Gençken daha esnektim.I was more flexible when I was younger.
Bu eşyayı seninle birlikte alabilir misin?Can you take this stuff with you?
Bu bir eşkenar üçgen.This is an equilateral triangle.
Tom'u eskisi kadar çok sevmiyorum.I don't like Tom as much as I used to.
Eskisi kadar çok içmiyorum.I don't drink as much as I used to.
Eşyalarımı saklayacak yerim yok.I have no place to keep my things.
Benim eşyalarıma dokunma.Don't touch my things.
O eşyayı gördün mü?Did you see that stuff?
Bütün eşyanı hediye olarak vermemi gerçekten istiyor musun?Do you really want me to give away all your stuff?
Tom hiç kimsenin onun eşyasına bakmasını istemiyordu.Tom didn't want anyone looking through his stuff.
Biraz eşya aldım.I bought some stuff.
O gerçekten iyi eşyaydı.It was really good stuff.
Mary'nin eşarbı ne renk?What color is Mary's scarf?
Eskiden zengindim.I used to be rich.
Eskiden fakirdim.I used to be poor.
Bu dolap çok eski.This cabinet is very old.
Tom pazartesi günü Mary için bir eşarp aldı.Tom bought a scarf for Mary on Monday.
Tom benim çok eski bir arkadaşım.Tom is a very old friend of mine.
Eski işini özlüyor musun?Do you miss your old job?
Bu eşyayı alabilir misin ve onu yakabilir misin?Could you take this stuff and burn it?
Bu eski evi hatırlıyorum.I remember this old house.
Eve kadar sana eşlik edebilir miyim?Can I walk you home?
Eve kadar sana eşlik edeyim mi?Shall I walk you home?
Tom ve Mary eve kadar bana eşlik etti.Tom and Mary walked me home.
Bütün eşyalarım burada.All my stuff is here.
Bu benim eski arkadaşım.This is my old friend.
Bu çok eski moda.Tom is very old-fashioned.
Onların hepsi eşit.They're all equal.
Tom eşiğe oturdu.Tom sat on the doorstep.
Eskiden gittiğimiz restoran hâlâ çalışıyor.The restaurant we used to go to is still in business.
Tom kutuya bazı eski giysiler koydu.Tom put some old clothes in the box.
Tom eski kutuda bir şey bulmadı.Tom didn't find anything in the old box.
Tom eski bisikletini birinin satın alacağını umuyordu.Tom hoped somebody would buy his old bicycle.
Tom'un eski bisikletini isteyeceğini sanmıyorum.I don't think Tom will want your old bicycle.
Sen eskisinden çok daha zayıfsın.You're much thinner than you used to be.
Her şey tam eskisi gibi.Everything's just like it used to be.
Çantamda benim eşyalarım var.I have my things in my bag.
Sanırım eski giysilerimden bazılarını atacağım.I think I'll throw some of my old clothes away.
Avustralya'da iki eşlilik bir suç mu?Is bigamy a crime in Australia?
Tom eski bir CIA ajanı.Tom is a former CIA agent.
Sizin eşyanın tümü dışarıda.Your stuff is all outside.
Eşim, kız kardeşi öldükten sonra çalışmayı bıraktı.My wife quit her job after her sister died.
O, eskisinin yerine yeni bir köprünün inşa edilmesini emretti.He ordered a new bridge to be built to replace the old one.
Esperanto dostluğa yol açar.Esperanto leads to friendship.
Biz savaşın eşiğindeyiz.We're on the brink of war.
Eski gelenekler kaybolmaya devam ediyor.Old customs keep disappearing.
Rüzgar güneyden esiyor.The wind is blowing from the south.
Rüzgar inanılmaz bir hızda esiyor.The wind is blowing at an incredible speed.
Bütün şehir estetik yüz ameliyatı yaptırıyordu.The whole city was getting a face-lift.
Eşyamı üst kata götürüyorum.I'm taking my stuff upstairs.
Arkeologlar çok eski zamanlardan kalma bir ejderhanın kemiklerini buldu.The archeologists found the bones of an ancient dragon.
Tom eski ve ucuz bir otelde kaldı.Tom stayed at an old and cheap hotel.
Tom Mary'ye onun ebeveynlerinin evine kadar eşlik etti.Tom accompanied Mary to her parents' house.
Eski ceketimi onlara verdim.I gave my old coat to them.
Eski paltomu onlara verdim.I gave my old coat to him.
Eski paltomu ona verdim.I gave my old coat to her.
Ona benim eski bisikletimi verdim.I gave him my old bicycle.
Ona eski bisikletimi verdim.I gave her my old bicycle.
Onlardan benim eşyalarıma göz kulak olmasını istedim.I asked them to watch my things.
Ondan eşyalarımı gözlemesini istedim.I asked him to watch my things.