Tom ve Mary beklemek istemediler.Tom and Mary did not want to wait.
10 dakika bekledi.She waited for 10 minutes.
Sen Louvre Müzesi'ne girmek için uzun bir kuyrukta beklemek zorundasın.You have to wait on a long line to get into the Louvre Museum.
Bu pazartesi sabahı aşk hakkında bu kadar çok şey konuşmamızı beklememiştim.I hadn't expected us to speak so much about love this Monday morning.
O böyle bir sürpriz beklemiyordu.She wasn't expecting such a surprise.
Bu tavan arasında okunmayı bekleyen her türde kitap vardır.In this attic there are all sorts of books, waiting to be read.
Beklerken biraz ekmek alabilir miyim?Can I have a little bread while waiting?
Bir saniye bekle. Benim ayakkabımdaki bağcıklar çözülmüş.Wait a second. My shoe is untied.
Seni bekleyerek tüm sabahı boşa harcadım.I wasted all morning waiting for you.
O bekleyemeyecek bir şey değil.It's nothing that can't wait.
Beklemekten başka yapacak bir şey yok.There's nothing to do but wait.
Beklemekten başka yapabileceğimiz bir şey yok.There's nothing we can do but wait.
Bu sabırsızlıkla beklenecek bir şey.That's something to look forward to.
Tom oturup beklemekten başka bir şey yapamadı.Tom could do nothing but sit and wait.
Bu tüm hayatım boyunca beklediğim an.This is the moment I've been waiting for all my life.
Bir dakika bekle, Tom. Burada neler oluyor?Hold on a minute, Tom. What is going on here?
Seninle tanışmak için uzun bir zaman bekledik.We've waited a long time to meet you.
Yeterince bekledik.We've done enough waiting.
Zaten üç gün bekledik.We've already waited three days.
Bugün için uzun süre bekledik.We've waited a long time for this day.
Tom buraya gelinceye kadar bekleyeceğiz.We're going to wait until Tom gets here.
Sizden herhangi bir yardım beklemiyoruz.We're not expecting any help from you.
Tom'dan herhangi bir yardım beklemiyoruz.We're not expecting any help from Tom.
Artık beklemiyoruz.We're not waiting any longer.
Bu civarda beklemiyoruz.We're not waiting around.
Beklemeye alışkınız.We're used to waiting.
2.30'a kadar bekleyeceğiz.We'll wait until 2:30.
Tom'u bekleyeceğiz.We'll wait for Tom.
Sadece o zamana kadar beklemek zorunda kalacağız.We'll just have to wait till then.
Sinyali bekleyeceğiz.We'll wait for the signal.
Bizim bekleyip görmemiz gerekecek.We'll have to wait and see.
Bekleyip göreceğiz.We'll wait and see.
Tom'un cevabını beklemek zorunda kalacağız.We'll have to wait for Tom's response.
Otuz dakika daha bekleyeceğiz.We'll wait thirty more minutes.
Lobide bekleyeceğiz.We'll wait in the lobby.
Sadece üç saat daha bekleyeceğiz.We'll only wait three more hours.
Üç saat bekleyeceğiz.We'll wait three hours.
Bir saat bekleyeceğiz.We'll wait an hour.
Tom buraya gelene kadar bekleyeceğiz.We'll wait until Tom gets here.
Biz burada bekleyeceğiz.We'll wait out here.
Ne olduğunu bekleyip göreceğiz.We'll wait and see what happens.
Seni kapının yanında bekleyeceğim.We'll wait for you near the gate.
Hava kararıncaya kadar bekleyeceğiz.We'll wait until it's dark.
Tom'u beklemek zorundayız.We have to wait for Tom.
Tehlike geçti alarmını beklemek zorundayız.We have to wait for the all clear.
Senin için bekledik.We waited for you.
Biz sizi bekledik.We waited for you.
Beklemeyi göze alamayız.We can't risk waiting.
Bekleyecek uzun zamanımız yok.We don't have long to wait.
Bekleyecek zamanımız yok.We don't have time to wait.
Sadece uygun zamanı beklemeliyiz.We just need to bide our time.
Zamanımızı beklemeliyiz.We need to bide our time.
En az otuz dakika beklemeliyiz.We should wait at least thirty minutes.
O kadar uzun bekleyemeyiz.We can't wait that long.
Biraz beklemeliyiz.We should wait a little.
Bu senin beklediğin an olabilir.This could be your big moment.
Bu benim beklediğim an.This is my big moment.
Tom beklediği o büyük terfiyi az önce aldı.Tom just got that big promotion he's been waiting for.
Bu beklediğim büyük şans.This is the big break I've been waiting for.
İş beklediğimizden daha büyüktü.The job was bigger than I anticipated.