Tom okyanusun sesini dinledi.Tom a ascultat sunetul oceanului.
Katy çok fazla duyguyla söylüyordu ve ilk defa koroyu dinlediğimde ürperdim.Katy mély érzelmekkel énekel, és mikor először hallottam a refrént, a hideg futott a hátamon.
Castro'nun planlarını dinledikten sonra 26 Temmuz Hareketine üye olarak katılır.Meghallgatja Castro tervét és aláírja részvételi szándékát a júliusi 26.-i forradalomban.
Atatürk kendisini dinledi.Athénaiosz tesz említést róla.
Bir gece uzun uzun eski albümleri dinledik.Új albumot sokáig nem adtak ki.
Théoden bu öğüdü dinledi.Utterson ennek hallatán megnyugszik.
Del Rey konuyla ilgili; "David demoyu dinledikten bir gün sonra benimle çalışmak istediğini söyledi.Del Rey totesi, että "David pyysi minua työskentelemään kanssaan vain päivä sen jälkeen kun hän sai demoni.
Sonra tekrar dinledim ve gerçekte kızgındım.Näin sen vasta ensimmäistä kertaa ja olen todella surullinen.
Bu yurt gezilerinde halkın sorunlarını dinledi ve teşkilatını yerinde denetledi.Matkoillaan hän kuunteli rahvaan valituksia ja ratkoi kiistakysymyksiä.
14 Şubat 1983 tarihinde yaklaşık 750,000 insan radyoları ile seriyi dinledi.Televisioensi-ilta 19. lokakuuta 1988 sai noin 850 000 katsojaa.
Bir tek kelimesini bile kaçırmamak için dikkatlice dinledik.Kuuntelimme tarkkaavaisesti, jotta yksikään sana ei jäisi kuulematta.
Atatürk kendisini dinledi.Ο Αθάμας ακουσίως δέχθηκε.
Tom dikkatlice dinledi, ama hiçbir şey duymadı.Ο Θωμάς άκουσε προσεκτικά, μα δεν άκουσε τίποτα.
Ledger sadece Ennis'in nasıl hareket ettiğini, konuştuğunu ve dinlediğini bilmiyor.Ledger ved ikke bare, hvordan Ennis bevæger sig, taler eller lytter; han ved hvordan han ånder.
Luke tüm bunları ilgiyle dinledi.Scott føler sig beklemt ved al denne opmærksomhed.
Kayıtları yeniden dinlediğimde, onun yeniden ne kadar özel bir sanatçı olduğunu anladım.""Så snart jeg havde læst manuskriptet vidste jeg, det var ret specielt.
Daha çok ben konuştum o dinledi.Men jeg blev ved med at huske, hvad jeg havde hørt på den.
Sonra tekrar dinledim ve gerçekte kızgındım.Deretter falt jeg bakover, og ganske riktig ble jeg tatt imot.
Şarâb-ı erguvânî (içip) erganûn dinlediler.Det ble da avdekket store mengder med ostraka (potteskår).
Çalan Şarkı: O an dinlediğiniz şarkıyı karşı taraftaki insanların kişisel iletinizde görebilmesini sağlar.Sangen er fra musikalen On a Clear Day You Can See Forever.
Bir gece uzun uzun eski albümleri dinledik.Albumet holdt seg høyt på albumlistene over meget lang tid.
Sık sık halkın arasına karıştığı, ve dertlerini dinlediği söylenir.Et hyppig trekk er at de er omvandrende og liger å anstille besvær for folk.
Dinlediğim en iyi dersti.”Itu adalah pelajaran yang paling berat yang pernah kuperoleh."
Bu insanlardan dinlediklerinin izlerini yazdığı kitaplarda kolayca görmek mümkündür.Dalam buku-buku yang ditulisnya itu tampak pandangan Mintaredja yang bersifat moderat tentang Islam.
Del Rey konuyla ilgili; "David demoyu dinledikten bir gün sonra benimle çalışmak istediğini söyledi.Dia menjelaskan bahwa "David memintaku untuk bekerja dengannya sehari setelah dia mendapatkan demoku.
Yüzlerce şarkıyı dinledikten sonra Jackson ve Jones albümü düzenledi.Sau khi nghe hàng trăm bài hát, Jackson và Jones quyết định sẽ thu âm một nhóm bài.
