birçoğu ile cümle
birçoğu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
11
ORT. KELİME
Birçoğu çok çetrefilli sistemlerle çalışıyor; ordu, meclis, eğitim sistemi, vb.Mnohí z nich pracujú v mimoriadne náročných systémoch: vo vojsku, v kongrese, vo vzdelávaní a podobne.
Birçoğu çok çetrefilli sistemlerle çalışıyor; ordu, meclis, eğitim sistemi, vb.Mulți dintre ei lucrează în sisteme profund refractare -- armată, congres, sistemul de educație, etc.
Birçoğu çok çetrefilli sistemlerle çalışıyor; ordu, meclis, eğitim sistemi, vb.Phần đông làm việc trong những hệ thống cứng nhắc -- quân đội, Quốc hội, hệ thống giáo dục, vân vân
Birçoğu çok çetrefilli sistemlerle çalışıyor; ordu, meclis, eğitim sistemi, vb.Velen van hen werken in sterk hardnekkige systemen -- het leger, de politiek, het onderwijs, etc.
Birçoğu çok çetrefilli sistemlerle çalışıyor; ordu, meclis, eğitim sistemi, vb.Wiele z nich ma do czynienia z ciężkimi systemami- militarnymi, kongresu, czy edukacji, itd.
Birçoğu çok çetrefilli sistemlerle çalışıyor; ordu, meclis, eğitim sistemi, vb.Багато з них працюють в глибоко непіддатливих системах - війську, конгрессі, освітній системі і т.п.
Birçoğu çok çetrefilli sistemlerle çalışıyor; ordu, meclis, eğitim sistemi, vb.Многие из них работают в невероятно сложных сферах - армии, парламенте, системе образования и т.д.
Birçoğu çok çetrefilli sistemlerle çalışıyor; ordu, meclis, eğitim sistemi, vb.Много от тях работят в неимоверно трудни системи -- армията, конгреса, образователната система и т.н.
Birçoğu çok çetrefilli sistemlerle çalışıyor; ordu, meclis, eğitim sistemi, vb.רבים מהם עובדים במערכות סבוכות עד מאד- הצבא, הקונגרס, מערכת החינוך וכו'
Birçoğu çok çetrefilli sistemlerle çalışıyor; ordu, meclis, eğitim sistemi, vb.فالعديد منهم يعملون في انظمة معقدة جداً مثل الجيش .. والكونغرس والنظام التعليمي ..
Birçoğu çok çetrefilli sistemlerle çalışıyor; ordu, meclis, eğitim sistemi, vb.軍隊、議会 教育制度、などです。 しかしそのシステムの中で、彼らは
Bircogu havayla temas edince aniden patlar. ve sirketlerinden istediginizde en az on ton verirler, tamam mi?그 분자들은 대부분 공기와 접촉하는 순간 . 폭발하고 최소 주문량은 10톤이라고 하더군요.
Bircogu havayla temas edince aniden patlar. ve sirketlerinden istediginizde en az on ton verirler, tamam mi?Majoritatea explodează spontan în contact cu aerul, şi când suni la furnizori, îţi pot da minim 10 tone, ok?
Bircogu havayla temas edince aniden patlar. ve sirketlerinden istediginizde en az on ton verirler, tamam mi?Większość wybucha samorzutnie w zetknięciu z powietrzem, a firmy sprzedają minimum dziesięć ton.
Bircogu havayla temas edince aniden patlar. ve sirketlerinden istediginizde en az on ton verirler, tamam mi?רובן מתפוצצות ישר במגע עם אוויר, וכשרוצים להזמין כאלה החברות מוכרות רק מינימום עשר טונות, בסדר?
Bircogu havayla temas edince aniden patlar. ve sirketlerinden istediginizde en az on ton verirler, tamam mi?معظمها تنفجر عفويا لدى ملامستها للهواء، وحين تتصل بالشركات لا يعطون إلا 10 أطنان على الأقل، طيب؟
Bircogu havayla temas edince aniden patlar. ve sirketlerinden istediginizde en az on ton verirler, tamam mi?それに買おうとしても10トンからしか販売してくれないんです (笑)
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Banyak dari mereka memiliki gagasan tentang zona khusus di mana orang-orang dapat memilih untuk tinggal.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.그들 대부분이 특별 구역 개념을 잘 알고 있습니다. 국민들이 규칙 아래 참여할 수 있는 구역말입니다.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Många av dem förstår verkligen tanken med en särskild zon där folk efter reglerna kan välja att delta.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Mange af dem er fuldstændig med på ideen om en special zone som folk kan slutte sig til.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Mnoho z nich chápe význam zvláštní zóny, kam by se lidé mohli přestěhovat, jako pravidlo.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Molti capiscono in che senso una zona speciale che le persone possono scegliere, sia una regola.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Mulți din ei înțeleg în totalitate noţiunea de "zonă specială", pentru care oamenii pot opta ca regulă.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Varios de ellos entienden completamente la idea de una zona especial a la cual la gente pueda ir a vivir.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Velen van hen lopen warm voor een speciale zone waaraan mensen kunnen meedoen als regel.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Viel von denen haben die Idee der Sonderzonen verstanden, dass Leute an Regeln teilhaben können.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Wielu z nich świetnie rozumie zasadę specjalnej strefy, do której ludzie mogą się włączyć.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Багато з них чудово розуміють ідею спеціальної зони, до якої люди можуть долучатися як до правила.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.Многие из них отлично понимают концепцию специальной зоны, в которой люди могут участвовать, как в правиле.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.רבים מהם מקבלים לחלוטין את הרעיון של אזור מיוחד שאנשים יכולים להצטרף לשם כחוק.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.كثير منهم مع فكرة وجود منطقة خاصة يمكن للناس ان تختارها كقاعدة.
