Ana içeriğe geç
Sözlük

direk ile cümle

direk kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
5
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Sürücü direksiyonu sağa kırdı.The driver turned the wheel to the right.
Direksiyon başındaki kişiyle konuşmayacaksın.You are not to speak to the man at the wheel.
Hideo bisikletliden kaçınmak için direksiyonu hızlıca çevirdi.Hideo turned the steering wheel sharply to avoid the bicyclist.
O bir direkt uçuş mu?Is it a direct flight?
Bu direk oldukça dikey değil.That pole is not quite vertical.
Bu Londra'ya giden direkt bir yoldur.This is a direct road to London.
İngiliz ve Japon arabalarında direksiyon sağ taraftadır.British and Japanese cars have steering wheels on the right side.
Bir arabanın bir direksiyon simidi vardır.A car has one steering wheel.
Genç bir kız direksiyondaydı.A young girl was at the steering wheel.
Büyük bir direk göl manzarasını engelliyor.A large pillar obstructs the view of the lake.
Direksiyon başında kim bulunuyor?Who's at the wheel?
Gözlerimizi direk güneş ışığından korusak iyi olur.We had better protect our eyes from direct sunlight.
Direkt arayabilir miyim.Can I dial direct?
Direksiyon başında uyuyakalıp kaza yaptı.He fell asleep at the wheel and had an accident.
Direksiyon başında uykuya daldı ve kaza yaptı.He fell asleep at the wheel and had an accident.
O bir eliyle direksiyonu tuttu ve diğeriyle bana el salladı.He held the wheel with one hand and waved to me with the other.
Amerikan arabalarının direksiyon simitleri sol taraftadır.Steering wheels of American cars are on the left side.
Direksiyonun arkasında daha rahat hissediyorum.I feel more comfortable behind the wheel.
Bu tren Nagoya'ya direkt gider.This train runs nonstop to Nagoya.
Aşar vergisi Fransız Eski rejiminin direklerinden biriydi.Tithe was one of the pillars of the French Ancien Régime.
O direk eğri.That pole is off vertical.
Hiç kimse futbolcu olmadan bir futbol takımının teknik direktörü olamaz.Nobody can be a head coach of a soccer team without being a soccer player.
Kelimesi kelimesine direkt çeviriler değil, doğal görünen çeviriler istiyoruz.We want natural-sounding translations, not word-for-word direct translations.
İşten sonra direkt eve giderim.After work, I go right home.
Lütfen patates cipslerini kaseye koy. Onları direkt olarak torbadan yeme.Please put the potato chips in the bowl. Don't eat them directly from the bag.
Ben direksiyonumu sağa çevirdim.I turned my steering wheel to the right.
Tom Boston'a direkt uçuş aldı.Tom took a direct flight to Boston.
Tom sol direksiyonlu araba sürmeye alışkın değildir.Tom isn't used to driving a left-hand drive car.
Tom direksiyonda uyuya kaldı.Tom fell asleep at the wheel.
Aptal olmayın, direksiyon olmadan araba süremezsin!Don't be silly! You can't drive without a wheel!
Birkaç giriş için, direk telefon numaraları vardır.For several entries, there are direct phone numbers.
Amerikan araçlarda direksiyon sol taraftadır.The steering wheels on American cars are on the left side.
Maria orta direk bir çevrede yaşıyor.Maria lives in a middle class neighborhood.
İlk arabamın hidrolik direksiyonu yoktu.My first car didn't have power steering.
O direkt gözyaşları ile cevap verdi.She answered through tears.
Ellerini direksiyonda tut.Keep your hands on the wheel.
Yarın direksiyon sınavım var.I will have a driving test tomorrow.
Sen gözlerini direkt güneş ışığından korumalısın.You should protect your eyes from direct sunlight.
Direkt bir cevap istiyorum.I want a direct answer.
Yol direkt.The path is direct.
Biz direktiz.We're direct.
Sen direktsin.You're direct.
Tom direkttir.Tom is direct.
Ben direktim.I'm direct.
Çok direktsin.You're very direct.
Direkt olacağım.I'll be direct.
Ben teknik direktörüm.I'm the coach.
Tom'la direkt olarak konuşmadım.I didn't speak with Tom directly.
Tom'un direktiflerini uyguladım.I carried out Tom's instructions.
Tom'a direkt bir emir verdim ama umursamadı.I gave Tom a direct order, but he ignored it.
Bir arabanın bir direksiyonu var.A car has a steering wheel.
Sana direkt bir emir veriyorum.I'm giving you a direct order.
Ben direksiyona geçeceğim.I'll take the wheel.
Tom direksiyon başında uyuya kaldı ve bir sokak lambasına çarptı.Tom fell asleep at the wheel and hit a street lamp.
Bu adam benim direkt patronumdur.This man is my direct boss.
Direkt eve gideceğim.I'll go straight home.
Tom bir subaydan aldığı direkt emre karşı geldi.Tom disobeyed a direct order from a superior officer.
Hiç yorgun değilim. Çoğu zaman Tom direksiyondaydı.I'm not tired at all. Tom did most of the driving.
Her iki elini direksiyona koy.Put both hands on the steering wheel.
Tom'un direksiyondaki dikkatsizliği onun hayatına mal oldu.Tom's inattention at the wheel cost him his life.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod