Tom odadan çıkarken kapıyı çarptı.Tom slammed the door as he left the room.
Tom bana yanlışlıkla çarptı.Tom hit me by mistake.
Tom'a bir araba çarptı.Tom got hit by a car.
Tom neredeyse bir araba tarafından çarpılıyordu.Tom came very near being hit by a car.
Tom, kalbinin daha hızlı çarptığını hissetti.Tom felt his heart beat faster.
Tom kafasını çarptı.Tom banged his head.
Tom kafasını çarpmış olmalı.Tom must've hit his head.
Tom dizini çarptı.Tom banged his knee.
Tom ona bir kamyon çarptığı zaman caddeyi geçiyordu.Tom was crossing the street when he got hit by a truck.
Benim dizimi çarptım.I bumped my knee.
Tom çarpılmaktan güç bela kaçtı.Tom narrowly escaped being hit.
Tom banyo kapısını çarparak kapattı.Tom slammed the bathroom door shut.
Tom kaydı ve başını çarptı.Tom slipped and hit his head.
Tom soğuk suyu yüzüne çarptı.Tom splashed cold water on his face.
Sen her zaman söylediklerimi çarpıtıyorsun.You always twist what I say.
Araba tarafından çarpılan bir adam gördüm.I saw a man get hit by a car.
Mary çarçabuk ünlü oldu.Mary became famous very quickly.
Tom'u yıldırım çarpmasını ve ölmesini diliyorum.I wish that Tom would get struck by lightning and die.
Duvardaki yazı Tom'un gözüne çarptı.Tom recognized the writing on the wall.
Tatoeba kullanıcıları kendilerini yalnız ve çaresiz hissetmemeliler.Users of Tatoeba shouldn't feel alone and desperate.
O araba bana çarpabilirdi.That car could've hit me.
O bana çarpabilirdi.That could've hit me.
O top bana çarpabilirdi.That ball could've hit me.
Yarın çarşamba ve öbür gün perşembe.Tomorrow is Wednesday, and the day after tomorrow is Thursday.
Carl çok mutlu görünüyor.Carl looks very happy.
Tom'a neredeyse bir bisiklet çarpıyordu.Tom was almost hit by a bicycle.
Tom onun arkasından kapıyı çarparak kapattı.Tom slammed the door shut behind him.
Deniz çarşaf gibiydi.The sea was glassy.
Bizimle çarşıya gel.Come downtown with us.
Tom'u sevmekten başka çaren yok.You can't help but like Tom.
Ben pazartesi, salı, çarşamba, perşembe ve cuma günleri çalışırım.I work on Mondays, Tuesdays, Wednesdays, Thursdays and Fridays.
Tütün Kuzey Carolina ekonomisinin önemli bir parçasıdır.Tobacco is an important part of North Carolina's economy.
Carl Benz 1886 yılında ilk araba için patent aldı.Carl Benz obtained in 1886 the patent for the first car.
Bugün Çarşambadır, değil mi?Today is Wednesday, yes?
Tom otururken, masaya çarptı ve kahvesi masa örtüsüne döküldü.As Tom sat down, he bumped the table and his coffee spilled onto the tablecloth.
Tom'un yüzünde bir çaresizlik görüntüsü vardı.Tom had a look of desperation on his face.
Çaresiz bir belâdayım.I'm in desperate trouble.
Tom ona neyin çarptığını muhtemelen hiç bilmiyordu.Tom probably never knew what hit him.
Ansızın kapı Tom'un arkasından çarptı.All of a sudden, the door slammed behind Tom.
Bir tümseğe çarptık.We hit a bump.
Tekne iskeleye çarptı.The boat crashed into the pier.
Tom oldukça çaresizdir.Tom is quite helpless.
Ben senin kendini çaresiz hissettiğine eminim.I'm sure you feel helpless.
Bu, çarpıcı bir haber.This is stunning news.
Tom çaresizce gülümsedi.Tom smiled helplessly.
Tamamen çaresiz hissediyorum.I feel completely helpless.
Üçü ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.Three were sentenced to life imprisonment.
Mary neredeyse 10 yıl haksız yere hapis cezasına çarptırılmıştı.Mary was wrongly imprisoned for nearly 10 years.
Tom çarpıcı biçimde yakışıklı.Tom is strikingly handsome.
Çarşamba günü saçımı kestiriyorum.I'm getting a haircut on Wednesday.
Şarap çarpmasın.Go easy on the wine.
Tom çarpışmada ölmedi.Tom didn't die in the collision.
Rüzgar kapıyı çarparak kapattı.The wind slammed the door closed.
Köpeğime bir araba çarptı.My dog was hit by a car.
Maalesef, keskin bir tampon bölgeden başka çaremiz yok.Unfortunately, we have no choices but a certain buffer zone
O askeri mahkemeye verildi ve ölüm cezasına çarptırıldı.He was court-martialled and sentenced to death.
Ben çaresizken, hiç kimse benim savunmam için gelmedi.When I was helpless, no one came to my defense.
Annem temiz çarşafları yatağıma koydu.My mother put clean sheets on my bed.
Biz inmek için çaresizce bir yer arıyoruz.We're looking desperately for a place to land.
Bizi çarşıya götür.Take us downtown.