doğasında ile cümle
doğasında kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
ÖRNEK CÜMLE
9
HARF
4
HECE
9
ORT. KELİME
Zengin doğasında oynamamalısın.You should not play on his generous nature.
Sorunlar bu sistemin doğasında var.The problems are inherent in this system.
İnsanın doğasında var.It's human nature.
İnsan doğasındaki en güçlü dürtü, önemli olmak arzusudur.The strongest drive in human nature is the wish to be important.
Kölelik hali kendi doğasında kötüdür.The state of slavery is in its own nature bad.
Sami, Kanada'nın geniş, vahşi doğasında yürüyüşe bayılıyordu.Sami loved hiking in the vast Canadian wilderness.
Sami, geniş Rus vahşi doğasında yürüyüşe çıkmayı seviyordu.Sami loved hiking in the vast Russian wilderness.
Kadın tezini yazarken, tüm kadınların doğasında kötülük olduğuna inanmaya başlamıştır.She reveals that while writing her thesis, she came to believe that all women are inherently evil.
Ama insan özü, tek tek bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir.But the essence of man is no abstraction inherent in each single individual.
DNA'nın dejeneratif doğasından ötürü, bazlar amino asit dizisini etkilemeksizin değişebilir.Due to the degenerate nature of DNA, bases can change without affecting the amino acid sequence.
Cildinize doğasında var olanı yapabilmesi için yardımcı olun.Help your skin do what it was naturally designed to do.
Yani teşvik ve başarının doğasında bizim için derin dersler vardır.So there's deep lessons for us about the nature of incentives and success.
Ancak ben DNA biliminin farklı bir boyutundan bahsetmek istiyorum, DNA'nın fiziksel doğasından.But I want to talk about a different aspect of DNA science, and that is the physical nature of DNA.
Alan kendi doğasından çıkıp, tamamen yeni dünyalar oluşturan birşey.Space is something that folds out of itself into completely new worlds.
Karım cok neşeli, doğasında heyecanlı birisi.She's a very upbeat, naturally excited person.
Onların doğasında, bizden farklı olan neydi?What was it about their inner nature that was different.
Kırmızının doğasında, onu uzun dalgaboylu yapan hiç bir şey yok.There's nothing inherent about red that makes it long wavelength.
Oyuncaklar ve onların doğasında var olan güçten konuşmak istiyorum.I want to talk about toys, and the power that I see inherent in them.
Bu, doğasında olmayan bir şey yapması içinThat is when a seed is manipulated in a laboratory to do something not intended by nature --
Diyorum ki, kendinden geçme kapasitesi sadece insan olmanın doğasında var.I'm saying that the capacity for self-transcendence is just a basic part of being human.
Böylesi ‹‹bilgelik›› gökten inen değil, dünyadan, insan doğasından, cinlerden gelen bilgeliktir.This wisdom is not that which comes down from above, but is earthly, sensual, and demonic.
Sönümlenme katmanların doğasında ki direnci ve geçirgenlik kayıplı bölümü tarafından sağlanır.Damping is achieved by the inherent resistance of the layers and the lossy part of permittivity.[49]
TCP'nin doğasından dolayı bu tipik bir davranıştır ve bir şekilde önlenemez bir çöküştür. [2]This is typical behavior due to the nature of TCP, and is in some ways an inescapable downfall.[7]
Demoscenein toplum gibi olan doğasından dolayı çok uluslu demo grupları yaygın değildir.Due to the community-like nature of the demoscene, multi-national demogroups are not uncommon.
Kısa süreli bellek performansı, kişinin uyguladığı diyetin doğasından büyük ölçüde etkilenir.Short term memory performance is majorly influenced by the nature of diet that one takes.
"Savaş insanlar için yıkıcı ve trajiktir, dolayısıyla insan doğasında yoktur.""Warfare is destructive and tragic, and so it is not of human nature."
Ama aynı zamanda kaba ve müdahaleci biridir ve başkalarına üstünlük taslama huyu doğasında vardır.But she's also vulgar and interfering, and one-upmanship is second nature to her.
Ölüm, insanın fiziksel doğasından değil, günahtan gelir.Death came from sin, not man's physical nature.
İyiliğin, doğuştan gelen insan doğasından çok, pratik ve disiplinden geldiğine inanıyordu.Goodness, he believed, came more from practice and discipline than from innate human nature.
Bir dizi modelin doğasında bulunan yapıyı keşfetmek için istatistiksel bir yöntem geliştirilmiştir:They develop a statistical method for discovering the structure inherent in a set of patterns:
İkisi, bir şişe su tükenene kadar Beerşeba'nın vahşi doğasında dolaştılar.The two wandered in the wilderness of Beersheba until her bottle of water was completely consumed.
Çocuk büyüdükçe Paran'ın vahşi doğasında yaşayan yetenekli bir okçu oldu.As the boy grew, he became a skilled archer living in the wilderness of Paran.
Malzeme olarak, kullanılan yatak malzemesinin doğasından yararlanır.By material, exploits the nature of the bearing material used.
Bu özgürlük, koşullar veya ruh hali ne olursa olsun, herkesin doğasında vardır.This freedom exists in everyone inherently, regardless of circumstances or state of mind.
Kızmak, insanın doğasında var.Sich aufzuregen liegt in der Natur des Menschen.
Zamanın doğasından ve kaderden bahseder.Er wendet sich gegen das Schicksal und die Zeit selbst.
Hellboy'un sahip olduğu süper insan gücü iblis doğasından kaynaklanmaktadır.Las habilidades de Hellboy parecen derivar de su naturaleza demoníaca.
Sonuç olarak, iyonlaşmamış radyasyon X-ray taramasında herhangi bir doğasında bulunan riske sahip değildir.En caso contrario se habla de radiación no ionizante.
Hellboy'un sahip olduğu süper insan gücü iblis doğasından kaynaklanmaktadır.Ogni potere super umano di cui dispongono deriva dall'uso del Miraclo.
İnsan – Rahip Rahipler yeteneklerini insanlığın ruhani doğasından alırlar.Come sacerdoti prediligono la sfera della natura.
Kadın tezini yazarken, tüm kadınların doğasında kötülük olduğuna inanmaya başlamıştır.Становится ясным, что в ходе своей работы его жена пришла к выводу, что женщины от природы являются злом.
Bununla birlikte izlenen tüm bu politikalar, komünist sistemin doğasında olan sınırlamaları atlatmaya yetmedi.Однако, оказывается, что одного желания недостаточно, чтобы выбраться из этого коллективного кошмара.
Bunların birçoğu gerçekçi bir etki üretmenin doğasında olan teknik güçlükler ile açıklanabilir.وهذا يختلف تمامًا عن المفهوم الحالي الذي يمكن تحقيقه تقنيًا للواقع الافتراضي.
Ama insan özü, tek tek bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir.Mas a essência do homem não é uma abstração inerente a cada indivíduo.
Bu ihtiyaç az veya çok her insanın doğasında vardır.Deze angst bestaat in meer of mindere mate bij ieder mens.
Ama insan özü, tek tek bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir.Men människan är icke ett självständigt väsen, utan blott ett modus av Gud.
Huineng, ‘insanlar güneyli ya da kuzeylidir, ancak Buda-doğasında güney-kuzey yoktur’ cevabını verdi.Aragorn: "Na Severu ji nezná nikdo kromě těch, kdo putují divočinou."
Zamanın doğasından ve kaderden bahseder.Peter a végzetéről és sorsról beszél.
Hellboy'un sahip olduğu süper insan gücü iblis doğasından kaynaklanmaktadır.Gorgonin yli-inhimillinen voima on maanjäristysten tuottaminen.
Genel olarak tanrıların bu olayların doğasında içkin varlığından söz edilirdi.Οι θεοί πιστευόταν γενικά ότι ήταν παρόντες σε αυτά τα φαινόμενα, παρόντες στη φύση.
İnsan – Rahip Rahipler yeteneklerini insanlığın ruhani doğasından alırlar.Priester (Imam), Priester memiliki tanggung jawab langsung untuk perawatan rohani anggota.
Hava yolculuğunun doğasından dolayı havacılık hukuku, genel olarak uluslararası hukuk meselesi olarak görülür.并且由于航空旅行的性质,在很多情况下还与国际法有关。
Ama insan özü, tek tek bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir.Но същността на човека не е абстракция, присъща на всеки индивид.
Alan kendi doğasından çıkıp, tamamen yeni dünyalar oluşturan birşey.A tér olyan valami, ami kihajtja magát teljesen új világokba.
Alan kendi doğasından çıkıp, tamamen yeni dünyalar oluşturan birşey.É algo que se desdobra em mundos totalmente novos.
Alan kendi doğasından çıkıp, tamamen yeni dünyalar oluşturan birşey.El espacio es algo que se desdobla de sí mismo en mundos completamente nuevos.
Alan kendi doğasından çıkıp, tamamen yeni dünyalar oluşturan birşey.È qualcosa che si dispiega oltre se stesso in termini completamente nuovi.
Alan kendi doğasından çıkıp, tamamen yeni dünyalar oluşturan birşey.Jest jak kwiat, który rozkwitając, tworzy nowe światy.
Alan kendi doğasından çıkıp, tamamen yeni dünyalar oluşturan birşey.Không gian là một thứ gì đó tự gấp nếp thành những thế giới hoàn toàn mới.
Alan kendi doğasından çıkıp, tamamen yeni dünyalar oluşturan birşey.공간이란 스스로 접혀서 새로운 세계를 만드는 무엇입니다.