Bu tam bir karmaşa ve benim sinirime dokunuyor.It's a complete mess, and it's getting on my nerves.
Elbiseniz ıslak boyaya dokunuyor.Your dress is touching the wet paint.
Öyle bir adam sinirime dokunuyor.A man like that gets on my nerves.
Tom'un konuşma şekli sinirlerime dokunuyor.Tom's way of talking gets on my nerves.
Tom benim sinirime dokunuyor.Tom gets on my nerves.
Mary sinirlerime dokunuyor.Mary is getting on my nerves.
İlk defa bir yunus balığına dokunuyorum.It's the first time I touch a dolphin.
Neden kız arkadaşıma dokunuyorsun?Why are you touching my girlfriend?
Neden erkek arkadaşıma dokunuyorsun?Why are you touching my boyfriend?
Bana dokunuyorsun.You're touching me.
O gerçekten dokunuyordu.It was really touching.
Bu pantolon çok fazla uzun. Neredeyse yere dokunuyor.Those pants are much too long. They almost touch the ground.
Sanki soğuk bir el bana dokunuyormuş gibi hissettim.I felt as if a cold hand was touching me.
Sami ve Leyla birbirlerine dokunuyorlardı.Sami and Layla were touching each other.
Neden suratımıza dokunuyoruz?Why do we touch our face?
Hangi ayak parmağınıza dokunuyorum?Which toe am I touching?
Lambanın diğer teli eğer siyah tele dokunuyorsa yanacaktır.After a flash of light the screen turns black.
Burada ilk karbona dokunuyorum.I'm touching the first carbon here.
Burada ikinci karbona dokunuyorum.I'm touching the second carbon over here.
- Tanrım, nereye dokunuyorsun sen?Where are you touching me?
Bu gerçekten kanıma dokunuyor.It makes me really hurt and angry.
Bu canımızı yaktı çünkü ucu ilk önce, genç nesle dokunuyor.And that hurt.
Öğretiyoruz, dokunuyoruz ve hareket ediyoruz.We teach, touch and move.
Iţýđý görüyorum, ýţýđa dokunuyorum Artýk birlikteyizWe've only just begun
Nereme dokunuyorsun sen?Which part are you touching me now?
Peki ben "sosyal yanımıza dokunuyor" derken ne söylemek istiyorum?But what do I mean when I say "push our social buttons?"
Robotlar içimizdeki derin insani duyguya dokunuyorlar.Robots touch something deeply human within us.
Tanrı, hasta tiroid bezine dokunuyor.God is touching the thyroid condition right now
Tanrı, şu anda sinirlerine dokunuyor.God is touching your nerves right now
Tanrı gözlerine dokunuyor. Ellerini kaldır, işte geliyor!God is touching your eyes, just lift up your hands, get ready, here it comes
Sadece yetişkinlere dokunuyor nedense.It's grown-ups that get really upset.
"Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?"Or do they benefit you, or do you harm?"
Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.Can they save you or even save themselves?"
Peki, kendilerine yardımları dokunuyor mu?"Can they save you or even save themselves?"
Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine (olsun) yardımları dokunuyor mu?.Other than God? Can they save you or even save themselves?"
"Allah'ın dışındakiler, size yardım ediyorlar mı? Peki, kendilerine yardımları dokunuyor mu?"beside Allah? Can they be of any help to you, or even be of any help to themselves?"
Sıradan bir gazeteci değildi: Türkiye’deki her kritik soruna dokunuyordu.He was not an ordinary journalist: he was touching every critical issue of Turkey.
Hangi ayak parmağınıza dokunuyorum?Welchen Zeh fasse ich gerade an?
Neden benim kız arkadaşıma dokunuyorsun?¿Por qué estás tocando a mi novia?
Lambanın diğer teli eğer siyah tele dokunuyorsa yanacaktır.Depois de flashes de luz, a tela fica preta.
İlk defa bir yunus balığına dokunuyorum.Este prima dată când ating un delfin.
