Tom haftada bir kez ekmek pişirir.Tom bakes bread once a week.
Tom, her pazar sabahı ekmek-şarap ayinine gider.Tom goes to mass every Sunday morning.
Mutfakta ekmek pişirmek için bir fırın var.There is an oven to bake bread in the kitchen.
Peynirli ekmek mi yoksa ballı ekmek mi istiyorsunuz?Do you want bread with cheese or bread with honey?
Süpermarketten elma, portakal, ekmek ve fıstık ezmesine ihtiyacımız var.We need apples, oranges, bread and peanut butter from the supermarket.
Fırınım olmadığı için ekmek pişiremem.I can't bake bread because I don't have an oven.
Peyniri ekmeğin üzerinde yayarım.I spread cheese on bread.
Noel zencefil ekmeği / bal keki bir geleneksel Almanya tatlısıdır.Christmas Gingerbread / honey cake is a traditional dessert of Germany
Ekmek ve tereyağdan başka bir şey yemedim.I haven't eaten anything but bread and butter.
Onlar ekmek yiyor.They are eating bread.
Ekmek dünyada en sade ve en eski yiyecektir.Bread is the simplest and oldest food in the world.
Krakerler ekmeğin pişirildiği gibi aynı şekilde bir fırında pişirilir,Crackers are baked in an oven, much the same way as bread is.
O meyve ve ekmek yiyor.She's eating fruit and bread.
Ben onları ekmeğe sürmem.I don't spread them on bread.
Ben glutensiz ekmek için tarifeyi paylaştım.I shared the recipe for gluten-free bread.
Ne tür ekmek yemek istediğini bana söyle.Tell me what kind of bread you'd like to eat.
Tom ekmek almadı.Tom didn't buy bread.
Ekmeği diyagonal dilimler halinde bir parmak genişliğinde kes.Cut the bread into diagonal slices the width of a finger.
Biz ekmeğimizi çalışarak kazanırız.We earn our bread by working.
Matzo, mayasız ekmek, hamursuz bayramı sırasında yenir.Matzo, an unleavened bread, is eaten during Passover.
Onlar bal ve ekmekle beslenirler.They feed on honey and bread.
Sadece bir parça ekmek yedim.I only ate a bite of bread.
Kahvaltı için Sandra bir dilim ekmek ve bir fincan kahve aldı.For breakfast, Sandra had a slice of bread and a cup of coffee.
Bu gerçekten iyi bir ekmek.This really is good bread.
Kıskanılan ekmeğin tadı güzeldir.Envied bread tastes good.
Ben hiç ekmek yemem.I don't eat any bread.
O ekmek satın alır.She buys bread.
O ekmek satın alıyor.She is buying bread.
O, ekmek satın alıyor.She is buying bread.
Eğer dönüşte biraz ekmek alırsan minnettar olurum.I'd be grateful if you'd buy some bread on the way back.
Tom ekmek almaz.Tom doesn't buy bread.
Tom ekmek satın almıyor.Tom isn't buying bread.
O, ekmeği yedi.She ate the bread.
Bu ekmek gerçekten güzel kokuyor.This bread smells really good.
Mary ekmek satın almaz.Mary doesn't buy bread.
Biraz ekmek aldım.I bought some bread.
Bu ekmek çok güzel kokuyor.This bread smells very good.
Ben taze pişmiş ekmek kokusunu severim.I love the smell of fresh baked bread.
O ekmek bayatlamaya başladı.That bread has started to go stale.
Marie birkaç ekmek satın aldı.Marie bought several breads.
Ekmek kamp ateşinin açık alevi üzerinde pişirilmekten yakılmıştı.The bread was scorched from being cooked on the open flame of the camp fire.
Ekmek küflüydü ama Tom yine de onu yedi.The bread was mouldy, but Tom ate it nevertheless.
Çatalı ekmek ve tereyağı tabağı üzerine koy.Place the bread and butter plate above the fork.
Ekmek satın almayı unutma!Don't forget to buy bread!
Bu çocuk ekmek yer.This boy eats bread.
Ekmek bayat.The bread is old.
Onlar ekmek satın aldılar.They buy bread.
Ekmek satın alırsın.You buy bread.
Ekmek satın alıyorum.I'm buying bread.
Ekmek satın alırız.We buy bread.
Ekmek istiyor musun?Do you want bread?
Ekmek kabarıyor.The crust is rising.
Mary olgunlaşmış muzlarla muz ekmeği yaptı.Mary made banana bread with the overripe bananas.
Çok ekmek ye, biraz şarap iç!Eat a lot of bread, drink a little wine!
Yann ekmek yedi.Yann ate bread.
Evin arkasında ekmek pişirmek için bir tuğla fırın var.Behind the house there is a brick oven for baking bread.
Katalogdan yeni bir ekmek tahtası sipariş ettim.I ordered a new cutting board from a catalog.
Tom sadece bir dilim ekmek yedi.Tom ate only one slice of bread.
Biz ekmek alacağız.We will buy bread.
Kuştan korkan darı ekmez.He who is frightened of a sparrow will never sow barley.