Güney Pasifik Ekonomik İşbirliği Bürosu - PARTA oldu.Był przewodniczącym South Pacific Bureau for Economic Co-operation.
İçine düştüğü ekonomik sıkıntılar onu öz vatanına, İstanbul'a dönmesini zorunlu kılmıştır.Kłopoty finansowe zmusiły go do powrotu do pirackiego życia.
Şehrin yüksek ekonomik büyüme oranı çok sayıda yatırımcı çekmiştir.Za jego kadencji nastąpił znaczny wzrost dobrobytu miasta, zrealizowano wiele inwestycji.
Duvieusart Ekonomik İşler Bakanı olarak görev yapmıştır (1947-1950 en 1952-1954).Dwukrotnie był ministrem gospodarki i klasy średniej (1947-1950, 1952-1954).
Ekonomik ve siyasi kapitülasyonlar ise tamamıyla kaldırıldı.Czy wszystkie dyplomatyczne metody prowadzenia polityki zostały wyczerpane?
DP meclis grubunda ekonomik gelişmeler nedeniyle huzursuzluk giderek artıyordu.Natomiast społeczność arabska pozostała z rosnącym uczuciem porażki.
1923 yılı ekonomik krizlerin yoğun olarak yaşandığı bir yıl oldu.1983 był rokiem głębokiego kryzysu gospodarczego.
Bu sayede yüksek oranlı uçuşlar için ekonomik açıdan masraf azalması sağlar.Przypuszczalnie służy to zmniejszeniu kosztów energetycznych lotu.
Fakat durum yaşanan ekonomik kriz sonrasında yapılan seçimlerde değişmiştir.Sytuacja zmieniła się po kolejnych wyborach.
1970'lerin sonlarında ve 1980'lerin başında ekonomik yenileşmeler başlatıldı.Pod koniec lat 80. ruszyła demokratyzacja.
Kulüp ayrıca ekonomik sıkıntılar yaşıyordu.Potem klub przeżywał problemy finansowe.
Ekonomik nedenlerle, köyün büyük kısmı büyük şehirlere göç etmek zorunda kalmıştır.Ze względu na potrzeby wojny znaczna ich część musiała pozostawać w swych osiedlach.
Sosyolojik ve ekonomik açıdan da bu konu önemlidir.Obok koncepcji programowej, ważny jest również aspekt społeczno–gospodarczy.
Bu tezler ontolojik, epistemolojik, psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve mantıksal olabilir.Przymus może być fizyczny, gospodarczy, psychologiczny.
Ekonomik yapılandırma bir sınıfta 149, iki sınıfta 126 yolcu taşıya bilir.Aby ratować miejscową gospodarkę, w 124 BBY.
Ancak mevcut mermer ocakları ekonomik olmaması nedeniyle işletilmemektedir.Dziś przyjmuje się jednak, że przełowienie nie było jedyną przyczyną.
Rusya'nın Suriye'de önemli ekonomik çıkarları bulunmaktadır.Rosja użyje swoich sił zbrojnych w Syrii.
Ekonomik ve Sosyal Göstergeler 2009. ss. sf.Między polityką a działalnością społeczną, Toruń 2009.
Ekonomik gidişat zaten kriz nedeniyle iyi değildi.Kompleks ten nie został ukończony z powodu kryzysu gospodarczego.
Almanya, Avrupa ekonomik ve siyasi bütünleşme hareketinin sıkı bir savunucusudur.Rzecznik zjednoczenia Europy pod względem gospodarczym i obronnym.
Gene toplumsal ve ekonomik reformlara girişti.Równie istotny wpływ wywarła reformacja na stosunki gospodarczo-społeczne w Europie.
Bir diğer ekip ise siyasi ve ekonomik başlıklara yoğunlaşanlardır.Domagano się większego wpływu wodzów na sprawy gospodarcze i polityczne.
1963 - Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında ortaklık antlaşması imzalandı.1991 – Zawarto układ stowarzyszeniowy między Polską a Wspólnotami Europejskimi.
Weber'e göre kapitalizm, insanlık tarihinin en gelişmiş ve karmaşık ekonomik sistemidir.Według jego poglądów feudalizm był oczywistym i koniecznym stadium rozwoju ludzkości.
Sarnıç köyü ekonomik ve sosyal yönden oldukça ileri bir durumdadır.Teren Radzymina jest atrakcyjny pod względem rozwoju gospodarczego i społecznego.
İşsizlik sebebiyle ekonomik zorluklar çekti.Z powodu trudności finansowych wychodziło nieregularnie.
Konferansın amacı, Avrupa'da, I. Dünya Savaşı'ndan dolayı oluşmuş ekonomik krizin çözülmesini planlamaktı.Celem połączenia było uchronienie się przed światowym kryzysem gospodarczym.
1981 - Yunanistan, Avrupa Ekonomik Topluluğu üyeliğine kabul edildi.1981 – Grecja przystąpiła do EWG.
ECO: Ekonomik İşbirliği Teşkilatı.H. Kolka: Wywiad gospodarczy.
Bu ekonomik etkinlik için önemlidir.Jest to szczególnie istotne dla działalności gospodarczej organizacji.
İlçenin ekonomik bağlantısı ve sosyal/kültürel aktiviteleri Gaziantep'ledir.Krajoznawca, działacz turystyczny i społeczny związany z Ziemią Cieszyńską.
