İlçede temel ekonomik etkinlik tarımdır.In de Bronstijd betekent dit een economische kernactiviteit.
Problem ekonomik ve sosyaldi.Naar economisch of maatschappelijk onderwerp.
Yani işlem maliyetleri ekonomik kurumların bulunması maliyetleridir.Kosten bedrijfseconomische kostenvraagstukken.
Halkın kültür seviyesi ve ekonomik durum çok düşüktür.Zowel de bevolking als de economische productie verminderde sterk.
KMÜ Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi.Tijdschrift voor Sociale en Economische Geschiedenis
Kalan ülkelerin euroyu kullanmaya ne zaman geçeceği ekonomik durumlar görüşüldüğünde karara bağlanacaktır.Ook de nieuwe lidstaten zullen, zodra ze aan de monetaire eisen kunnen voldoen, overgaan op de euro.
Ekonomik olarak önemi çok büyüktü.De economische betekenis is dan ook groot.
Ekonomik kalkınma, bir ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyal refahının geliştiği süreçtir.De internationale gemeenschap zou de economische, sociale en institutionele ontwikkeling van Haïti steunen.
Bu durum ekonomik olarak müspet yönde mahallesi etkilenmektedir.Dit lijkt tegenstrijdig met het feit dat de stad administratief van belang bleef.
Sovyetler Birliği, bu girişimi; ülkeye ekonomik ambargo uygulayarak bastırmaya çalıştı.Het Sovjetleger probeerde dit tegen te houden, onder andere door een economische blokkade op te leggen.
Ekonomik gücü, mensuplarının işlettiği firmalardan kaynaklanmaktadır.De speculatie leidt dus tot overgewaardeerde bedrijven.
Günümüzde yaylacılık ekonomik boyutundan ziyade kültürel bir özellik olarak ön plana çıkmaktadır.Heden ten dage wordt eerder gekozen voor een multiculturele benadering.
Ekonomik olarak pahalı olması.Hij heeft het financieel moeilijk.
Tarım şehrin en önemli ekonomik faaliyetidir. ^De landbouw is de belangrijkste economische activiteit van het dorp.
Bunda Rusyaya ekonomik bağımlılığın büyük etkisi vardır.Dit kan politiek gevoelig liggen bij Rusland.
Ekonomik istikrarın yanında insan hakları ihlalleri devam etmekteydi.Met de mensenrechten bleef het echter, naar westerse maatstaven, treurig gesteld.
Diğer Fin halklar kültürel, ekonomik ve siyasi açıdan daha az organize bir seviyedeydi.Daar komt bij dat de Hettieten behoorlijk tolerant waren in politiek, sociaal en cultureel opzicht.
Feodalizm, Avrupa'daki ekonomik dengelerin değişmesiyle yıkılmıştır.Pruisen dreigde nu het machtsevenwicht in Europa te verstoren.
Giderek daha çok Devrim'in ekonomik tarihiyle ilgilenmeye başladı.Ze stonden steeds meer onder de invloed van de revolutionaire ideeën.
Ekonomiye genel bakış: Ekonomik aktivitesi ticari balıkçılıkla sınırlıdır.De langsnuitpijlstaartrog is voor de visserij van beperkt commercieel belang.
Ekonomik alanda da Cevher önemli reformlar yaptı.Ook liet hij grote economische hervormingen doorvoeren.
Ama Slovakya ekonomik sorunlardan dolayı 2008'de yarışmaya katılamadı.In 2008 werd de wedstrijd niet georganiseerd wegens financiële problemen.
Dış istihbarat ise yabancı devletlerin siyasi ya da ekonomik faaliyetlerine ilişkin bilgi toplama içerir.'Verzamelen' betekent het opzoeken van gegevens bij economische of sociale actoren.
Bu iki ülkenin Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) ve Doğu Asya Zirvesi (EAS) üyeliği de bulunmaktadır.Dit gebeurt via organisaties als ASEAN+3 en de Asia-Pacific Economic Cooperation (APEC).
Avantaj ve dezavantajlarını ekonomiklik koşulunu da göz önüne alarak belirler.Zowel de aspiraties als de tekortkomingen van het economische model komen aan de orde.
1998 Rusya ekonomik krizi veya Ruble krizi, 17 Ağustos 1998'de Rusya'da baş gösteren ekonomik kriz.De Russische financiële crisis, ook wel bekend als de Roebelcrisis, trof Rusland in de zomer van 1998.
1957’de Roma Anlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu kuruldu.Met het Verdrag van Rome (1957) werd de Europese Economische Gemeenschap opgericht.
Buna rağmen verilen emeğin ekonomik karşılığı tam olarak alınamamaktadır.Zij achtte de voorgestelde compensatie volstrekt onvoldoende.
Siyasî nedenlerin yanında ekonomik ortaklık da ilişkilerin olumlu yönde gelişmesine fayda sağlamıştır.Omgekeerd kunnen goede politieke relaties ook in het voordeel werken van de bedrijven.
Köyün arazi yapısı kırsal olması nedeniyle ekonomik geliri düşüktür.De schaarste aan mensen op het platteland zal de lonen in landbouwsector immers opdrijven.
Kentin en önemli ekonomik sektörleri şunlardır: Petrol rafinerisi Nakliyat Gıda sektorü.De belangrijkste industrie in de stad is de aardolieraffinaderij van energiebedrijf Eni.
