Birlikte gelmek istemez misin?Don't you want to come along?
Kışın gelmesiyle birlikte ağaçlardaki yapraklar düşer.With the arrival of winter, the leaves on the trees fall down.
Asla birlikte çalışamayacaklarını söyledi.He said they would never be able to work together.
Ortak çıkarları için birlikte çalışmaktaydılar.They had been working together for common interests.
Ortak düşmanı yenmek için birlikte dövüşmek zorunda olduklarını biliyorlardı.They knew they must fight together to defeat the common enemy.
O, parti birliği hakkında konuştu.He spoke of party unity.
Bir yıl sonra, Sovyetler Birliği'ni ziyaret etti.A year later, he visited the Soviet Union.
İngiliz birlikleri o alanı zorla işgal ediyorlar.British troops held that area.
İngiliz birlikleri sıkı savaştılar ama Almanları durduramadılar.The British troops fought hard, but could not stop the Germans.
Sovyetler Birliği ve onun müttefikleri yardım etmeyi reddetti.The Soviet Union and its allies refused help.
Sovyetler Birliği ve Batılı Müttefikler arasındaki ilişkiler karmaşıktı.Relations between the Soviet Union and the western Allies were mixed.
Bir birlik ordusu doktoru savaşı uzaktan izledi.A Union army doctor watched the battle from a distance.
Savaşın ilk birkaç saati içinde, Birlik güçleri kazanıyorlardı.In the first few hours of the battle, Union forces were winning.
Birlik ordusunun ikmal hatları kuzey tarafındaydı.The Union army's supply lines were on the north side.
Birçok Birliki askeri öldürüldü veya yaralandı.Many Union soldiers were killed or wounded.
Birlik askerleri şiddetle savaştı.The Union soldiers fought fiercely.
Birlik ordusu şehri bombaladı.The Union army shelled the city.
Konuşmasındaki ana fikir birlikti.The main idea in his speech was unity.
Demokratlar ve Cumhuriyetçiler birlikte çalıştı.Democrats and Republicans worked together.
John Brown yaklaşık yirmi adamla birlikte saldırdı.John Brown had attacked with about twenty men.
Birlik askerlerinin yarısından fazlası esir alındı.More than half of the Union troops were captured.
Tilki ve ayı birlikte yaşadılar.The fox and the bear lived together.
Zaman zaman çıkalım ve birlikte akşam yemeği yiyelim.Let's go out and eat dinner together from time to time.
Yarın öğle yemeğinden sonra arkadaşlarla birlikte dışarı çıkacağız.Tomorrow I’ll go out with friends after having lunch.
Az param var. Bununla birlikte seninle mutluyum.I have a little money. With you and this, I am happy.
Yarından itibaren birlikte işe gidebiliriz.From tomorrow on we can go to work together.
Kocanla birlikte yatakta kalmalısın.You should stay in bed with your husband.
Arkadaşlarımla birlikte kırsala gideceğim.I'm going to the country with my friends.
Bu, onların birlikte kaldıkları kadın.That is the woman they stay with.
Mariana, Susana'nın annesiyle birlikte eve gidiyor şimdi.Mariana is going home now with Susana's mother.
Birlikte kaçalım.Let's escape together.
Öğretmen bir zamanlar Emma'ya birlikte bir çocuk sahibi olmaları gerektiğini önerdi.The teacher once suggested to Emma that they should have a child together.
O onunla birlikte yaşamaz.She doesn't live with him.
O, onunla birlikte asla bir şarkı söylemedi.She has never sung a song with him.
O, annesi ile birlikte alışverişe gitmeye niyetlendi fakat annesi meşguldü.She intended to go shopping with her mother, but her mother was busy.
O, bütün hayatı boyunca onunla birlikte yaşadı.She lived with him all her life.
O, küçük bir apartmanda onunla birlikte yaşar.She lives with him in a small apartment.
Onunla birlikte yaşar.She lives with him.
O, Boston'da onunla birlikte arkadaşlar edindi.She made friends with him in Boston.
O, onunla birlikte olmaktan hoşlanırdı.She used to enjoy being with him.
O, onunla birlikte dağa tırmanmaya giderdi.She used to go mountain climbing with him.
Onunla birlikte toplantıya gitmek için gönüllü oldu.She volunteered to go to the meeting with him.
O, onunla birlikte çıkmak istiyor.She wants to go out with him.
O, onunla birlikte yelkenli turuna gitmeye can atıyordu.She was looking forward to going sailing with him.
Onunla birlikte partiye katılması gerekiyordu.She was supposed to attend the party with him.
O, bu sabah onunla birlikte yürüyüşe gitti.She went for a walk with him this morning.
O, geçen Pazartesi onunla birlikte alışverişe gitti.She went shopping with him last Monday.
O, onunla birlikte sinemaya gitti.She went with him to the movies.
O, onunla birlikte hayvanat bahçesine gitti.She went with him to the zoo.
O, onunla birlikte yürüyüşe gitmezdi.She wouldn't go for a walk with him.
O, yarın bu zamanda onunla birlikte akşam yemeği yiyor olacak.She'll be having dinner with him at this time tomorrow.
Seninle birlikte gidiyorum.I am going with you.
O, arkadaşları ile birlikte ayrıldı.She left with her friends.
Eşinizle birlikte ne kadar zaman harcarsınız?How much time do you spend with your spouse?
Keşke birlikte daha fazla zaman geçirebilsek.I wish that we could spend more time together.
Birlik güç verir.Union gives strength.
Tüm akşamı birlikte dans etmek için harcadık.We spent all evening dancing together.
Benimle birlikte balık tutmaya gider misin?How about going fishing with me?
Benimle birlikte balık tutmaya gitmek ister misiniz?Would you like to go fishing with me?
Eşiniz sizinle birlikte kiliseye katılır mı?Does your spouse attend church with you?