Hepatit C’nin hem bireylere hem de topluma olan ekonomik maliyeti önemli ölçüdedir.De ekonomiska kostnader som hepatit C medför är märkbara, både för individen och för samhället.
Hastalık her yıl 8 milyar USD'lik ekonomik kayba neden olmaktadır.Sjukdomen orsakar en ekonomisk förlust på 8 miljarder USD årligen.
Soğuk algınlığının ekonomik etkisi, dünyanın birçok yerinde yeteri kadar anlaşılmamaktadır.Hur stora de ekonomiska konsekvenserna av förkylning är oklart i stora delar av världen.
Kulüp ayrıca ekonomik sıkıntılar yaşıyordu.Då hade klubben även ekonomiska problem.
1981 - Yunanistan, Avrupa Ekonomik Topluluğu üyeliğine kabul edildi.1981 – Grekland blir medlem av Europeiska ekonomiska gemenskapen (EEC).
Avrupa Ekonomik Topluluğu'nda çevreyle ilgili ilk politika 1972 yılında başlatıldı.Den första miljöpolitiken inom Europeiska gemenskaperna påbörjades 1972.
Bu hastalığın ekonomik maliyetinin yılda 3 milyar Amerikan Doları civarında olduğu tahmin edilmektedir.Den ekonomiska kostnaden av sjukdomen är beräknad till kring 3 miljarder USD årligen.
Finansal hizmetler, finans sektörünün sağladığı ekonomik hizmetlerdir.Finansiella tjänster är tjänster i finansbranschen.
Gömbös ekonomik krizden kurtulmak için Almanya ile yeni bir ticari anlaşma imzaladı.Gömbös slöt ett omfattande handelsavtal med Tyskland vilket kom att förbättra Ungerns svaga ekonomi.
1993 yılında Turçinov Başbakan Kuçma'nın ekonomik konularda danışmanı olarak atandı.1993 utsågs han till premiärminister Leonid Kutjmas rådgivare i ekonomiska frågor.
Ancak son yıllarda daha çok ekonomik liberalleşmeye yönelmiştir.De borde ha fört en striktare penningpolitik under dessa år.
Yunan ve uluslararası ekonomik politikaları konusunda çok sayıda kitap yazmıştır.Han har skrivit flera böcker om svensk- och internationell politik.
Ekonomik ve siyasi koşullar önem kazanmaktadır.Politiska och ekonomiska förbindelser har blivit mycket bättre.
Ancak ekonomik sıkıntılar ve deprem felaketi nedenleriyle 6 şube kapanmak zorunda kaldı.Han fick dock mekaniska problem och tvingades bryta efter bara sex varv.
Öncül devirde büyük askeri başarılar ve büyük ekonomik bozukluklar görüldü.Perioden före hade dominerats av stora militära konflikter och ekonomiska framgångar.
Ancak her siyasi görüşün gerçekte ekonomik temeli olur.Varje linje skulle bära sig bättre ekonomiskt.
Ekonomik Terimler Ansiklopedik Sözlük (3 bas.).Anatomisk bildordbok (Tredje).
1994 yılında Ekonomik Trend dergisi tarafından "Yılın Bürokratı" seçildi.År 1994 fick han "Bureaucrat of the Year" utmärkelsen av Economic Trend tidningen.
Bu ayrım, dünyanın her yerinde olduğu gibi ekonomik statüye göre yapılmaktadır.Staden byggdes ut på samma sätt som överallt annanstans i världen.
Ekonomik özgürlük, ekonomi ve politika tartışmalarında kullanılan bir terim.Ekonomisk frihet är ett begrepp som används i ekonomisk forskning och i politiska debatter.
1973 - Birleşik Krallık, İrlanda ve Danimarka, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) üyesi oldu.1973 – Danmark, Irland och Storbritannien går med i Europeiska ekonomiska gemenskapen (EEC).
Bu durum da köyün ekonomik refahını yükseltmektedir.Effekten av detta blev i sin tur ett ökat ekonomiskt välstånd för landet.
Ekonomi belli bir bölge içindeki ekonomik sistemden oluşur.Området är upptaget i en särskild ekonomisk zon.
Deniz ve okyanuslar sadece ulaşım amaçlı değil, ekonomik amaçlı da kullanılırlar.Ubåtar används inte enbart för militära ändamål utan också av privatpersoner.
1 Ocak - Yunanistan Avrupa Ekonomik Topluluğu üyeliğine kabul edildi.1 januari – Grekland går med i EG .
Kasaba, I. Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan ekonomik krizden etkilenmiştir.Företaget drabbades av den ekonomiska nedgången efter första världskriget.
Ekonomik durum: İlk yerleşimciler ekonomik olarak birbirlerine yakın durumdaydılar.Det revolutionerande var att olika sociala klasser bodde bredvid varandra.
2003-2005 arasında George W. Bush'un ekonomik danışmanlar konseyinin başkanlığını yürütmüştür.2003 till 2005 var Mankiw ekonomisk rådgivare till president George W. Bush.
Gıda ve inşaat malzemeleri üretimi, doğalgaz önemli ekonomik faaliyetlerdir.Återskogningen och fiskeprojekten har exempelvis visat sig ekonomiskt självförsörjande.