Savaş sonrası Japonya büyük bir ekonomik mucizeye tanıklık etti.In de naoorlogse decennia kende Mexico een stabiele economische ontwikkeling.
Japonya, Gürcistan'ın çeşitli kültürel ve ekonomik geliştirme projelerinde dış kaynak sunmuştur.Japan werd bedankt voor zijn steun aan de ASEAN socio-culturele- en ontwikkelingsprojecten.
Toplam ekonomik kayıp tahminen 1 milyar US$ dır.Het totale economische schade werd geraamd op ongeveer 1 miljard US$.
Yaşanan Ekim Devrimi ve Rus İç Savaşı dönemlerini takip eden ekonomik çöküş dönemiydi.Een serieproductie kwam pas na de Oktoberrevolutie en de daaropvolgende Russische Burgeroorlog tot stand.
Balondan kaynaklanan ekonomik sarsıntı çok kısıtlıydı.De initiële reactie op de markten was beperkt.
Devlet başkanlığı boyunca ekonomik kalkınmanın siyasi özgürlüklerden önce geldiğini vurguladı.Aan het begin van zijn regering stond een liberalisering van de politiek in Tibet voor.
Gene toplumsal ve ekonomik reformlara girişti.De sociale en economische organisatie veranderde.
Birçok ek iş yapsa da ekonomik durumu gittikçe kötüleşir.Ondanks alle maatregelen verslechtert de toestand van de economie aanzienlijk.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.Mamy teraz okazję, by wygrać naszą ekonomiczną niezależność.
Tüm bunlar, ekonomik bir felaket olan Dördüncü Haçlı Seferi'nin gelişiyle birlikte değişti.Wszystko to zmieniło się z przybyciem IV krucjaty, która była ekonomiczną katastrofą.
Öncültür özgün "keiretsu"lar, II. Dünya Savaşı'ndan sonra ekonomik mucize sırasında Japonya'da ortaya çıktı.Pierwsze keiretsu pojawiły się w Japonii w okresie "cudu gospodarczego" po II wojnie światowej.
Rusya aynı zamanda ekonomik ve istatistiksel gereksinmeler için 12 ekonomik bölgeye ayrılır.Ponadto w celach gospodarczych i statystycznych używany jest także podział na 12 regionów ekonomicznych.
1960 - Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) kuruldu.1960 – Powstała Organizacja Współpracy Gospodarczej i Rozwoju (OECD).
1994'te de ise İzlanda Avrupa Ekonomik Alanı'nın bir üyesi oldu.W 1994 Islandia stała się członkiem Europejskiego Obszaru Gospodarczego.
Daire ayrıca gelişmiş ülkelere ekonomik gelişmede uzay teknolojisinin kullanımı için destekte bulunur.Biuro wspiera również kraje rozwijające się w używaniu technologii kosmicznych w celu rozwoju ekonomicznego.
Soğuk algınlığının ekonomik etkisi, dünyanın birçok yerinde yeteri kadar anlaşılmamaktadır.Wpływ przeziębienia na ekonomię większej części świata pozostaje niejasny.
Azerbaycan hammadde taşımacılığında da önemli bir ekonomik merkezdir.Azerbejdżan jest również ważnym ośrodkiem gospodarczym w transporcie surowców.
1975 - Yunanistan, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) üyeliği için resmen başvurdu.Za jego rządów w roku 1985 Grenlandia wystąpiła z Europejskiej Wspólnoty Gospodarczej (EWG).
1994 yılında Ekonomik Trend dergisi tarafından "Yılın Bürokratı" seçildi.W 1994 otrzymał od magazynu „Ekonomik Trend” tytuł „Urzędnika Roku”.
Bundan dolayı, bir ülkede meydana gelen bir ekonomik kriz diğer bir ülkeye sıçrar.Nadmierny rozwój jednej dziedziny gospodarki skutkuje regresem pozostałych dziedzin.
Bunun başlıca nedenleri ekonomik politika ve daha az bir ölçüde aile birleşimidir.Głównym celem organizacji jest gospodarcza i (w mniejszym stopniu) polityczna integracja państw członkowskich.
2001 yılında Be Inc. ekonomik nedenlerden Palm'e satılmıştır.Niestety w 2001 r. prom z powodów ekonomicznych został sprzedany do Estonii.
Bunun sebebi Rusya'daki ekonomik zorluklardır.Na trudności te nałożył się kryzys gospodarczy w Rosji.
Ancak son yıllarda daha çok ekonomik liberalleşmeye yönelmiştir.W kolejnych dekadach stopniowo liberalizowano rynek finansowy.
Böylece hem ekonomik bakımdan, hem de politik bakımdan Fransa güç kaybetti,.Przegrywa więc zarówno na tle politycznym, jak i rodzinnym.
28 Ocak - Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık olağan toplantısı, İsviçre'nin Davos kasabasında yapıldı.28 stycznia – udział we Światowym Forum Ekonomicznym w Davos.
Bu kararname neticesinde devlet ekonomik olarak bağımsızlığını kaybetmiştir.W jej wyniku Czechy tracą niezależność.
Yahudiler ülkenin ekonomik hayatında öneli bir rol oynuyorlardı.Żydzi odgrywali istotną rolę w ekonomii.
Bununla birlikte bazı ekonomik ve toplumsal reformlar yaptı.Przeprowadził szereg reform gospodarczych i socjalnych.