Katlanma dayanılmaz olabilir.Bearing can be unbearable.
Sen dayanılmazsın.You're irresistible.
Ağrı neredeyse dayanılmazdı.The pain was almost unbearable.
Bu yaz dayanılmaz derecede sıcak.It is unbearably hot this summer.
Bazı çocuklar dayanılmaz baskıdan kaçmak için intihara başvuruyorlar.Some children resort to suicide in order to escape from unbearable pressure.
Acı dayanılmazdı.The pain was unbearable.
Hava dayanılmaz sıcak.It's unbearably hot.
Bu sıcaklık dayanılmaz.This heat is unbearable.
Bu dayanılmaz.This is unbearable.
Ağrı dayanılmaz.The pain is unbearable.
Çocuklar dayanılmazdır.Kids are cruel.
Mary hakkında onu dayanılmaz yapan bir şey var.There's something about Mary that makes her irresistible.
Bu gürültü dayanılmaz.This noise is unbearable.
Sizin davranışınız dayanılmaz.Your behaviour is intolerable.
Sen en büyük zayıflığımı keşfettin: dayanılmaz ağrı.You discovered my biggest weakness: excruciating pain.
Tom dayanılmaz acı içindeydi.Tom was in unbearable pain.
Acı dayanılmaz.The pain is excruciating.
Evdeki durum her geçen gün daha dayanılmaz hale geliyor.The situation at home is getting more unbearable every day.
Tom Mary'yi dayanılmaz buldu.Tom found Mary irresistible.
Tom'u dayanılmaz buluyorum.I find Tom irresistible.
Benim dayanılmaz ağrılarım var.I have unbearable pains.
Tom dayanılmazdı.Tom was irresistible.
Ben onu dayanılmaz buluyorum.I find her irresistible.
Ağrı dayanılmazdı.The pain was excruciating.
Şartlar dayanılmazdı.The situation was unbearable.
Sessizlik dayanılmazdı.The silence was unbearable.
Isı dayanılmazdı.The heat was unbearable.
Acı dayanılmaz mı?Is the pain unbearable?
Hava dayanılmaz sıcaktı.It was unbearably hot.
Tom'un çatısı altındaki hayat dayanılmazdı.Life under Tom's roof was unbearable.
Onlar dayanılmaz anılar.They are unbearable memories.
Tom büyüleyici ve dayanılmaz.Tom is charming and irresistible.
Ağrı dayanılmayacak kadar fazladır.The pain is too much to bear.
Utanç neredeyse dayanılmazdı.The shame was almost unbearable.
Bu dayanılmaz olurdu.It would have been unbearable.
Neredeyse dayanılmaz olmalı.It must be almost unbearable.
Hayat dayanılmaz oldu.Life became unbearable.
Acıyı dayanılmazdı.The pain was intolerable.
Bu dayanılmaz bir gerçektir.This is an unbearable truth.
Isı neredeyse dayanılmazdı.The heat was almost unbearable.
Sanat olmadan, gerçekliğin kehaneti dünyayı dayanılmaz hale getirecektir.Without art, the crudeness of reality would make the world unbearable.
Çünkü onlar yalnız kaldıklarında dayanılmaz bir can sıkıntısına kapılırlar.When they persist, he harshly dismisses them.
Dayanılmaz rengi sağ tarafta görüntülenmektedir.The unique colouring is shown to the right.
Baskı dayanılmaz hale gelmişti.The thirst began to become intolerable.
Sıkışık bir halde ve kramplı, dayanılmaz acı veriyor.It's fixed in a clenched spasm and it's excruciatingly painful.
Hayalet bir kolu vardı, dayanılmaz acıları vardı ve kımıldatamıyordu.He had a phantom arm, excruciatingly painful, and he couldn't move it.
Babası o kadar dayanılmaz tısladı olsaydı!If only his father had not hissed so unbearably!
"Ben ne yapabilirim?" Diye dayanılmaz yanlış bir ses tonuyla yeniden başladı."What do I make by it?" he began again in a tone of unendurable wrong.
Pip dayanılmaz bir şekilde ellerini yakar,Pip insufferably burns his hands,
Bu dayanılmaz.It's not sustainable.
Merkez Bankaları hiçbir entrika Muhtemelen bu basit ama dayanılmaz gücü karşılaştırabilirsiniz.No machinations of central banks can possibly compare to this simple yet irresistible power.
Profesör Oh'un öfkesi dayanılmazdır, bilmiyor musunuz?You know Professor Oh's temper is intolerable, right?
Dayanılmaz bir kadındı.She was irresistible.
Turp yediğinde koku dayanılmaz olurdu.The smell was really bad whenever she ate radishes.
Ilıman bahar ayları geçmiş Dayanılmaz sıcak yaz ayları gelmişti.What had been a really mild spring turned into a miserably hot summer.
Ve sonra yıllarca, zencefilli biranın tadına bakmak için içimde dayanılmaz bir arzu besledim.And for many years afterwards, I would have a desperate desire to taste ginger beer.
Sonra onu bırakacak olmanın umutsuzluğuyla bağırıyorum, bu, herşey, hepsi, dayanılmaz, korkunç.Then I am drowning, in despair at having to leave her, this, everything, all, unbearable, awful.
O zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar.The sinners were seized by a blast from heaven, and lay overturned in their homes in the morning,
Derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi.But they were seized by the mighty blast towards the morning;
Ama Bizim dayanılmaz-azabımızı gördükleri zaman, imanları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı.But then their affirming served them nothing after they had seen Our torment.