Peçeteyle dudaklarını temizle.Clean your lips with the napkin.
Dudaklarım mühürlüdür.My lips are sealed.
Bu doğru mu? Paul Lily'yi dudaklarından öptü mü?Is it true? Paul kissed Lily on the lips?
Benim dudaklarım çatlamış.I have chapped lips.
Dudakları dokundu.Their lips met.
Beni dudaklarımdan öptü.She kissed me full on the lips.
Dudaklarını sıkıca birbirine bastırdı.She pressed her lips firmly together.
Hasta, dudaklarını yavaşça kımıldattı.The patient moved his lips slightly.
Anne bebeğini dudaklarından öptü.The mother kissed her baby on the lips.
Sadako daha fazlasını demek istiyordu ama dudakları artık kımıldamak istemedi.Sadako wanted to say more, but her lips just didn't want to move anymore.
Gözlerini kapadı, dudaklarını sıktı ve öpmek için öne eğildi.She closed her eyes, pursed her lips and leaned forward for a kiss.
O, bardağı dudaklarına kaldırdı ve onu bir yudumda bitirdi.He raised the glass to his lips and drained it at one gulp.
Dudakları mavileştikçe, ambulansı sinirli sinirli bekledim.As his lips got bluer, I nervously waited for the ambulance.
Liköre dokunan dudaklar benimkine dokunmayacaklar.Lips that touch liquor shall not touch mine.
Endişe etme. Dudaklarım kapalı.Don't worry. My lips are sealed.
Bir şey söylemesi gerekiyordu ama dudaklarından tek bir kelime dökülmedi.It was necessary that he say something, but no word came from his lips.
Tom'un ince dudaklar vardır.Tom has thin lips.
Senin dudakların güller gibi.Your lips are like roses.
Eğer söyleyeceğin bir şey yoksa, dudaklarını kapalı tut.If you have nothing to say, keep your lips sealed.
Tom Mary'yi dudaklarından öptü.Tom kissed Mary on the lips.
Tom, Mary'yi dudaklarından öptü.Tom kissed Mary on the lips.
Dudakların kırmızı.Your lips are red.
Georgina kanayıncaya kadar dudaklarını ısırdı.Georgina bit her lips until they bled.
O bir yudum su ile dudaklarını nemlendirdi.She moistened her lips with a sip of water.
O her zaman dudaklarında bir gülümseme ile konuşur.She always talks with a smile on her lips.
Biraz dudak kremin var mı? Dudaklarım kuru.Do you have some lip balm? My lips are dry.
Dudakların mavi. Sudan çıkmalısın.Your lips are blue. You should get out of the water.
O dudaklarını yaladı.He licked his lips.
Tom dudaklarını şaplattı.Tom smacked his lips.
Tom dudaklarını yaladı.Tom licked his lips.
Dudakları benimkine dokundu.His lips touched mine.
O, dudaklarını asla kırmızıya boyamaz.She never paints her lips red.
Dudaklarım kalamar mürekkebi ile boyandığı için o bana gülüyor.He's laughing at me because my lips are stained with squid ink.
O dudaklarını benimkine bastırdı.He pressed his lips against mine.
Onu tutkuyla dudaklarından öptü.He kissed her passionately on the lips.
Tom Mary'yi dudaklarından hafifçe öptü.Tom kissed Mary lightly on the lips.
Tom eğildi ve Mary'yi dudaklarından tutkulu bir şekilde öptü.Tom leaned in and gave Mary a passionate kiss on the mouth.
Tom Mary'ye geldi ve onu dudaklarından tutkuyla öptü.Tom walked up to Mary and gave her a passionate kiss on the mouth.
Tom bir öpücük bekliyordu, bu yüzden öne doğru eğildi ve dudaklarını buruşturdu.Tom was expecting a kiss, so he leaned forward and puckered his lips.
Her kış dudaklarım çatlar.I get chapped lips every winter.
Dudaklarım kışın sık sık çatlar.My lips often get chapped in the winter.
O, dudaklarını onun kulağına yaklaştırdı ve mırıldandı: "Seni seviyorum."He brought his lips close to her ear and murmured: "I love you."
Tom Mary'yi kibarca dudaklarından öptü.Tom kissed Mary tenderly on the lips.
Tom Mary'yi şefkatle dudaklarından öptü.Tom kissed Mary tenderly on the lips.
Sözler dudaklarımdan kaçtı.The words escaped my lips.
Tom parmağını dudaklarına koydu.Tom put his finger to his lips.
Tom'un dudakları morarmış.Tom's lips are blue.
O beni dudaklarımdan öptü.He kissed me on the lips.
Mary parmağını dudaklarıma koydu.Mary put her finger on my lips.
Dudakların mavi.Your lips are blue.
Dudaklarınız morarmış.Your lips are blue.
O, dudaklarının nasıl tat alacağını merak ediyordu.She wondered how his lips would taste.
O, onun dudaklarının nasıl tad alacağını merak ediyordu?She wondered what his lips would taste like.
Onun solgun dudakları vardı.He had pale lips.
Onun dudakları solgundu.His lips were pale.
Tom tutkuyla Mary'yi dudaklarından öptü.Tom kissed Mary passionately on the lips.
Tom, Mary'yi dudaklarından hafifçe öptü.Tom kissed Mary softly on the lips.
Tom dudaklarına bir parmağı koydu.Tom put a finger to his lips.
Tom kuru dudaklarını yaladı.Tom licked his dry lips.
Tom dudaklarını hareket ettirmedi.Tom didn't move his lips.