Dışarısı tamamen karanlık.It's all dark outside.
Cuma günü dışarı çıkmamızı öneriyorum.I suggest that we go out on Friday.
Telefon çaldığında dışarı çıkmak üzereydim.I was about to go out when the phone rang.
Bu akşam dışarı çıkıp çıkmayacağını Trang'e sor.Ask Trang if he's going out this evening.
Lütfen dışarı çıkarken kapıyı kapatır mısın?Please will you close the door when you go out.
Dışarı çıkmak için özgürsün.You are free to go out.
Dışarı çıkmak için özgürsünüz.You are free to go out.
Dışarı çıkmakta serbestsin.You are free to go out.
Dün gece dışarı çıktın mı?Did you go out last night?
Bugün dışarı çıkmasan iyi olur.You'd better not go out today.
Bugün dışarı çıkmamalısın.You must not go out today.
Böyle bir günde dışarı çıkmaktansa evde kalsan iyi olur.You'd better stay at home rather than go out on such a day.
Üşüttüğün için dışarı çıkmamalısın.Since you have a cold, you must not go out.
Seni görmek ümidiyle dışarıda bekledim.I waited outside on the chance of seeing you.
Ben çalışmak için dışarı gitmene itiraz etmiyorum fakat çocuklara kim bakacak.I don't object to your going out to work, but who will look after the children?
Dışarı bakmanız için perdeyi açacağım.I'll open the curtain for you to look out.
Ayakkabılarınızı giyin. Akşam yemeği için dışarı çıkalım.Put on your shoes. Let's go out for dinner.
Biz cuma günü bir yemek için dışarı çıkıyoruz.We're going out for a meal on Friday.
Geçen yıl yaptığımız gibi birlikte dışarı çıkabiliriz.We could go out together like we did last year.
Ben evimden dışarı koştum.I rushed out of my house.
Değişiklik olması için dışarıda yiyelim.Let's eat out for a change.
Hasta hissediyorum ama böyle iken dışarı çıkmak istiyorum.I'm feeling ill, but I intend to go out anyhow.
Soğuk bir günde kimse dışarıda çalışmak istemez.Nobody wants to work outdoors on a cold day.
Hiç kimse soğuk bir günde dışarıda çalışmak istemez.Nobody wants to work outdoors on a cold day.
Soğuk havada dışarıya nefes verdiğinde nefesini görebilirsin.When you breathe out in cold weather, you can see your breath.
Canım dışarı çıkmak istemiyor.I don't feel like going out.
Dışarıya gitme yerine ev ödevimi yapmak zorundayım.I have to do my homework instead of going out.
Dışarı çıkmadan önce ayakkabılarını cilalamayı unutma.Don't forget to polish your shoes before you go out!
Dışarı çıkmadan önce kapıyı kilitlemeden bırakmak onun dikkatsizliğiydi.It was careless of her to leave the door unlocked when she went out.
Dışarı çıkmadan önce saçını tara.Comb your hair before you go out.
Tüm ışıkların kapatıldığından emin ol dışarıya çıkmadan önce.Make sure to turn off all the lights before going out.
Dışarı çıkmaktansa evde kalmayı tercih ederim.I would rather stay at home than go out.
Evde kalmak dışarı çıkmaktan daha iyidir.It is better to stay in than go out.
Dışarı gitmektense evde kalmayı tercih ederim.I would rather stay home than go out.
Dışarı çıkmadın mı?Didn't you go out?
Dışarı çıkmadan önce ayakkabılarını parlat.Shine your shoes before going out.
Dışarıda bir kez derin bir rahatlama nefesi verdim.Once outside, I gave a deep sigh of relief.
Dışarı çıkamazsın.You can't go out.
Canım dışarı gitmek istiyor.I feel like going out.
Dışarıda hava sıcak görünüyor.It seems warm outside.
Dışarıda çok sert bir soğuk vardı.It was piercingly cold outside.
Dışarısı zifiri karanlıktı.It was pitch black outside.
Dışarıda hava soğuk olduğu için içeri gel.Come inside because it's cold outside.
Dışarıda hava soğuk olduğu için, paltonu giysen iyi olur.Since it's cold outside, you'd better put your overcoat on.
Dışarısı soğuk olduğu için bir yağmurluk giymelisin.You should put on a raincoat because it's cold outside.
Dışarıda hava kararıyor.It is getting dark outdoors.
Dışarda hava kararıyor.It is getting dark outside.
Dışarısı hâlâ aydınlık.It is still light outside.
Dışarda hava karanlık.It is dark outside.
Dışarıda şiddetli yağmur yağıyor.It's raining buckets outside.
Dışarıda hava çok soğuk, ceketsiz üşüteceksin.It is very cold outside. You'll catch a cold without a coat.
Dışarısı gittikçe aydınlanıyor.It is getting lighter outside.
Dışarıda hava yavaş yavaş kararıyor.It's getting dark little by little outside.
Dışarıda hava yaz gibi.It's like summer outside.
Dışarıdaki gürültü sinirime dokunduğu için canım çalışmak istemedi.I didn't feel like studying because the noise outside was getting on my nerves.
Evimin dışarıda gizli bir yedek anahtarı var.I have a spare key to my house hidden outside.
Dışarıda bir masaya oturabilir miyiz?Could we have a table outside?
Ben oynamak için dışarı çıkabilir miyim?May I go out to play?
Dışarı çıkar çıkmaz yağmur yağmaya başladı.No sooner had I gone out than it began to rain.
Dışarıya çıkınca soğuktan tir tir titredim.I shivered with cold when I went outside.