Elimden geldiğince kısa sürede kitabı teslim edeceğim.I will return the book as soon as I can.
Elimden geldiğince çok çalışacağım.I'll try as hard as I can.
Elimden geldiğince sana destek olacağım.I'll support you as much as I can.
Masanın üzerinde bir elma var.There is an apple on the table.
Uykuya dalmak elimde değildi.I couldn't help falling asleep.
Sonunda, değerli taş onun ellerindeydi.At last, the gem was in his hands.
Sonunda, John ve Sue elmayı ikiye bölmeye karar verdiler.At last, John and Sue decided to cut the apple into halves.
Ben çok eleştirel olabileceğimi düşünmekteyim.I've been thinking that I may have been too critical.
Hiç elmalı tartla peynir yedin mi?Have you ever had cheese with apple pie?
El çantamı kim aldı?Who has taken my handbag?
Birinin elini sıktığında, onun gözlerinin içine bakmalısın.When you shake hands with somebody, you must look him in the eye.
Bazen, sadece ellerim bir şey yapsın diye sigara içiyorum.Sometimes I smoke just to give my hands something to do.
Ne yaptığın önemli değil, ama elinden gelenin en iyisini yapmalısın.No matter what you may do, you must do your best.
Takeshi bir soru sormak için elini kaldırdı.Takeshi raised his hand to ask a question.
Bir taksi durdurmak için elimi kaldırdım.I held up my hand to stop a taxi.
Hiçbir şey elmas kadar sert değildir.Nothing is as hard as a diamond.
Elmas doğal olarak serttir.Diamond is essentially hard.
Elmaslar bir kızın en iyi arkadaşlarıdır.Diamonds are a girl's best friends.
Elmasın sertliği 10'dur.The hardness of diamond is 10.
Elmas pırıl pırıl parlıyordu.The diamond shone brightly.
Ben bir elmas yüzük takmıyorum, ama mutluyum.I'm not wearing a diamond ring, but I'm happy.
Çok zor bir görev omasına rağmen, ben elimden geleni yapacağım.Although it is a very difficult task, I will do my best.
Birçok yazar eleştirilmekten nefret eder.Most writers hate being criticized.
Keşke öyle güzel bir elbisem olsa.If only I had a pretty dress like that!
Onların hepsi el yapımı şeylerdi.All of them were handmade things.
Onlar çok büyük elmalar.They are very big apples.
Bu bir elmaya benziyor.It looks like an apple.
Elimde değil.I can't help it.
O elli dolardan daha azdı.It was less than fifty dollars.
O elinden geleni yaptı.He put all his heart and soul into it.
Her oyuncu elinden geleni yaptı.Each player did his best.
Elma henüz olgun değil.The apple is not yet ripe.
Cesur şövalye ileri adım atıp bayanın elini öper.The brave knight steps forward and kisses the lady on the hand.
Problemin çözümü elinizin altındaydı.The resolution to the problem was close at hand.
Sorun bir sonraki toplantıda ele alınacak.The problem will be on the carpet at the next meeting.
Sorun kısa sürede ele alınacak.The problem will soon be dealt with.
O şapka yalaşık elli dolara mal oldu.That hat cost around fifty dollars.
Belge düşmanın ellerine geçti.The document passed into the enemy's hands.
Satın almadan önce niçin elbiseyi denemedin?Why didn't you try the dress on before you bought it?
Elbise yeni tasarlandı.The dress is newly designed.
Elbise size olur.The dress becomes you.
Elbise size uyar.The dress becomes you.
Uçakta elli yolcu vardı.There were fifty passengers on the plane.
Kız ağır kutuyu tek elle kaldırdı.The girl lifted the heavy box with one hand.
Aktör takım elbiselerini terziye diktirirdi.The actor used to have the tailor make his suits.
Çiftçi kendi bahçesindeki elmaları çalan çocuğu yakaladı.The farmer caught the boy stealing the apples in his orchard.
Ben o gün elli mil sürdüm.I rode fifty miles that day.
Doktor, o gün ellinin üzerinde hastayı muayene etti.The doctor examined over fifty patients that day.
Şehir düşmanın eline geçti.The city fell to the enemy.
Şehir, 1664 yılında İngilizler tarafından ele geçirildi.The city was taken by the English in 1664.
Elektrikli cihaz, taşınma sırasında hasar görmüş olmalıdır.The electrical appliance must have been damaged in transit.
Satış elemanı elbiseyi alması için onu ikna etti.The salesperson persuaded her to buy the dress.
Teklif geçen hafta ele alındı.The proposal came up last week.
Kuşlar o kadar evcil ki onlar sizin elinizden yiyecekler.The birds are so tame they will eat from your hand.
Şehir Londra'nın elli mil kuzeyindedir.The city is fifty miles above London.
Şehir Londra'nın elli mil yukarısındadır.The city is fifty miles above London.
Adam çocuğu elinden tuttu.The man took the boy by the hand.
Adam parçalanmış elbiseler içindeydi.The man was in rags.
Adam elli yıl ülkeyi yönetti.The man controlled the country for fifty years.
Çocuk elbiselerini çıkardı ve pijamalarını giydi.The boy took off his clothes and put on his pajamas.