Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.Mert minden akaratnak van ideje és ítélete; mert az embernek nyomorúsága sok õ rajta;
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.Nebo všeliké předsevzetí má čas a příčiny. Ale i to neštěstí veliké člověka se přídrží,
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.Porque para todo propósito há tempo e juízo; porquanto a miséria do homem pesa sobre ele.
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.Pues para todo deseo hay un tiempo y un proceder, aunque grande es el mal que le sobreviene al hombre
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.Sillä itsekullakin asialla on aikansa ja tuomionsa; ihmistä näet painaa raskaasti hänen pahuutensa.
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.Thi enhver Ting har sin Tid og sin Dom, men det er et tyngende Onde for Mennesket,
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.Ty vart företag har sin tid och sitt sätt, och en människas ondska kommer tungt över henne.
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.Vì tuy loài người bị sự tai nạn bối rối nhiều, phàm sự gì cũng có thì thế và phép lệ.
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.Vì tuy loài_người bị sự tai_nạn bối_rối nhiều , phàm sự gì cũng có thì thế và phép lệ .
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.Zakaj za vsako početje je čas in sodba; kajti težko obremenja človeka zlo.
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.Παντι πραγματι ειναι καιρος και τροπος οθεν η αθλιοτης του ανθρωπου ειναι πολλη επ' αυτον
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.Понеже за всяко нещо има време и съдба; Защото окаянството на човека е голямо върху него,
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.потому что для всякой вещи есть свое время и устав; а человеку великое зло от того,
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.כי לכל חפץ יש עת ומשפט כי רעת האדם רבה עליו׃
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.لان لكل أمر وقتا وحكما لان شر الانسان عظيم عليه.
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.各 樣 事 務 成 就 、 都 有 時 候 和 定 理 . 因 為 人 的 苦 難 、 重 壓 在 他 身 上
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır. İnsanın derdi kendine yeter.各 樣事務 成就 、 都 有 時候 和 定理 . 因為人 的 苦難 、 重壓 在 他 身上
Değil mi? Eğer B artı A yapsaydı, eksi yedi artı üç derdik.Kdybychom udělali B plus A, tohle by bylo mínus sedm plus tři.
Değil mi? Eğer B artı A yapsaydı, eksi yedi artı üç derdik.Om vi gjorde b plus A, skulle detta bara säga negativ sju plus tre.
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.A Delhi, nous vivions -- on appelait ça un chata ou le khota.
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.Di Delhi, di mana kami tinggal -- kami menyebutnya chata atau khota. Khota sekarang berkonotasi buruk.
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.Em Déli, costumávamos viver... chamávamos-lhe a "chata" ou a "khota". "Khota" agora tornou-se uma palavra má.
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.델리에서, 우리가 [탓] 혹은 [고타] 라고 부르곤 했던 지역에 살았는데요, [고타] 는 지금은 나쁜 단어에요. 사창가를 의미하죠 --
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.Tại Delhi, nơi tôi từng sống - tôi gọi nó là chhat hoặc khota.
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.Vivevamo a Delhi -- lo chiamavamo un khota o il khota Khota ora è una parolaccia.
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.We woonden in Delhi - we noemden het een chata of de khota. Khota is een slecht woord geworden.
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.Wir wohnten in Dehli - wir nannten es eine chata oder die khota, was jetzt zu einem Schimpfwort geworden ist.
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.Στο Δελχί, που ζούσαμε - το λέγαμε τσατ ή κχότα. Η λέξη κχότα τώρα έγινε κακιά λέξη.
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.В Дели, мы жили в так называемых чатах или хотах. Сейчас слово "хота" приобрело негативное значение.
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.В Делхи живеехме... наричахме го чата или кхота. Кхота сега стана лоша дума.
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.У Делі ми жили в так званих чхатах або хотах. Зараз "хота" стало поганим словом.
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.בדלהי גרנו במה שנקרא "חותה" חותה עכשיו הפכה למילה גסה (בית זונות). המשמעות הייתה למרפסת.
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.في دلهي، حيث كنا نعيش، كنا ندعوها "كوتا" أو الكوتا. واليوم أصبحت هذه الكلمة تعبيرا سيئا. وتعني شرفتهم،
Delhi'de yaşıyorduk -- oraya "umumhane" derdik şimdi kötü bir sözcük oldu.コタは今では悪い意味になりました 酒場風のテラスです 夜は外で寝ていました
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Adică îl sunam şi îi ziceam cam aşa
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Damit meine ich: Ich würde ihn anrufen und sowas sagen:
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Digo, yo lo llamaba, y le decía como:
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Ik belde hem dan en legde hem dan uit:
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Isto é, eu chamava-o e dizia algo como:
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Jeg mener, jeg ville ringe til ham, og sige,
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Je veux dire, je l'appelais et je disais,
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;예를 들자면 그분께 전화를 걸어서
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Lo chiamavo, e dicevo: "Ascolta, nonno... mi serve davvero, quella telecamera.
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Mármint, felhívtam őt, mondván, hogy
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Mówiłem: "Dziadku, muszę mieć tę kamerę.
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Saatoin soittaa hänelle, ja sanoa
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Tím myslím, že já mu volal říkal,
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Ý tôi là, tôi sẽ gọi cho ông, và tôi sẽ bảo,
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Τον έπαιρνα, δηλαδή, τηλέφωνο και του έλεγα:
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;Имам предвид, ще му се обадя и ще му кажа,
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;То есть, я ему звонил и начинал:
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;זאת אומרת, הייתי מתקשר אליו, והייתי אומר
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;أقصد, أننى كنت أناديه, و أخبره بهذه الطريقة,
Demek istediğim onu arardım ve derdim ki;「あのね おじいちゃん どうしても8mmカメラがいるんだ
Derdin ne senin?Miért csinálod ezt?
Derdin ne senin?Mikä sinua vaivaa?
Derdin ne senin?Mais pourquoi fais-tu ça ?
Derdin ne senin?Mi baja van?
Derdi ki: " Aha! Şimdi bana patlıyorsun demek, öyle mi?"Direbbe:"Ah!Ti stai arrabbiando con me adesso?"
Derdi ki:Azt mondta: