Aynı zamanda Makedonyalı İskender'in de dostuydu.Byl i přítelem Boženy Němcové.
Stephanie, Emily'nin en iyi dostudur.Její nejlepší přítelkyně je služebná Emma.
Beni dostunuz olarak görürseniz dostunuz olurum.Vaas: Chceš, abych tě rozpáral jako tvýho kámoše?
Ömrünün sonuna kadar bir Hak dostu olarak yaşar.Zůstali dobrými přáteli až do konce života.
Hayvanları dostu olarak görüyor.Zachází se s nimi jako se zvířaty.
En iyi dostu odur.E prietenul meu cel mai bun.
April O'Neil: Kaplumbağalar'ın en yakın insan dostudur.April O'Neil (voce: Kat Graham) - O prietenă umană a Țestoaselor.
Bu gaz bir harika, dostum.Mare, ești minunată marea mea!
1910'da heykeltıraş dostu Ivan Meštrović'i ziyaret için Paris'e gitti.În 1910 a călătorit la Paris pentru a-l vizita pe prietenul ei, sculptorul Ivan Meštrović.
O, dostunu hiçbir koşulda yalnız bırakmamış.De aceea, nu este găsit deloc singur în atmosferă.
Kim kazanırsa onun sonsuz dostu olur ancak kaybederse yok olur.Câștigătorul va deveni un vrăjitor complet, iar cel care pierde nu primește nimic.
Benim bir dostum var.Totuși, sunt prietene.
Casper'in dostudur.Acesta este bun prieten cu Casper.
Emir Abdullah Efendi, ömrünün sonuna kadar İngilizlerin sadık dostu olarak kaldı.Joachim a rămas un favorit al publicului englez până la sfârșitul vieții sale.
Bir dostu kaldı - Olcay.Cuprinde o singură localitate: Jolotca.
O günden sonra Ulmo Manwe’nin en iyi dostu oldu.Pînă la urmă v-a deveni cel mai bun prieten a lui Brako.
1892'de ressam dostu Camille Pissarro'nun bir akrabası olan Berthe Roblès ile evlendi.În același an se căsătorește cu Berthe Roblès, o rudă îndepărtată a lui Camille Pissarro.
Sadık Paşa, Adam Mickiewicz'in eski bir dostuydu.Poetul cel mai notabil și recunoscut a fost Adam Mickiewicz.
Bu ev çevre dostudur.Această casă este ecologică.
April O'Neil: Kaplumbağalar'ın en yakın insan dostudur.April O’Neil – A Teknősök hű segítőtársa és barátja.
Tek arkadaşı ve dostudur.Edina volt barátja.
Sadık Paşa, Adam Mickiewicz'in eski bir dostuydu.Nagyapja Tomasz Zan költő, Adam Mickiewicz barátja volt.
İki arkadaş bir çare ararken, Hortensio, Verona'dan yeni gelen dostu Petruchio'ya durumu açar.A két fiú Verona felé vágtatva éppen elkerüli Lőrinc barát küldöncét.
Benim bir dostum var.Vannak barátaink.
Biliyorum Gani dostumuz eleştiriyi çok da sevmez.A fiai nem kedvelik túlságosan, miként ő is kritikusan viszonyul mindkettejükhöz.
Yohun en iyi dostu.Yoh legjobb barátja.
Yapılan geliştirmeler sonucu bugünkü çevre dostu boya topları ortaya çıktı.A feltárt leletek eredményeképpen napjainkra a környék értékes régészeti lelőhellyé vált.
Bir dostu kaldı - Olcay.Férfi párja: Fláviusz.
Celegorm büyük bir avcı ve Vala Oromë'nin dostuydu.Eredetileg vadász volt Oromë, a vala kíséretében.
Beni dostunuz olarak görürseniz dostunuz olurum.Így született meg az If I Was Your Boyfriend.
"Kendini çok fazla önemseme dostum.Ne törődj a világgal!
Bay danışmanın dostudur.Tanácsadója a consiliarius volt.
Sanatçı Kennedy'lerin aile dostudur.Mindkettejük munkáját elfogadta a Kennedy család.
Celegorm büyük bir avcı ve Vala Oromë'nin dostuydu.Celegorm rakasti metsästystä ja oli vala Oromën hyvä ystävä.
Brian Jeremy çetenin kıdemli üyelerinden olup Billy'nin en yakın dostudur.Brian Jeremy on klubin sihteeri, ja erittäin uskollinen Billylle.
O, dostunu hiçbir koşulda yalnız bırakmamış.Henkilöä ei kuitenkaan saa jättää tilaan yksin.
Amy en yakın dostudur.Mylly oli meidän lähinaapuri.
Benim bir dostum var.Ystäväni minä.
Bir dostu kaldı - Olcay.Kati Tervo (oik.
April O'Neil: Kaplumbağalar'ın en yakın insan dostudur.April O’Neil on Turtlesien ensimmäinen ihmisliittolainen.
Bunun için sadece birkaç sadık dostu onu yolcu etmiştir.Vain harvat kirkonmiehet puolustivat sitä.
Burt Young - Paulie rolünde, Rocky'nin kadim dostu.Rockyn paras ystävä on rääväsuinen Paulie Pennino (Burt Young).
Polemo ve Krates'in yakın dostu oldu ve felsefe okulu Akademi'nin başına geçti.Hänestä tuli Polemonin ja Krateen läheinen ystävä, ja jälkimmäisen seuraaja Akatemian johdossa.
Bu gaz bir harika, dostum.Ihanaa leijonat, ihanaa.
Puar onun en yakın dostudur.Sera on hänen parhaita kavereitaan.
Eğitmenlerinden Barthelme, daha sonra onun akıl hocası ve yakın dostu oldu.Tästä tulikin hänen innoittajansa luonnontutkimiseen ja myöhemmin hyvä ystävä.
Son olarak, onun biricik dostu ve savunucusu dul prenses seçmen Sophia 1714 yılında öldü.Viimeinen niitti oli Leibnizin ystävän ja puolestapuhujan Sophien kuolema vuonna 1714.
O, fakirlerin bir dostudur.Hän on köyhien ystävä.
Bir dostu kaldı - Olcay.Είχε τέκνα: Έζελεγκ.
Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur: Düşmanınsa dostun olur, iyilik edersen.«Να ευεργετείς το φίλο, για να γίνει πιο στενός φίλος και να κάνεις τον εχθρό σου φίλο.
En iyi dostu odur.Είναι ο καλύτερος μου φίλος».
"Gay dostu yerler giderek artıyor".Η χώρα των ποντικών πάντα περνάει πολύ όμορφα".
Kundukviran Mahallesi'ndeki bahçesine eşini dostunu toplar, onları eğlendirmekten büyük zevk alırdı.Η γυναίκα του συγκυβερνήτη τον περίμενε με φίλους για να διασκεδάσουν.
Sadece çok iyi bir dostum" dedi.Han er min bedste ven...".
Clinton, bir övgü konuşması yaptı ve sonunu, İbranice “Hoşçakal, Dostum!” – (Shalom, Haver!) diyerek bitirdi.Digtet ender sådan: Farvel, min ven!
Bay danışmanın dostudur.Han er invisteringsrådgiver.
Kullanıcı dostu ve basit kullanım.Amtsarkiver og deres brug.
En iyi dostu odur.For mig er han den bedste.
Nietzsche ayrıca, hayatı boyunca dostu olarak kalacak olan teoloji profesörü Franz Overbeck ile tanıştı.Han mødte også Franz Overbeck, som forblev hans ven gennem hele livet.
Lord Chatham'ın yakın dostuydu.Mercer var en nær ven af George Washington.