Birçoğu, insanların, bir kural olarak, tercih edebilecekleri özel bir bölge fikrini bütünüyle anlıyor.人々が任意で参加するものであることを 完全に理解しています これはルールを変えるためのルールであって
Birçoğu işaret dili ile iletişim kurar.La plupart communiquent avec le langage des signes.
Birçoğu işaret dili ile iletişim kurar.Många kommunicerar med teckenspråk.
Birçoğu işaret dili ile iletişim kurar.Monet kommunikoivat viittomakielellä.
Birçoğu işaret dili ile iletişim kurar.Muchos se comunican en lengua de signos.
Birçoğu işaret dili ile iletişim kurar.Многие из них общаются с помощью языка жестов.
Birçoğu işaret dili ile iletişim kurar.يتواصل العديدون من خلال لغة الإشارة.
Birçoğu isimlerinin kesme işaretiyle bağlandığını gördükten sonra korkuyla tepki verdi.Πολλοί αντέδρασαν με απογοήτευση, αφού βρήκαν τα ονόματά τους γεμάτα αποστρόφους.
Birçoğu isimlerinin kesme işaretiyle bağlandığını gördükten sonra korkuyla tepki verdi.Многие люди были возмущены, увидев, что их имена пестрят апострофами.
Birçoğu kayadan ve metalden, çoğunlukla da kayadan oluştuğu için pek yaşam imkanı sunmuyor.A nie veľmi sľubné pre život, keďže väčšina pozostáva z kameňov a kovu, hlavne kameňa.
Birçoğu kayadan ve metalden, çoğunlukla da kayadan oluştuğu için pek yaşam imkanı sunmuyor.Což pro život není příliš slibné, protože většinou je to kámen a kovy, spíše však kámen.
Birçoğu kayadan ve metalden, çoğunlukla da kayadan oluştuğu için pek yaşam imkanı sunmuyor.하지만 매우 많지는 않죠. 그리고 이 지역은 생명체에게 그리 적합한 곳은 아닙니다. 소행성의 대부분은 바위와 금속, 대부분 바위로 이루어졌기 때문입니다.
Birçoğu kayadan ve metalden, çoğunlukla da kayadan oluştuğu için pek yaşam imkanı sunmuyor.Và chúng cũng không hứa hẹn lắm cho sự sống, vì hầu hết chúng bao gồm đá và kim loại, chủ yếu là kim loại.
Birçoğu kayadan ve metalden, çoğunlukla da kayadan oluştuğu için pek yaşam imkanı sunmuyor.Ze lijken niet erg levensvatbaar, omdat ze voornamelijk uit gesteenten en metalen bestaan.
Birçoğu kayadan ve metalden, çoğunlukla da kayadan oluştuğu için pek yaşam imkanı sunmuyor.Не са много обещаващи за живот, доколкото повечето се състоят от скали и метали, най-вече скали.
Birçoğu kayadan ve metalden, çoğunlukla da kayadan oluştuğu için pek yaşam imkanı sunmuyor.אבל בחתיכות קטנות. וזה לא מבטיח רבות לקיום חיים בגלל שרובו סלע ומתכת, בעיקר סלע.
Birçoğu kayadan ve metalden, çoğunlukla da kayadan oluştuğu için pek yaşam imkanı sunmuyor.ほとんどが岩や金属で 特に岩が多いからです また 寒いだけでなく乾燥もしていますので
Birçoğu kişisel hikayemden çok etkilenmişti ve karşılığında kendi hikayelerini anlattılar.Alguns sentiram-se tocados pela minha história pessoal, e partilharam as suas histórias comigo.
Birçoğu kişisel hikayemden çok etkilenmişti ve karşılığında kendi hikayelerini anlattılar.Banyak yang tersentuh oleh cerita pribadi saya, dan mereka menceritakan cerita mereka sebagai balasannya.
Birçoğu kişisel hikayemden çok etkilenmişti ve karşılığında kendi hikayelerini anlattılar.Beaucoup ont été touchés par mon histoire personnelle, et en échange, ils m'ont raconté leur histoire.
Birçoğu kişisel hikayemden çok etkilenmişti ve karşılığında kendi hikayelerini anlattılar.In molti si sono commossi sentendo la mia storia, e hanno condiviso le loro storie in cambio.
Birçoğu kişisel hikayemden çok etkilenmişti ve karşılığında kendi hikayelerini anlattılar.많은 사람들이 제 이야기에 감동 받았고, 거꾸로 그들이 이야기를 들려주기도 했습니다.
Birçoğu kişisel hikayemden çok etkilenmişti ve karşılığında kendi hikayelerini anlattılar.Många berördes av min egen historia och de delade sina historier i utbyte.
Birçoğu kişisel hikayemden çok etkilenmişti ve karşılığında kendi hikayelerini anlattılar.Mange var berørte af min personlige historie, og de delte deres historier til gengæld.
Birçoğu kişisel hikayemden çok etkilenmişti ve karşılığında kendi hikayelerini anlattılar.Mijn verhaal raakte vele harten, en mensen vertelden mij hun eigen verhaal.
Birçoğu kişisel hikayemden çok etkilenmişti ve karşılığında kendi hikayelerini anlattılar.Mnoho z nich bylo mým příběhem pohnuto a na oplátku se podělili o své příběhy.
Birçoğu kişisel hikayemden çok etkilenmişti ve karşılığında kendi hikayelerini anlattılar.Muchos se emocionaron por mi historia personal, y compartieron sus historias a cambio.
Birçoğu kişisel hikayemden çok etkilenmişti ve karşılığında kendi hikayelerini anlattılar.Mulţi au fost afectaţi de povestea mea personală şi mi-au împărtăşit poveştile lor.