bulaşıcı ile cümle

bulaşıcı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
8
HARF
4
HECE
5
ORT. KELİME
Kabakulak bulaşıcı bir hastalıktır.Mumps is an infectious disease.
Soğuk algınlığı bulaşıcıdır.Colds are contagious.
Tüm bulaşıcı hastalıklar bulaşıcı değildir.Not all the infectious diseases are contagious.
Kahkaha bulaşıcıdır.Laughter is infectious.
Louis Pasteur mikropların en bulaşıcı hastalıklara neden olduklarını keşfetti.Louis Pasteur discovered that germs cause most infectious diseases.
Biz bulaşıcı bir hastalık bahsediyoruz.We're talking about a contagious disease.
Coşku bulaşıcıdır.Enthusiasm is contagious.
Sen bulaşıcısın.You're contagious.
Bulaşıcı mı?Is it contagious?
Tifüs, bulaşıcı bir hastalıktır.Typhus is a contagious disease.
Ben bulaşıcıyım.I'm contagious.
Hastalığım bulaşıcı.I'm contagious.
Onun bulaşıcı olmadığını söylediğini düşündüm.I thought that you said it wasn't contagious.
Tom'un bulaşıcı bir hastalığı var.Tom has a contagious disease.
Doktor Tom'un hastalığının bulaşıcı olmadığını söyledi.The doctor told us that what Tom has isn't contagious.
Doktor Tom'un sahip olduğu şeyin bulaşıcı olmadığını söyledi.The doctor said that what Tom has isn't contagious.
Tom'un coşkusu bulaşıcıdır.Tom's enthusiasm is contagious.
Tom'un bulaşıcı bir hastalığı olduğunu bilmiyordum.I didn't know Tom had a contagious disease.
Bunun bulaşıcı olmadığını söylediğini düşündüm.I thought you said it wasn't contagious.
Bu bulaşıcı.It's contagious.
Senin bir bulaşıcı hastalığın var.You have an infectious disease.
Onların bulaşıcı bir hastalığı var.They have an infectious disease.
Duygular bulaşıcıdır.Emotions are contagious.
Grip ve soğuk algınlığı çok bulaşıcı.The flu and the common cold are very contagious.
Kızamık virüsü çok bulaşıcıdır.The measles virus is super contagious.
Tom'un gülümsemesi bulaşıcıydı.Tom's smile was contagious.
Fadıl'ın gülümsemesi bulaşıcıydı.Fadil's smile was contagious.
Fadıl'ın bulaşıcı bir gülüşü vardı.Fadil had a contagious smile.
Korkma. O hastalık bulaşıcı değildir.Don't be afraid. That disease isn't contagious.
Esneme bulaşıcıdır.Yawning is contagious.
Esnemek bulaşıcıdır.Yawning is contagious.
Herpes virüsü yayılabilse de, ensefalitin kendisi bulaşıcı değildir.While the herpes virus can be spread, encephalitis itself is not infectious.
Bütün bu lezyonlar bakteri barındırır ve bulaşıcıdır.All of these lesions harbor bacteria and are infectious.
Bulaşıcı olduğu kanıtlanamamıştır.It does not appear to be contagious.
Etrafına bulaşıcı hastalık yayar.Spread contagious diseases.
Crohn hastalığı da mide iltihabının bulaşıcı olmayan (sık sık şiddetli) bir kaynağıdır.Crohn's disease is also a non-infectious source of (often severe) gastroenteritis.
Belirtiler ve semptomlar, çoğunlukla bulaşıcı ajana yakalandıktan sonraki 12-72 saat içinde başlar.Signs and symptoms usually begin 12–72 hours after contracting the infectious agent.
Bulaşıcı olmayan etkenlerden dolayı da olabilir.It may also result from various non-infectious causes.
Hastalık yüksek derecede bulaşıcıdır ve sonucu ölümcüldür.The disease is highly contagious and the outcome is often fatal.
Rap-Up şarkıyı bulaşıcı olarak tanımladı.Rap-Up described the tune as "infectious".
Geç latent frengi semptomsuzdur ve erken latent frengi kadar bulaşıcı değildir.Late latent syphilis is asymptomatic, and not as contagious as early latent syphilis.
Nezle, insanlarda görülen en yaygın bulaşıcı hastalıktır.The common cold is the most frequent infectious disease in humans.
Son derece ölümcül ve bulaşıcı bir hastalıktır.It is extremely painful and contagious.
Virüs oldukça bulaşıcıdır.ADV is highly contagious.
Bu madde bulaşıcı hastalıkların neden olduğu salgınların listesidir.This article is a list of epidemics of infectious disease.
Kişilerin bulaşıcılığı, ishal bittikten sonra bile devam edebilir.People may remain infectious even after their diarrhea has ended.
Hastalık bulaşıcı değildir, vitamin eksikliği ile ya da beslenme alışkanlıklarıyla ilgili değildir.The condition is not infectious, related to hygiene, or to the use of deodorant.
Böyle bir korku ve güvensizlik bulaşıcıdır.Such fear and mistrust was infectious.
Bulaşıcı güzel bir kelime.Contagious is a good word.
Kahkaha bulaşıcıdır.Laughter is contagious.
Tutku bulaşıcıdır.Passion is contagious.
İlham bulaşıcıdır.Inspiration is contagious.
Dediğim gibi, bulaşıcı güzel bir kelimedir.Like I said, contagious is a good word.
Boşanmak bulaşıcı birşey.Divorce is contagious.
Bulaşıcı bir hastalık gibi.We are completely infected.
Bizler, kanseri bir bulaşıcı hastalık gibi tedavi ediyoruz.We're treating cancer almost like it's an infectious disease.
Obezite neredeyse bulaşıcı olmayan tüm hastalıklarda bulunur.Obesity is present in almost all non-communicable diseases.
Bugün 4.000 çocuğun bu bulaşıcı hastalıklar için ücretsiz olarak Copacabana'ya gitme şansı var.Today, 4,000 kids have the chance to run in Copacabana free of any of those infectious diseases.
Bu hepimiz birbirimize bir şekilde bağlı olduğumuz için bulaşıcı.It's contagious because we're all connected to each other.
Vermek ve iyilik yapma kültürü bulaşıcı bir hale geldi.The culture of giving and doing good has become contagious.

İlgili Sayfalar