bir bir ile cümle
bir bir kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Bana bir şans verin.Give me a shot.
Sana bir içecek ısmarlayacağım.I'll buy you a drink.
Sana bir içki ısmarlayacağım.I'll buy you a drink.
Size bir içki ısmarlamama izin verin.Let me buy you a drink.
Bir içki ister misiniz?Want a drink?
Ben, yaklaşık bir yıl önce buradaydım.I was here about a year ago.
Kimse bir yılda israf ettiğimiz paranın miktarını belirleyemez.No one can determine the amount of money we waste in a year.
Bir yıl ya da benzer sürede İngilizceye hakim olmak imkansızdır.It is impossible to master English in a year or so.
Yılın bu zamanında bir sürü karımız var.We have a lot of snow at this time of the year.
Bir yılda dört mevsim vardır.There are four seasons in a year.
Kredini bir yılda kapatabilir misin?Can you pay off your loans in a year?
Soğuk nedeniyle yalnızca bir çalışma günümü kaçırdım ve masam kağıtlarla dolu.I only missed one day of work because of a cold and my desk is piled high with papers.
Bir tam günlük çalışmadan sonra bir bardak bira gibi bir şey yoktur.There is nothing like a glass of beer after a whole day's work.
Bir gün için bile, İngilizceden uzak kalmayınız.Do not stay away from English, even for a day.
Bir günlük izin alabilir miyim?Do you mind if I take a day off?
Bir gün izin alabilir misin?Can you get a day off?
Hayatın her günü tarihte bir sayfadır.Every day of thy life is a page in thy history.
Bir gün yirmi dört saattir.A day has twenty-four hours.
Bir günde altı dersimiz var.We have six lessons a day.
Bir günde 60 kilometre yürümek zordur.It is difficult to walk 60 kilometers a day.
Tüm bu işi bir günde yapmayı zor buluyorum.I find it difficult to do all this work in a day.
Bir günlük sıkı çalışmadan sonra sessiz olmak istiyorum.I want to be quiet after a day's hard work.
Sanırım hoş bir gün olacak.I think it's going to be a nice day.
Eğer bunu tartışırsak ikimizi de tatmin edecek bir çözüm bulabileceğimizi biliyorum.I know that if we discuss it, we can find a solution that will satisfy both of us.
Bir zamanlar onu caddede gördüğümü hatırlıyorum.I remember seeing her once on the street.
Lütfen bir tane deneyin.Please try one.
Bir şey yapmaya karar verdikten sonra ona sadık kalın.Once you have decided to do something, stick to it.
Bir kez bile onunla karşılaşmadım.I haven't met him even once.
Bir anda iki şey yapamam.I can't do two things at a time.
Bir seferde biraz öğren.Learn a little at a time.
Ben dışarıya bir seferde kaç tane kitap alabilirim?How many books can I take out at one time?
Bir seferde dışarıya kaç kitap çıkarabilirim?How many books can I take out at one time?
Bir seferde bir şey yapın.Do one thing at a time.
Bir seferde bir şey yapmaya çalış.Try to do one thing at a time.
Bir kerede çok fazla yemek yememelisin.You must not eat too much food at one time.
Bir seferde pek çok soruya cevap veremiyorum.I cannot answer so many questions at a time.
Keşke bir kez bir şey olabilsem.I wish for once I could be something.
Buradan bir kez ayrılırsan, tekrar dönemezsin.Once you leave here, you can't come back again.
Roma bir gün içinde kurulmamıştır.Rome was not built in a day.
Bir grup çete parayı çaldı.A group of gangsters stole money.
Bir araba son hızla geçti.A car passed by at top speed.
Bir araba evimin önünde durdu.A car drew up in front of my house.
Böylesine saçma bir hikayeyi sana kim anlattı?Whoever told you such a ridiculous story?
Bir mola alalım.Let's take a break.
Bir taşla iki kuş vurmak.To kill two birds with one stone.
Her şeyi bir tekneye koyarak riske atmayın.Don't risk putting everything in one boat.
Böylesine zor bir işten sonra yorgun olmalı.He must be tired after such hard work.
Çalışkan bir işçi olmasına rağmen fakir kaldı.He remained poor despite being a hard worker.
Bir buçuk asırlık bir karmaşadan sonra kraliyet otoritesi yeniden kuruldu.Only after a century and a half of confusion was the royal authority restored.
Yalnız bırakıldığında bebek ağlamaya başladı.Left alone, the baby began to cry.
Biri hariç hepsi mevcuttu.All but one were present.
Biri hariç tüm işçiler eve gitti.All the workers went home save one.
Biri öğretmen, bir başkası doktor ve diğeri bir gazetecidir.One is a teacher, another is a doctor, and the other is a journalist.
Yaşlı bir adam ağacın altında dinleniyordu.An old man was at rest under the tree.
Yaşlı bir adam konuşmamıza girdi.An old man broke into our conversation.
Yaşlı bir adam ortaya çıktı.An old man came along.
Bir görgü tanığı, on tane kulak misafirinden daha iyidir.One eyewitness is better than ten earwitnesses.
Bir baba 100'den daha fazla okul müdürüdür.One father is more than a hundred schoolmasters.
Bir adam onu ele geçirdi.A man overtook her.
Bir adam yaklaştı.A man drew near.