Gerçeği bilmesine rağmen, o bize hiçbir şey anlatmadı.Though he knew the truth, he told us nothing.
Tom Mary'nin gerçeği bilmesine izin verdi.Tom let Mary know the truth.
Tom etmemesi gerektiğini bilmesine rağmen, arabasını yangın musluğunun önüne parketti.Tom parked his car in front of a fire hydrant even though he knew he shouldn't.
Tom kesinlikle bugün geleceğini herhangi birinin bilmesine izin vermedi.Tom certainly didn't let anyone know that he was arriving today.
Mary'nin gülümseyen yüzü herkesin onun mutlu olduğunu bilmesine izin verdi.Mary's smiling face let everyone know that she was happy.
Onun bilmesine gerek yok.She doesn't need to know.
Tom'un bilmesine izin ver.Let Tom know.
Tom'un bilmesine izin veremem.I can't let Tom know.
Tom polisin onun adını bilmesine şaşırdı.Tom was surprised the police knew his name.
Tom almaması gerektiğini bilmesine rağmen bir tefeciden ödünç para aldı.Even though Tom knew he shouldn't, he borrowed money from a loan shark.
Tom gitmemesi gerektiğini bilmesine rağmen tek başına yüzmeye gitti.Even though Tom knew he shouldn't, he went swimming by himself.
Annenin onu bilmesine izin verme.Don't let your mother know that.
Bunu Tom'un bilmesine izin verme.Don't let Tom know that.
Onların bilmesine izin veremem.I can't let them know.
Onu bilmesine izin verme.Don't let him know that.
Onun onu bilmesine izin verme.Don't let her know that.
Bunu neden yaptığımı bilmesine kesinlikle gerek yok.She absolutely doesn't need to know why I did it.
Tom'un bunu bize kimin verdiğini bilmesine gerek yok.Tom doesn't need to know who gave this to us.
Tom'un Mary'nin nereye gittiğini bilmesine gerek yok.Tom doesn't need to know where Mary is going.
Tom'un onu Mary'ye kimin söylediğini bilmesine gerek yok.Tom doesn't need to know who told Mary that.
Tom'un nedenini bilmesine gerek yok.Tom doesn't need to know why.
Tom'un bunun hakkında bilmesine bilmesine izin verme.Don't let Tom know about this.
Bu bir sır. Başka kimsenin bilmesine izin veremezsiniz.It's a secret. You can't let anyone else know.
Başka birinin bilmesine izin veremezsiniz.You can't let anyone else know.
Bunu kimsenin bilmesine izin veremezsiniz.You can't let anyone know about this.
Burada olduğumu kimsenin bilmesine izin veremezsin.You can't let anyone know I'm here.
Bunun ne olduğunu kimsenin bilmesine izin veremezsin.You can't let anyone know what it is.
Nereye gittiğimi kimsenin bilmesine izin veremezsiniz.You can't let anyone know where I'm going.
Kimsenin bunun ne olduğunu bilmesine izin veremem.I can't let anyone know what it is.
Burada olduğumu kimsenin bilmesine izin veremem.I can't let anyone know I'm here.
Nereye gittiğimi kimsenin bilmesine izin veremem.I can't let anyone know where I'm going.
Onun nereye gittiğini kimsenin bilmesine izin veremem.I can't let anyone know where he's going.
Bunu kimsenin bilmesine izin veremem.I can't let anyone know about this.
Tom'a, ne yapacağımı bilmediğimi bilmesine izin verdim.I let Tom know I didn't know what to do.
Tom'un Mary'nin araba kullanacağını bilmesine izin vermelisin.You should let Tom know that Mary will drive.
Tom'a ne yapacağımızı bilmesine izin vermedim.I didn't let Tom know what we were going to do.
Kimsenin yaptıklarımızı bilmesine izin veremeyiz.We can't let anyone know about what we did.
Tom'un bunu kimin yaptığını bilmesine gerek yok.Tom doesn't need to know who did that.
Tom'un bunu kimin yaptığını bilmesine gerek yoktu.Tom didn't need to know who did that.
Bunun hakkında kimsenin bilmesine izin veremeyiz.We can't let anyone know about this.
Tom ve Mary'nin bunu bilmesine gerek yok.Tom and Mary don't need to know that.
Tom'un ne yaptığını bilmesine izin verme.Don't let Tom know what you're doing.
Kimsenin benim burada olduğunu bilmesine izin verme.Don't let anyone know I'm here.
Dört dil bilmesine rağmen hiçbirinde kibar konuşmayı bilmiyor.He speaks four languages, but doesn't know how to be polite in any of them.
(Birlikte bu konu üzerinde çalışmış olmaları ve Akademi Komisyonunun bilmesine rağmen.)(Even though this has nothing to do with the school itself).
Seyss-Inquart savaşı kaybettiklerini bilmesine rağmen teslim olmak istemiyordu.Although he knew the war was lost, Seyss-Inquart did not want to surrender.
Justin, Jessica'nın orada uygun bir durumda olmadığını bilmesine rağmen onu orada bırakmıştır.Jud tells her that there is nothing left for him in that house.
Acıyı bilmesine rağmen, spor için acı veren tek yaratıktır."He's the only creature that inflicts pain for sport, knowing it to be pain".
Bu yüzden köpeklerin bilmesine izin verdiğiniz bazı şeyler vardırSo some things we have to let the dog know,
Kaptan Jim Futcher, korsanların gemide olduğunu bilmesine rağmen uçağı uçurmak için geri döndü.The captain, Jim Futcher, returned to the aircraft to fly it knowing the hijackers were on board.
Quinn, annesini de öldüren erkek ejderhayı bilmesine rağmen yardım etmeyi reddeder.Although Quinn knows about the male dragon, which killed his mother, he refuses to help.
Sophie, Simon'ın ona ne kadar zarar verdiğini bilmesine rağmen onu ziyaret eder.Sophie, despite how much Simon hurt her, visits him.
(Birlikte bu konu üzerinde çalışmış olmaları ve Akademi Komisyonunun bilmesine rağmen.)(Diesem Aufsatz wurden die biografischen Daten mitsamt dem akademischen Weg entnommen.)
(Walter ve Alucard'ın önceden bilmesine rağmen.)(Umschlag und Illustrationen von Walter Oberholzer).
Sita’nın masum olduğunu bilmesine rağmen arınmasını ister.Er erkennt, dass Sita unschuldig ist, möchte aber, dass sie sich durch einen Schwur reinigt.
Eserlerinin çoğu kayıt altına alınamadığı için nota bilmesine rağmen unutulmuştur.Большую часть времени мы даже не знаем, сможет ли мы снимать.
(Birlikte bu konu üzerinde çalışmış olmaları ve Akademi Komisyonunun bilmesine rağmen.)(Er is ooit gezegd dat, hoewel kennis wordt verkregen door leren...
Sağ elinin, soldakinin ne yaptığını bilmesine izin verme.Laat de rechterhand niet weten wat de linker doet.
Annesi gerçeği bilmesine rağmen müdahale etmez.Mąż wiedząc o tym, nie chce ujawnić jej prawdy.
Annesi gerçeği bilmesine rağmen müdahale etmez.Men vem skulle kunna betvivla att han talar sanning.