Odada dikiş dikmek için yeterli ışık yok.There's not enough light in this room for sewing.
Yalnız hasta dikiş dikmekten zevk alıyor.The lonely patient derives pleasure from sewing.
Dikiş dikmekte çok iyisin.You are very good at sewing.
Bu yalnız hasta dikiş dikmekten zevk alır.This lonely patient takes pleasure from sewing.
Bunu dikmek birkaç saatimi aldı.It took me several hours to sew it.
Bahçeye ağaç dikmek zorundayım.I have to plant trees in the garden.
Bu düğmeleri dikmek için bir iğnen var mı?Do you have a needle to sew on these buttons?
O, dikiş dikmekte çok iyi.She's very good at sewing.
Terzi kırmızı malzemeden yapılmış bir elbise dikmek için dikiş makinesini kullanıyor.The dressmaker is using her sewing machine to sew a dress made from red material.
Görevi, şehir duvarlarını tekrar dikmek ve şehir nüfusunu arttırmaktı.His task is to rebuild the walls and to re-populate the city.
Bayrağını dikmek istedi"I was here first."
Mercutio 'ye söyle en az Tis; kadran müstehcen el için şimdi öğle dikmek üzerine.MERCUTlO 'Tis no less, I tell ye; for the bawdy hand of the dial is now upon the prick of noon.
"Ölmeden önce bir ağaç dikmek istiyorum.""Before I die, I want to plant a tree."
Ormanların yeniden kurulması sadece basit bir ağaç dikmek değildir.The reestablishment of forests is not just simple tree planting.
Yeni ağaç dikmek genellikle fidelerin % 90'ına varan oranda başarısız olmasına neden olur.Planting new trees often leads to up to 90% of seedlings failing.
Bu nedenle Çeşme, Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın heykelini dikmek için uygun bir yerdir.Thus Çeşme is a convient place to erect a statue of Cezayirli Gazi Hasan Pasha.
Deri dikmek için dikiş makineleri geliştirildi. otuz kat daha hızlıydı.Sewing machines were developed for sewing leather.
Askerler, erzak sıkıntısı nedeniyle yakındaki bir tarlaya patates dikmek zorunda kaldı.Soldiers were forced to plant potatoes in a nearby field due to ration shortages.
Her yıl en azından bir ağaç dikmek.Jährlich wird ein Maibaum aufgestellt.
Bu da sonuçta Mali' ye 1 milyon ağaç dikmek demekti.Eine Million Bäume sollen auf dem Anwesen gepflanzt worden sein.
Görevi, şehir duvarlarını tekrar dikmek ve şehir nüfusunu arttırmaktı.رفع المنظري أسوار المدينة من جديد وشجع ذلك على اعمار المدينة.
Yerdeki kafasını eğilip almış ve elindeki sancağı tepeye dikmek üzere ilerlemeye başlamıştır.Wspina się więc na ich wysokość i trzyma przy ich twarzach zapaloną pochodnię.
Bu da sonuçta Mali' ye 1 milyon ağaç dikmek demekti.Це наштовхнуло його на думку висадити в кожній країні мільйон дерев. (англ.)
Tuğ dikmek de padişah alametidir.Навіть ставлення до влади є зневажливим.
Derisini elbise dikmek için kullandım.Я використав його шкіру, щоб пошити одяг.
Bunu dikmek birkaç saatimi aldı.Mi-a luat câteva ore pentru a coase asta.
Tuğ dikmek de padişah alametidir.A szilárd anyag könnyen szublimál.
Tuğ dikmek de padişah alametidir.Mener at skrald er magt.
Dikiş makinesi, çeşitli tekstil ürünlerini dikmek için kullanılan bir makinedir.En væver er en person, som bruger en væv til at væve forskellige slags tekstiler.
