Ona saygı duymayı bırak, ondan hoşlanmıyorum.Far from respecting him, I dislike him.
Tom Mary'nin sesini duymayı ummuyordu.Tom didn't expect to hear Mary's voice.
Çocuklar hikayeleri duymayı severler.The children love to hear stories.
Senden duymayı beklemiyordum.I wasn't expecting to hear from you.
Ben hala Tom'dan duymayı bekliyorum.I'm still waiting to hear from Tom.
Senden duymayı umut ediyordum.I was hoping to hear from you.
Tom kendi konuşmasını duymayı seviyor.Tom likes to hear himself talk.
Duymayı umduğum budur.That's what I was hoping to hear.
O duymayı beklediğim en son şeydi.That was the last thing I expected to hear.
Bu tam olarak duymayı umduğum şey.This is exactly what I was hoping to hear.
Tom muhtemelen duymayı istemediğimiz bir şey söyleyebilir.Tom might possibly say something we don't want to hear.
Tom asla yardımımıza ihtiyaç duymayı engellemeyecek.Tom is never going to stop needing our help.
Ertesi yıl, ABD Yüksek Mahkemesi, alt mahkeme kararının temyizini duymayı reddetti.The following year, the US Supreme Court declined to hear an appeal of the lower court ruling.
Sana bunu söylemekle konuyu biraz kısa kesiyorum, çünkü bunu senden duymayı tercih ederim.I am cutting things short a bit by telling you that because I prefer to hear this from you.
Yıldırımlara saygı duymayı öğrendim.I've learned to respect the lightning.
Yani, sesini tekrardan duymayı beklemiyordum.I mean, I wasn't expecting to hear his voice again.
Karısından şunu duymayı çok isteyen 25 yıldır evli bir beyefendi tanıyorum:I know a gentleman, married for 25 years, who's longing to hear his wife say,
Kendilerine saygı duymayı öğrenmeliler.They need to learn to respect themselves.
Arkadaşlarına saygı duymayı öğrenmeliler.They need to learn to respect their schoolmates.
Öğretmenlerine saygı duymayı öğrenmeliler.They need to learn to respect their teachers.
En önemlisi, öğrenmeye saygı duymayı öğrenmeliler.And, most important, they need to learn to respect learning.
Emma'ya erkek ya da kadın 20'li yaşlarındaki herkesin duymayı hak ettiği 3 şeyi söyledim.I told Emma three things that every twentysomething, male or female, deserves to hear.
En azından birkaç kişinin hayret nidasını duymayı umuyordum,I was hoping to hear a few gasps at least.
Kulaklarım bunu duymayı reddediyor.My ears refuse to hear it.
Tanrım, hiç sevmem bunu duymayı.Lord, I hate to hear that news.
İnsanların yanlış tahminlerde bulundukları zamanları ise duymayız bile.We don't hear about all the times that people got stuff wrong.
Yoksa, kendilerinin gizli veya açık konuşmalarını duymayız mı sanırlar?Or do they think We do not hear their secrecies and stealthy consultations?
Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati duymayın.Do not be inclined towards the unjust ones lest you will be afflicted by the hell fire.
Zalimlere sakın sempati duymayın, onları desteklemeyin, yoksa size ateş dokunur.Do not be inclined towards the unjust ones lest you will be afflicted by the hell fire.
İçerde duymayı gözüm kesmiyor!Couldn't dare to stay inside!
Şimdi ülke genelindeki zaferi duymayı bekliyoruz." dedi.We are waiting now to hear about victory all over the country as well," Rama said.
Üye arkadaşlarına ve aynı zamanda topluluğa saygı duymayı ima eder.It implies respect for his fellow-members, and also respect for the community as such.
Herkes bu cümleleri duymayı veya okumayı sever.Jeder hört oder liest gerne diese Sätze.
İnsanların hepsi, doğaları gereği red yerine yalan duymayı tercih ederler.Die Menschen sind alle so geartet, dass sie lieber eine Lüge als eine Absage hören wollen.
Ertesi yıl, ABD Yüksek Mahkemesi, alt mahkeme kararının temyizini duymayı reddetti.En revanche, en 1990, la Cour suprême refusa d'entendre la cause,.
Ben gerçeği istiyorum yalan duymayı değil.Quiero la verdad, no oír mentiras.
Tom muhtemelen duymayı istemediğimiz bir şey söyleyebilir.Tom potrebbe dire qualcosa che probabilmente non vogliamo sentire.
Bu olaydan kazanımları ise birbirlerinin bakış açısına saygı duymayı öğrenmek olacaktır.Заради виживання, їм приходиться вчитись довіряти один одному.
Ertesi yıl, ABD Yüksek Mahkemesi, alt mahkeme kararının temyizini duymayı reddetti.O rok později Nejvyšší soud USA tento rozsudek formálně potvrdil, když se odmítl zabývat odvoláním.
Ertesi yıl, ABD Yüksek Mahkemesi, alt mahkeme kararının temyizini duymayı reddetti.Cu toate acestea, Curtea Supremă a SUA a refuzat să judece cauza.
Ertesi yıl, ABD Yüksek Mahkemesi, alt mahkeme kararının temyizini duymayı reddetti.一年後アメリカ合衆国最高裁判所は、この判決に同意した。
2004'ten beri 8 yıldır renk duyuyorum; bu nedenle artık sürekli olarak renk duymayı normal buluyorum.저는 2004년부터 8년간 계속해서 색의 소리를 들어왔습니다. 때문에 저에게 '색의 소리'는 언제나 존재하는, 지극히 일상적인 것입니다.
2004'ten beri 8 yıldır renk duyuyorum; bu nedenle artık sürekli olarak renk duymayı normal buluyorum.2004年からですから 色を聴くのは もう当たり前のことになりました 2004年からですから 色を聴くのは もう当たり前のことになりました でも最初は 色の名前を暗記 しなければなりませんでした
2004'ten beri 8 yıldır renk duyuyorum; bu nedenle artık sürekli olarak renk duymayı normal buluyorum.De opt ani aud culorile, din 2004, așadar mi se pare normal acum să aud culorile mereu.
2004'ten beri 8 yıldır renk duyuyorum; bu nedenle artık sürekli olarak renk duymayı normal buluyorum.È da 8 anni che sento i colori, dal 2004, e trovo assolutamente naturale sentire i colori in continuazione.
2004'ten beri 8 yıldır renk duyuyorum; bu nedenle artık sürekli olarak renk duymayı normal buluyorum.Ik hoor nu al acht jaar kleur, sinds 2004. Ik vind het nu volledig normaal om de hele tijd kleur te horen.
2004'ten beri 8 yıldır renk duyuyorum; bu nedenle artık sürekli olarak renk duymayı normal buluyorum.Kolory słyszę już od 8 lat, od 2004 roku. Teraz to dla mnie normalne, że je słyszę, a nie widzę.
2004'ten beri 8 yıldır renk duyuyorum; bu nedenle artık sürekli olarak renk duymayı normal buluyorum.Neustále počúvam farbu už osem rokov, od roku 2004, takže je to pre mňa už úplne normálne.
2004'ten beri 8 yıldır renk duyuyorum; bu nedenle artık sürekli olarak renk duymayı normal buluyorum.Така че, през всичките тези 8 години от 2004та чувам цветове, и сега намирам това за напълно нормално.
2004'ten beri 8 yıldır renk duyuyorum; bu nedenle artık sürekli olarak renk duymayı normal buluyorum.כך שאני שומע צבעים כל הזמן כבר שמונה שנים, מאז 2004, כך שבשבילי זה נורמלי לחלוטין כעת לשמוע צבעים כל הזמן.
Arkadaşlarına saygı duymayı öğrenmeliler.Chúng cần học để tôn trọng bạn bè cùng trường.
Arkadaşlarına saygı duymayı öğrenmeliler.De måste lära sig att respektera sina skolkamrater.
Arkadaşlarına saygı duymayı öğrenmeliler.De skal lære at respektere deres skolekammerater.
Arkadaşlarına saygı duymayı öğrenmeliler.Devono imparare a rispettare i compagni di classe.
Arkadaşlarına saygı duymayı öğrenmeliler.Ils doivent apprendre à respecter leurs camarades.
Arkadaşlarına saygı duymayı öğrenmeliler.친구를 존중하는 법을 배워야 합니다.
Arkadaşlarına saygı duymayı öğrenmeliler.Meg kell tanulniuk tisztelni az iskolatársaikat.
Arkadaşlarına saygı duymayı öğrenmeliler.Mereka perlu belajar untuk menghormati teman sekolah.
Arkadaşlarına saygı duymayı öğrenmeliler.Musia sa naučiť rešpektovať svojich spolužiakov.
Arkadaşlarına saygı duymayı öğrenmeliler.Muszą się nauczyć szanować swoich kolegów w szkole.