Lambanın diğer teli eğer siyah tele dokunuyorsa yanacaktır.黒色の電波吸収体が塗布された空間では室内照明があった場合でも暗く感じてしまう。
Bu özellikleri ile araştırmacılara çok büyük yardımı dokunuyordu.その発展は研究者にはとりわけ興味深い。
Bu özellikleri ile araştırmacılara çok büyük yardımı dokunuyordu.Ti pripadniki so organizaciji zelo pomagali s svojimi izkušnjami.
110 milyon yıllık bir şeye dokunuyorsunuz. Bu parça bir pençenin başparmağı.Asta e o gheară de deget.
110 milyon yıllık bir şeye dokunuyorsunuz. Bu parça bir pençenin başparmağı.Dit is een duimklauw.
110 milyon yıllık bir şeye dokunuyorsunuz. Bu parça bir pençenin başparmağı.Esta es la garra del pulgar.
110 milyon yıllık bir şeye dokunuyorsunuz. Bu parça bir pençenin başparmağı.Това е нокът от палец.
110 milyon yıllık bir şeye dokunuyorsunuz.Kosketat jotain 110 miljoonaa vuotta vanhaa.
"Ben rüzgâra dokunuyorum" diye hissedemeyiz ancak esinti biraz hızlanırsa hissedebiliriz.'공기를 만지고 있어."라고 느끼진 못하죠. 대신 바람이 조금 빠르게 불면 그것을 느낄 수 있습니다.
"Ben rüzgâra dokunuyorum" diye hissedemeyiz ancak esinti biraz hızlanırsa hissedebiliriz.Não sentimos que estamos a tocar o ar, mas se a brisa é um pouco mais rápida, aí eu sinto.
"Ben rüzgâra dokunuyorum" diye hissedemeyiz ancak esinti biraz hızlanırsa hissedebiliriz.Nem érezzük azt, hogy "Megérintem a levegőt" de ha a szellő kicsit fürgébb, akkor érzem.
"Ben rüzgâra dokunuyorum" diye hissedemeyiz ancak esinti biraz hızlanırsa hissedebiliriz.Nie czujemy, że dotykamy powietrza, jednak odczuwamy wiatr, jeżeli zawieje z większą siłą.
"Ben rüzgâra dokunuyorum" diye hissedemeyiz ancak esinti biraz hızlanırsa hissedebiliriz.Non percepiamo, "Tocco l'aria," ma se la brezza è un pò più veloce, allora posso sentirla.
"Ben rüzgâra dokunuyorum" diye hissedemeyiz ancak esinti biraz hızlanırsa hissedebiliriz.No sentimos: "estoy tocando el aire", pero si la brisa es un poquito más fuerte, podemos sentirlo.
"Ben rüzgâra dokunuyorum" diye hissedemeyiz ancak esinti biraz hızlanırsa hissedebiliriz.Nu simţim: "Ating aerul", dar dacă briza este un pic mai rapidă, atunci îl simt.
"Ben rüzgâra dokunuyorum" diye hissedemeyiz ancak esinti biraz hızlanırsa hissedebiliriz.We voelen niet: "Ik raak de lucht aan", maar als er een harde bries is, dan kan ik het voelen.
"Ben rüzgâra dokunuyorum" diye hissedemeyiz ancak esinti biraz hızlanırsa hissedebiliriz.Wir spüren nicht, "Ich berühre die Luft," nur dann wann es eine Luftbrise gibt, erst dann spüre ich es.
"Ben rüzgâra dokunuyorum" diye hissedemeyiz ancak esinti biraz hızlanırsa hissedebiliriz.Мы не чувствуем: "Я трогаю воздух", но если бриз становится сильнее, мы можем его почувствовать.
"Ben rüzgâra dokunuyorum" diye hissedemeyiz ancak esinti biraz hızlanırsa hissedebiliriz.Ние не усещаме, "Аз докосвам въздуха," но ако вятърът е малко по-силен аз мога да го усетя.