Dikiş makinesi, çeşitli tekstil ürünlerini dikmek için kullanılan bir makinedir.紡績機とは紡績に使用される機械である。
"Emen" ruh can demektir, ayrıca ağaç dikmek için açılan çukuru da ifade eder.소나무의 '솔'은 '으뜸'을 의미하여, 소나무는 나무중에 으뜸인 나무라는 뜻을 가진다.
Her yıl en azından bir ağaç dikmek.Svake godine se rađa jedno leglo.
Bayrağını dikmek istedi"Byłem tutaj pierwszy."
Bayrağını dikmek istedi"Byl jsem tu první."
Bayrağını dikmek istedi"Én jártam itt legelőször".
Bayrağını dikmek istedi"Eu am ajuns primul."
Bayrağını dikmek istedi"Ich war als erster hier."
Bayrağını dikmek istedi"Ik was hier het eerst."
Bayrağını dikmek istedi"Io sono stato qui per primo."
Bayrağını dikmek istedi"J'ai été ici le premier."
Bayrağını dikmek istedi"내가 먼저 왔다"라고 하고 싶었습니다.
Bayrağını dikmek istedillamada Meru. Quería izar su bandera y decir:
Bayrağını dikmek istedi"Saya berada disini pertama kali."
Bayrağını dikmek istedi"Ta là người đầu tiên đặt chân đến nơi đây".
Bayrağını dikmek istedi"Ήμουν εδώ πρώτος."
Bayrağını dikmek istedi"Я был здесь первым".
Bayrağını dikmek istedi"הייתי כאן ראשון."
Bayrağını dikmek istediأنا كنت هنا أولا
Bayrağını dikmek istediしかし彼が頂上に来てみると
Kan damarlarını dikmek için, günümüzde halen kullanılmakta olan bir teknoloji geliştirdi.Egli aveva di fatto concepito alcune delle stesse tecnologie usate oggi per suturare i vasi sanguigni.
Kan damarlarını dikmek için, günümüzde halen kullanılmakta olan bir teknoloji geliştirdi.El a conceput unele tehnologii similare cu cele utilizate azi pentru suturarea vaselor de sânge.
Kan damarlarını dikmek için, günümüzde halen kullanılmakta olan bir teknoloji geliştirdi.Ele intuiu algumas das mesmas tecnologias utilizadas hoje para suturar vasos sanguíneos.
Kan damarlarını dikmek için, günümüzde halen kullanılmakta olan bir teknoloji geliştirdi.En realidad ideó algunas de las mismas tecnologías usadas hoy para suturar vasos sanguíneos.
Kan damarlarını dikmek için, günümüzde halen kullanılmakta olan bir teknoloji geliştirdi.Er entwickelte einige derselben Technologien, mit denen man heute Blutgefäße näht.
Kan damarlarını dikmek için, günümüzde halen kullanılmakta olan bir teknoloji geliştirdi.오늘날에도 혈관 봉합에 사용되는 몇 가지 기술을 저분이 실제 개발했죠.
Kan damarlarını dikmek için, günümüzde halen kullanılmakta olan bir teknoloji geliştirdi.Ông là người đã phát minh ra các kỹ thuật được dùng để khâu các mạch máu ngày nay.
Kan damarlarını dikmek için, günümüzde halen kullanılmakta olan bir teknoloji geliştirdi.Ve skutečnosti vynalezl některé z technologií, které dnes používáme k sešívání cév.
Kan damarlarını dikmek için, günümüzde halen kullanılmakta olan bir teknoloji geliştirdi.Wynalazł on właściwie metodę stosowaną dzisiaj, zszywania naczyń krwionośnych.
Kan damarlarını dikmek için, günümüzde halen kullanılmakta olan bir teknoloji geliştirdi.Той всъщност създаде някои от същите технологии, използвани днес за зашиване на кръвоносните съдове.
Kan damarlarını dikmek için, günümüzde halen kullanılmakta olan bir teknoloji geliştirdi.Фактически он изобрёл некоторые из технологий, используемых сегодня для сшивания кровеносных сосудов,