Önce onlara danışmak zorundayım.I have to check with them first.
Önce ona danışmak zorundayım.I have to check with him first.
Onlara danışalım.Let's check with them.
Ona danışalım.Let's check with him.
Dans etmemizi görmeliydin.You should've seen us dance.
Onların dans etmesini görmeliydin.You should've seen them dance.
Dans etmemi görmeliydin.You should've seen me dance.
Onun dans etmesini görmeliydin.You should've seen him dance.
Senin dans ettiğini hiç görmedim.I've never seen you dance.
Onların dans ettiğini hiç görmedim.I've never seen them dance.
Onun dans ettiğini hiç görmedim.I've never seen him dance.
Hiç dans ettiğimizi gördün mü?Have you ever seen us dance?
Hiç onların dans ettiğini gördün mü?Have you ever seen them dance?
Hiç dans ettiğimi gördün mü?Have you ever seen me dance?
Hiç onun dans ettiğini gördün mü?Have you ever seen him dance?
Bir kez dans ettiğini gördüm.I saw you dance once.
Onların bir zamanlar dans ettiklerini gördüm.I saw them dance once.
Onun bir kez dans ettiğini gördüm.I saw him dance once.
Ben onlara danıştı.I consulted them.
Ben ona danıştım.I consulted him.
Onlara danışmalısın.You should consult them.
Ona danışmalısın.You should consult him.
Biz onlara danışacağız.We'll consult them.
Biz ona danışacağız.We'll consult him.
Tom iyi dans edebilir.Tom can dance well.
Tom geçen hafta sonu dansta eğlendi.Tom enjoyed himself at the dance last weekend.
O asla dans etmemi istemedi.He never asked me to dance.
Sen dans ettin.You danced.
Hepiniz dans ettiniz.Y'all danced.
Dan 1976'da Princeton Üniversitesi'ne geldi.Dan arrived at Princeton University in 1976.
Dan, Princeton Üniversitesi'nde bir grup biyoloji araştırmacısı ile bir araya geldi.Dan met a group of biology researchers at Princeton University.
Dan bilimsel makalelerini yayımlamak için baskı altındaydı.Dan was under pressure to publish his scientific articles.
Dan bir kitap yayınlamak istedi.Dan wanted to publish a book.
Dan makalelerini nasıl yayınlatacağını arkadaşlarıyla tartıştı.Dan discussed with his friends how to have his articles published.
Dan benim yeni arkadaşım.Dan is my new friend.
Dan Anderson adında yeni bir arkadaşla tanıştım.I met a new friend called Dan Anderson.
Dan yerel bir otele kayıt yaptırdı.Dan checked in to a local hotel.
Dan otel odasına gitti.Dan went to his hotel room.
Dan'in hayatı risk altında.Dan's life is at risk.
Dan intihar etmeye hazırdı.Dan was ready to commit suicide.
Sahneyi seyreden Dan polisi aradı.Dan, who was watching the scene, called the police.
Dan, FBI'lı bir müzakereci, Linda ile konuşmaya çalıştı.Dan, an FBI negotiator, tried to talk to Linda.
Dan, Linda'nın kocasıdır.Dan is Linda's husband.
Hem Dan hem de Linda benim arkadaşlarım.Both Dan and Linda are my friends.
Dan bir arabulucu ile konuşmayı kabul etti.Dan agreed to speak to a negotiator.
Dan rehineleri kurtarma işinde başarısız oldu.Dan failed to save the hostages.
Dan ve Linda bir sigarayı paylaştılar.Dan and Linda shared a cigarette.
Dan, Linda'nın parmak izlerini almayı başardı.Dan managed to get Linda's fingerprints.
Dan, Linda'nın parmak izlerini analiz etti.Dan analyzed Linda's fingerprints.
Dan süpermarkette bir telefon çaldığı için tutuklandı.Dan was arrested for stealing a phone at the supermarket.
Dan elması zengin bir iş adamının karısından çaldığını iddia etti.Dan claimed he stole the diamond from a rich businessman's wife.
Dan'e eyalet hapishanesinde on yıl hapis cezası verildi.Dan was given a ten-year sentence at a state penitentiary.
Dan oraya geldikten tam iki ay sonra hapishaneden kaçtı.Dan escaped from jail just two months after he arrived there.
Dan Linda'nın cenaze törenine katıldı.Dan attended Linda's funeral.
Dan tüm dava boyunca masumiyetini korudu.Dan maintained his innocence all along the lawsuit.
Linda Dan'i onu sinsice izlemekle suçladı.Linda accused Dan of stalking her.
Dan kumarda servetini kaybetti.Dan lost his fortune in gambling.
Dan kasa dairesine girdi ve milyonlarca dolar çaldı.Dan broke into the vault and stole millions of dollars.
Dan Linda'yı kaçırmak için polisin dikkatini dağıtmaya çalıştı.Dan tried to distract the police to let Linda escape.
Dan suçsuzluğunu kanıtlamayı başardı.Dan managed to prove his innocence.