend waren.
Dick bir noktada, ikimizin kişiliklerinin epey benzer olduğu sonucuna vardı.Dick w pewnym momencie doszedł do wniosku, że mamy podobne osobowości.
Dick bir noktada, ikimizin kişiliklerinin epey benzer olduğu sonucuna vardı.E Dick a un certo punto si convinse che avevamo anche una personalità simile.
Dick bir noktada, ikimizin kişiliklerinin epey benzer olduğu sonucuna vardı.E Dick convenceu-se a certo ponto que ele e eu tínhamos alguma semelhança nas nossas personalidades.
Dick bir noktada, ikimizin kişiliklerinin epey benzer olduğu sonucuna vardı.És egy ponton Dick meggyőződésévé vált, hogy ő és én hasonló személyiséggel rendelkezünk.
Dick bir noktada, ikimizin kişiliklerinin epey benzer olduğu sonucuna vardı.딕은 우리가 성격면에서도 어느 정도 유사한 면이 있다고 믿고 있었죠.
Dick bir noktada, ikimizin kişiliklerinin epey benzer olduğu sonucuna vardı.Şi Dick era convins la un moment dat că el şi cu mine aveam personaliăţi asemănătoare.
Dick bir noktada, ikimizin kişiliklerinin epey benzer olduğu sonucuna vardı.Und Dick war irgendwie davon überzeugt, dass wir eine Art Ähnlichkeit in unseren Persönlichkeiten hatten.
Dick bir noktada, ikimizin kişiliklerinin epey benzer olduğu sonucuna vardı.Vid något tillfälle blev Dick övertygad om att han och jag hade någon slags likhet i våra personligheter.
Dick bir noktada, ikimizin kişiliklerinin epey benzer olduğu sonucuna vardı.Και ο Ντικ κάποια στιγμή πείστηκε πως εκείνος κι εγώ είχαμε κάποιου είδους ομοιότητα στις προσωπικότητές μας.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod