Başkent Phnom Penh, ülkenin politik, ekonomik ve kültürel merkezidir.مانيلا هي العاصمة السياسية للفليبين، وهي المركز الاقتصادي والثقافي والسياسي للبلاد.
Ana madde: Tokyo Tokyo, Japonya'nın en kalabalık ve ekonomik açıdan en önemli şehridir.تعد العاصمة طوكيو، بلا شك، المدينة الأهم في اليابان.
Birmingham çok iyi seçilebilir şekilde yeni bir ekonomik profil göstermekte idi.إلا أن أودونيل فشل في تحقيق نموّ اقتصادي جيد.
Şehirdeki ekonomik etkinlikler yerel ölçeklidir.النشاط الاقتصادي ضعيف في البلدة.
Ekonomik ve siyasi koşullar önem kazanmaktadır.فتشكل الظروف الاقتصادية والسياسية أفكار المرء.
Ekonomik olarak pahalı olması.فعالة من حيث التكلفة.
Ekonomik şartlarda, elektrik (hem güç hem de enerji) alınıp satılabilir.سوق الكهرباء تُعَد الكهرباء (القوة والطاقة)، من الناحية الاقتصادية، سلعة يمكن شراؤها وبيعها وتداولها.
En etkin, en pratik, en ekonomik koruma aşılama ile sağlanır.وأهمها أمنيا وأكثرها حضورا هو جهاز الأمن الوقائي.
Ancak 2009 yılında yaşanan ekonomik kriz nedeniyle proje iptal edildi.في عام 2009، تم تأجيل البناء بسبب الأزمة الاقتصادية العالمية .
Avrasya Ekonomik Komisyonu, gümrük birliğinin ve Avrasya Ekonomik Birliği'nin düzenleyici organıdır.المفوضية الاقتصادية الأوراسية هي وكالة تنظيمية للاتحاد الجمركي ولتجمع الاقتصادي الأوراسي.
Yunanistan - İzlanda ilişkileri , Yunanistan ve İzlanda arasındaki dış, ekonomik ve kültürel ilişkilerdir.العلاقات السعودية الرومانية هي العلاقات الخارجية والاقتصادية والثقافية بين رومانيا و المملكة العربية السعودية.
Ekonomik sorunları nedeniyle okulu bıraktı.لكنه أُجبر على مغادرة المدرسة بسبب المشاكل الماليّة بمنزله.
Bu süreç, alkollü içeceklerle alakalı, geleneksel fermantasyon yönteminden daha ekonomiktir.بيئياً : تعتبر هذه العملية أكثر صداقة للبيئة عن طرق الاستخلاص التقليدية .
Kadıköy İlçesi'nde egemen ekonomik etkinlik ticarettir.مشاركة المرأة زوجها في التجارة.
Diğer Bölgesel ekonomik stok pazarı indeksleri karışıklıkları yayma konusu üzerine 20 Şubat'ta düşüş yaşadı.تراجعت مؤشرات الأسهم في السوق المالية الإقليمية في 20 فبراير 2011 بسبب القلق من انتشار عدم الاستقرار.
Paylaşımsal verimsizlik genellikle ekonomik eşitsizlikle birlikte ele alınmaktadır.قد تتقاطع اللامساواة الاقتصادية مع التدرج الاقتصادي بالتأكيد.
Ayrıca arıcılık en önemli ekonomik alanlardandır.و ما تزال العطف أحد أهم مراكز الإباضية.
Doğu Afrika Topluluğu, Afrika Ekonomik Topluluğu'nun ayrılmaz bir parçasıdır.تعتبر المجموعة من ركائز المجموعة الاقتصادية الأفريقية.
Rusları cesaretlendiren de Osmanlı yönetiminin kararsız tavrı, askerî ve ekonomik zafiyetleriydi.يعتبر الحديد بدون منازع العمود الفقري لقوة الدولة العسكرية والإقتصادية.
Daha muhafazakâr bir ekonomik reform paketleri uyguladı.إجراء إصلاحات اقتصادية ليبرالية جديدة.
İzleyen dönemde bir dizi ekonomik kalkınma projesi gerçekleştirdi.ولكن من المتوقع الانتهاءُ من عددٍ من المشاريع الواعدة الاقتصادية الكبرى قريبا.
1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ile bütün dünyada başlayan ekonomik kriz Yunanistan'ı daha ağır vurdu.كان للأزمة الاقتصادية العالمية في 1929 والتي أطُلق عليها الكساد الكبير تأثيرًا طاحنًا.
Asya'da yer alan farklılıklar kültürel, ekonomik ve tarihi kökenlere sahiptir.العلاقات السياسية بين البلدين مستقرة نظرًا لعدم وجود خلافات على قضايا تاريخية وجغرافية واقتصادية.
Bu durum ilçeye ekonomik katkı sağlamaktadır.وعلى هذا النحو فهم يعدون عائقًا اقتصاديًا.
1857 Paniği ilk gerçek anlamda küresel ekonomik krizdi.كسر "الذعر من 1857" القالب من قبل كل تفكير على الاقتصاد العالمي.
Millî Eğitim Bakanlığı Yayını, 1960 Ekonomik Coğrafya."تكوين رأس المال العالي" مجلة الاقتصاد السياسي 1960.
Ancak bu gelişme öncelikle ekonomik ilişkilerde sağlandı.والعلاقات ما بين البلدين قائمة في المقام الأول على العلاقات الاقتصادية.
Millileştirme kararı İran'da giderek derinleşen bir siyasi ve ekonomik bunalıma yol açtı.وهذا أدى إلى أزمة مالية وسياسية ضخمة حيث دخلت أيرلندا مرحلة ركود.
Emrinde olan tüm ekonomik ve politik kaynakları bu projeye yönlendirdi.استعمال جميع الوسائل السياسية والعسكرية للوصول إلى هذا الهدف.
Batı Hunları klasik göçebe ekonomik hayatına sahipti.كان للهون الغربيين الحياة الاقتصادية للرحالة الخيالة التركية الكلاسيكية.
1937 itibarıyla tüm ailenin ekonomik yükünü omuzlayarak stüdyoyu tek başına işletmeye karar verdi.وبحلول عام 1937 قررت إدارة استوديو والدها متحملة الأعباء المالية لأسرتها.
Ancak ürünlerin ekonomik katkısı çok azdır.ولهذا السبب، لا يمكن قبول المساهمات الصغيرة من الأغذية.
Döneminde ekonomik olarak en önemli kurumdu.وكانت أكبر صفقة في ذلك الوقت.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.هذه المرة النضال من أجل استقلالنا".
Keynesyen ekonomi altında, makroekonomik eğilimler bireylerin ekonomik tercihlerini bastırabilir.وفقا Tobin’s Q، يمكن لأسعار الأصول أن يؤثر على النشاط الاقتصادي.
2010 yılında ekonomik kriz nedeniyle Harley-Davidson MV Agusta'yı Claudio Castiglioni'ye geri sattı.باعت شركة هارلي ديفيدسون إم ڨي أجوستا إلى كلاوديو كاستيغليوني، وإنهيت الصفقة في الأسبوع الأول من أغسطس 2010.
Ekonomik faaliyetler al gülüm ver gülüm şeklinde devam etmektedir.مستحيل ابتعد عنك ابتسم يا بعد عمري ..
Ekonomik anlamda kapital ekonomiyi benimser.في الاقتصاد تعني استثمار.
Halkın genelinin ekonomik durumu iyidir.أن تكون الحالة الاقتصادية للأسرة جيّدة.
Bu kararname neticesinde devlet ekonomik olarak bağımsızlığını kaybetmiştir.وظهر أن المملكة قد فقدت استقلالها السياسي.
Tasarımından dolayı yakıtı hiç de ekonomik olmayan şekilde tüketir.مع العلم أنه لا يستخدم للتفحيم لعدم جدوتها اقتصاديًا.
Vadinin ekonomik açıdan kullanımı için çalışmalar yapılmaktadır.وتُستخدم أيضًا الطوب الأسمنتيّة لأسباب اقتصاديّة.
Yapımcılar onu artık ekonomik desteklerini kesmekle tehdit etmektedir.هددت الجهات المانحة الرئيسية للمساعدات هايتي بقطع المساعدات.
Ülke ağır bir ekonomik sömürüye maruz bırakıldı.تأسست لاهتي خلال فترة ركود اقتصادي حاد.
Siyasi görüşünde sosyal ve ekonomik olarak liberalleşme dile getirmektedir.وقد أرتباط سياسته بي ليبرالية اقتصادية و ليبرالية اجتماعية.
Köy çevre köyler arasında ekonomik anlamda küçük Almanya olarak adlandırılmaktadır.فالأسياح يعتبر من أشهر المناطق الزراعية في القصيم...
2004 yılında Ekonomik ve Sosyal Konsey üyeliğine atanmıştır.وعين في سبتمبر 2006 عضوا بالمجلس الاقتصادى والاجتماعي.
Bu nedenle, Batıkent kendi başına bir ekonomik merkez haline gelememiştir.وهكذا فإن التنمية لا تقتصر على النمو الاقتصادي فقط!
Hükümetin en büyük rolü, iş için iyi ekonomik koşulların sağlanmasına yardım etmekti.O maior papel do governo era de ajudar a fornecer boas condições econômicas para os negócios.
Yunan ve uluslararası ekonomik politikaları konusunda çok sayıda kitap yazmıştır.Escreveu alguns livros sobre políticas económicas gregas e internacionais.
Hepatit C’nin hem bireylere hem de topluma olan ekonomik maliyeti önemli ölçüdedir.O impacto económico da hepatite C é bastante significativo, quer a nível individual, quer a nível social.
Karmaşık ekonomik ve kurumsal faktörler Japonya’nın savaş sonrası büyüme faktörlerini oluşturdu.Fatores econômicos e institucionais complexos afetaram o crescimento do Japão no período pós-guerra.
Şehrin yüksek ekonomik büyüme oranı çok sayıda yatırımcı çekmiştir.A alta taxa de crescimento econômico da cidade tem atraído inúmeros investidores.
1976 - Uluslararası Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi yürürlüğe girdi.1976 — Entra em vigor o Pacto Internacional dos Direitos Econômicos, Sociais e Culturais.
Gallente Federasyonu ve Caldari Devleti ekonomik ve ticaret odaklı uluslardır.A Federação Gallente e o Estado Caldari são ambos nações orientadas à economia e ao comércio.
Ekonomik ve siyasî göçler imparatorlukta çapraz bir etki yaratmıştı.As migrações econômicas e políticas tiveram impacto em todo o império.
Çin'in ekonomik reformları, bankacılık sisteminin ekonomik rolünü büyük ölçüde artırdı.As reformas econômicas aumentaram grandemente o papel econômico do sistema bancário.
Yaldızlı Çağ, özellikle Kuzey ve Batı'da hızlı bir ekonomik büyüme dönemiydi.A Era Dourada foi uma era de rápido crescimento econômico, especialmente no norte e no oeste.
Manhattan, New York'un ekonomik olarak lokomotifi sayılır.Manhattan é o motor econômico da cidade de Nova Iorque.
1958 - Avrupa Ekonomik Topluluğu kuruldu.1958 — Criação da Comunidade Econômica Europeia.