Tom bile bunu yapmazdı.Even Tom wouldn't do that.
Sen bile Tom'u görmek zorunda değilsin.You never even have to see Tom.
Daha yeni geldim. Çantalarımı bile açmadım.I have just arrived. I haven't even unpacked my bags.
Tom'la nasıl kontak kuracağımızı bile bilmiyoruz.We don't even know how to contact Tom.
Bıçakları bileyeceğiz.We will sharpen the knives.
Tom bile önerilerimi dinlemeyi reddetti.Tom refused to even listen to my suggestions.
Bu bile bir seçenek değil.That's not even an option.
Bileti kapıda gösterdim.I showed the ticket at the gate.
Tom'a ne söylemem gerektiğini bilemedim.I didn't know what I should say to Tom.
O bileziği Mary'ye veren Tom değildi.It wasn't Tom who gave Mary that bracelet.
İş için benim bile düşünülmediğimi bana söylüyor musun?Are you telling me I wasn't even considered for the job?
Aslına bakarsak ben bile Tom'la tanışmadım.I actually haven't even met Tom.
Tom bile Mary tarafından korkutuldu.Even Tom is intimidated by Mary.
Otobüs biletlerini nereden satın alıyorsun?Where do you buy bus tickets?
"Hiç kimse giysilerini nereden satın aldığını bilmeyecek." "Hayır, bilecekler!""Nobody is going to know where you bought your clothes." "No, they will!"
Konser için fazladan birkaç biletim var.I have some extra tickets for the concert.
Sen bile benim hakkımda ilk şeyi bilmiyorsun.You don't even know the first thing about me.
Muhtemelen beni hatırlamıyorsun bile.You probably don't even remember me.
O bile hiç aklıma gelmedi.That never even occurred to me.
Ne olmuş olabilirdi bilemiyorum.I don't know what could've happened.
Önceden bir bilet aldığını düşündüm.I thought you already had a ticket.
Benim bile Tom'un yardım etmesini istemek için hiç şansım olmadı.I never even got a chance to ask Tom to help.
Tom'a yardım edip etmeyeceğini sormak için asla benim bile bir şansım olmadı.I never even got a chance to ask Tom if he would help.
Tom gelmişti bile, ki o her zaman erken gelir.Tom, who was always early, was there already.
Hey, benim bile daha iyi bir fikrim var.Hey, I have an even better idea.
Hah şunu bileydin.That's precisely the point.
Bu, bileğimi yaraladığım zamandır.That's when I injured my ankle.
Bileğimi yaraladığım yer bu.That's where I injured my ankle.
Sen bile onu nasıl biliyorsun?How do you even know that?
Bunun doğru olduğunu nasıl bileyim?How do I know this is real?
Onu yapmadığını nasıl bileyim?How do I know you didn't do it?
Blöf yapmadığını nereden bileyim?How do I know you're not bluffing?
Tom iki tane bilet ve bir tane patlamış mısır çantası aldı.Tom bought two tickets and a bag of popcorn.
O yapıldı bile.That's already been done.
Bize yalan söylemediğini nasıl bilebiliriz?How do we know you're not lying to us?
Gerçekten bir doktor olduğunu nasıl bilebiliriz?How do we know you're really a doctor?
Tom'un bile buraya geleceğini nasıl biliriz?How do we know Tom will even come here?
Şaka olarak bile söyleme bunu.Don't even say that as a joke.
Tom bile Mary'den korkuyor.Even Tom is afraid of Mary.
Belki sen bile bunun hakkında benden daha fazla biliyorsun.Perhaps you even know more about this than I do.
Anadil olarak bilen biriyle Almanca konuşmayı tercih ederim.I prefer speaking German with a native speaker.
Bir damla bile gözyaşı dökmeyeceğim.I will not even cry one tear.
Bilet ne kadardı?How much was the ticket?
Benim bile bir işim yok.I don't even have a job.
Burada Tom'un neye benzediğini bilen tek kişiyim.I'm the only one here who knows what Tom looks like.
Tom kimseye güvenmez, bana bile.Tom doesn't trust anybody, not even me.
Tom bile bana merhaba demedi.Tom didn't even say hi to me.
Tom bile beni hatırlamıyor olabilir.Tom may not even remember me.
Tom bile bana bakmadı.Tom wouldn't even look at me.
Bu zamanda bizim bile yeni bir araba almayı düşünmemiz gerektiğini sanmıyorum.I don't think we should even consider buying a new car at this time.
Ne yapılması gerektiğini bilen tek kişiyim.I'm the only one who knows what needs to be done.
Neden burada olduğumu ben bile bilmiyorum.I don't even know why I'm here.
Tom'a hoşça kal bile demedim.I never even said goodbye to Tom.
Tom'u gerçekten bilen tek kişi benim.I'm the only one who really knows Tom.
Bahse girerim ki Tom ne yapacağını bilecek.I'll bet Tom will know what to do.
Tom Mary'nin telefon numarasını bilebilir.Tom might know Mary's phone number.
Onun nerede olduğunu Tom'un bile bildiğini sanmıyorum.I don't think Tom even knows where he is.
Tom bunu nasıl yapacağını bilebilir.Tom might know how to do this.
Biletler için bir sürü para ödedim.I paid a lot of money for these tickets.
Biletlerin kaça mal olduğunu bilmiyorum.I don't know how much the ticket costs.