Luke tüm bunları ilgiyle dinledi.Khi nghe tin Luke lòng rất đau lòng.
Atatürk kendisini dinledi.Aditi nghe thấy.
Muhammed de Ali’yi dinledi.Lập Phu đã nghe theo Mộc Lan.
Théoden bu öğüdü dinledi.Sư nghe câu này triệt ngộ.
Dinlediğim en iyi dersti.”Đó là những thứ đầu tiên mà tôi được học."
Bir keresinde, ailem Şabat’ta radyo dinlediğinden radyoyu parçaladım.” .Ở một thời điểm, tôi đã nghe cha mẹ mình nghe đài về Sabbath và tôi đã phá huỷ nó."
'Tatil' şarkısını dinlediğim zaman, single yapmaya karar verdim.曲を選んでから難易度が選べるようになった。
Bu insanlardan dinlediklerinin izlerini yazdığı kitaplarda kolayca görmek mümkündür.通信簿に「人の話を聞いていない」とよく書かれる。
Şarâb-ı erguvânî (içip) erganûn dinlediler.これも聞えたかき者なり。
(Ne tür müzikler dinlediği sorusu üzerine) ^ adresi(2)音楽を通して訴えたいメッセージとは?
Muhammed de Ali’yi dinledi.本人はモハメド・アリを敬慕する。
Daha çok ben konuştum o dinledi.を聞いていたことを話した。
Diğerlerini kıskanmadı, öğüt verdi ve dinledi.」との勧めもあり以降も稽古を続けている。
Luke tüm bunları ilgiyle dinledi.人々はみな彼の命令をよく聞いた。
Genç bir kız iken Inna çok çeşitli müzik türlerini dinledi.幼いころから兄とともに様々な種類の音楽を聴く。
Şarâb-ı erguvânî (içip) erganûn dinlediler.」竄煉名其中,誣浩等師事煉,聽其指揮,具獄上。
Bu insanlardan dinlediklerinin izlerini yazdığı kitaplarda kolayca görmek mümkündür.依字面上來看,可以解釋為「可輕鬆閱讀的小說」。
Diğerlerini kıskanmadı, öğüt verdi ve dinledi.이 상소를 읽고 정조는 말을 잇지 못하고 오열하였다.
Dinlediğim en iyi dersti.”내가 알고 있는 최고의 원칙주의자"라고 말했다.
Balabanı ilk kez sinemada dinledim.만화로는 처음으로 영화로 각색되었다.
Şarâb-ı erguvânî (içip) erganûn dinlediler.형리들은 그의 중얼거리는 기도 소리를 듣고 경악하였다.
Atatürk kendisini dinledi.조조는 그의 말을 들었다.
Daha sonraları: "Albümü dinledikten sonra bir grup kurmaya karar verdim." dedi.לאחר זמן מה, אני פשוט סוג של מחליט להקליט אותם".
Sık sık halkın arasına karıştığı, ve dertlerini dinlediği söylenir.לעיתים קרובות סובל מהתעמרות קרוביו וניצולו על ידם.
Dinledim ama hiçbir şey duymadım.הקשבתי אבל לא שמעתי דבר.
Muhammed de Ali’yi dinledi.Приема исляма и името Мехмед Али.
Balabanı ilk kez sinemada dinledim.В България филмът е пуснат за пръв път по кината.
Aleyhindeki tanıkları sakız çiğneyerek dinledi.Рапърите са обвинени по чл.
Atatürk kendisini dinledi.Одоакър се съгласил.
Sen hiç Brandenburg Konçertolarını dinledin mi, Johann Sebastian Bach tarafından?Слушал ли си някога Бранденбургските концерти от Йохан Себастиан Бах?
Sen hiç böylesine iyi bir müzik dinledin mi?Слушал ли си някога толкова хубава музика?
Daha çok ben konuştum o dinledi.Nije bio odviše rječit, više je slušao nego govorio.
Yüzlerce şarkıyı dinledikten sonra Jackson ve Jones albümü düzenledi.Nakon preslušavanja stotine pjesama Jackson i Jones su suzili izbor za snimanje.
Atatürk kendisini dinledi.Atena ga je oslijepila.