Onun müzik için doğal bir eğilimi var.He has a natural bent for music.
O doğal olmayan bir ölümle öldü.He died an unnatural death.
Onlar tepeden doğal görünüme hayran oldu.They admired the scenic view from the hill.
Onun kızması oldukça doğal.It is quite natural for her to get angry.
Ona kızması çok doğal.It is quite natural that she should get angry with him.
Onun doğal karizması var.She has inherent dignity.
Onun saçı doğal olarak kıvırcık.Her hair is naturally curly.
Her şeyi doğal karşılar.She takes everything for granted.
İngilizceyi çok doğal bir şekilde konuşabilir.She can speak English very naturally.
O, doğal olarak faturayı ona ödetti.She let him pay the bill as a matter of course.
Uçak kalktığında gergin olmak doğal.It's natural to be nervous when the plane takes off.
Amerika Birleşik Devletleri'nin doğal kaynakları boldur.The United States is abundant in natural resources.
Hokkaido kısmı hâlâ doğal durumunda duruyor.Part of Hokkaido still remains in its natural state.
O bir canlı, dolayısıyla doğal olarak sıçıyor da.It's a living being, so of course it shits.
Bütün insanlar doğal olarak birbirlerinden nefret ederler.All men naturally hate each other.
Aşk doğal olarak kördür.Love is blind.
Onun, oğluyla gurur duyması tamamen doğal.It is perfectly natural for him to be proud of his son.
Onun onun oğluyla gurur duyması tamamen doğal.It is perfectly natural for him to be proud of her son.
Eğer tamsayı sadece sıfırdan büyük veya eşit ise tamsayı doğaldır.An integer is natural if and only if it is greater or equal to 0.
Nefes alışı kadar doğal şekilde yalan söyler.He lies as naturally as he breathes.
Bu doğal boyutlarında bir heykel.This is a life-sized statue.
Ben doğal maden suyu içmeyi severim.I like to drink natural mineral water.
Doğal maden suyu içmeyi severim.I like to drink natural mineral water.
Kelimesi kelimesine direkt çeviriler değil, doğal görünen çeviriler istiyoruz.We want natural-sounding translations, not word-for-word direct translations.
Doğal gıdalardan çok işlenmiş gıdalar yiyoruz.We eat more processed food than natural food.
Saldırganlık doğal mı, yoksa öğrenilir mi?Is aggression natural, or is it learned?
Su, doğal olarak, bir sıvıdır.Water, in its natural state, is a fluid.
Kömür ve doğal gaz doğal yakıtlardır.Coal and natural gas are natural fuels.
Onun saçı doğal kırmızı mı?Is her hair naturally red?
Gaz önemli bir doğal kaynaktır.Gas is an important natural resource.
Dünyanın ayı doğal bir uydudur.The earth's moon is a natural satellite.
Kara Orman keki doğal bir afrodizyaktır.The Black Forest cake is a natural aphrodisiac.
Kara Orman pastası doğal bir afrodizyaktır.The Black Forest gateau is a natural aphrodisiac.
Bir yabancı dili öğrenmek için en önemli kitap, doğal olarak, bir sözlüktür.The most important book to learn a foreign language is, naturally, a dictionary.
Her zaman bir kalp krizinin öleceğinizi size söylemenin doğal yolu olduğunu düşündüm.I always thought that a heart attack was nature's way of telling you you're going to die.
Gerisi doğal olarak izler.The rest follows naturally.
Güzelliğinin sırrı doğallığıdır.The secret of her beauty is her naturalness.
Doğal olmaktan hoşlanıyorum.I like to be spontaneous.
Bu apaçık görünebilir ama senin kendi yazdığın cümleler en doğal görünüyor.It may seem obvious, but sentences you write yourself look the most natural.
Yapay zeka, doğal aptallığı yenemez.Artificial intelligence cannot beat natural stupidity.
Bu cümlenin daha doğal durması için yeniden nasıl yazardınız?How would you reword this sentence to make it sound more natural?
Tom'un doğal bir konuşma yeteneği var.Tom has a way with words.
Tom doğal bir ölümle öldü.Tom died a natural death.
Biz doğal olarak ülkemizin eski tapınaklarıyla gurur duyuyoruz.We naturally take pride in the old temples of our country.
Aile üyelerinin birbirlerine yardım etmesi doğaldır.It's natural for family members to help each other.
Birçok Amerikalı için, iki partili siyasal sistem doğal görünüyor.To many Americans, a two-party political system seems natural.
Onlar doğal gözleriyle gördüler ama biz kalbimizin gözleriyle görüyoruz.They saw with their natural eyes but we see with the eyes of our heart.
İnsanlar doğal olarak yürür.People walk naturally.
Endorfinler doğal ağrı kesicilerdir.Endorphines are natural analgesics.
Dünyanın tek doğal uydusu aydır.The only natural satellite of the Earth is the Moon.
O, doğal nedenlerden öldü.He died of natural causes.
Tom doğal sporcu.Tom is a natural athlete.
Tom'un doğal bir yeteneği var.Tom has a natural talent.
Su önemli bir doğal kaynaktır.Water is an important natural resource.
O soru doğal olarak tartışmayı davet etti.That question naturally invited discussion.
O sorun doğal olarak tartışmayı davet etti.That problem naturally invited discussion.
O soru doğal olarak tartışmaya davet etti.That question naturally invited debate.
Onların doğal yırtıcı hayvanları yok.They have no natural predators.
O doğal değil.It's not natural.
Bu doğal değil.This is not natural.