Bekle, kendini vurma!Wait, don't shoot yourself!
Seni bekleyecek.He'll wait for you.
O sadece beklenen kriterlere uymuyor.He just doesn't measure up.
Cumhurbaşkanının yeni bir enerji politikası öne sürmesi bekleniyor.The president is expected to put forward a new energy policy.
Oda basın konferansının başlamasını bekleyen muhabirlerle tıka basa doluydu.The room was jam-packed with reporters waiting for the press conference to begin.
Bizim zafer beklentilerimiz yok.We have no expectations of victory.
O benim cevabımı bekledi.She waited for my reply.
O gelene kadar burada bekleyeceğim.I'll wait here until she comes.
Sanırım bir yarım saat daha beklememiz gerektiğini düşünüyorum.I think we should wait another half an hour.
Beklenmeyen bir para erkek kardeşimin ve karısının maddi durumunu düzeltti.The unexpected windfall has put my brother and his wife on easy street.
Gezimiz sırasında beklenmedik olaylarımız olmadı.We had no unexpected incidents during our trip.
O, randevusunun çıkmasını beklerken bir dergi okumuştu.She perused a magazine while waiting for her date to show up.
Otobüs dolu. Bir sonraki için beklemeniz gerekecek.The bus is full. You'll have to wait for the next one.
Büyük bir kalabalık başkanın konuşmasını bekledi.A great crowd waited for the president to speak.
Tom bir saat kuyrukta bekledi.Tom stood in line for an hour.
Ziyaretçiler müzeye girmek için uzun bir kuyrukta beklediler.The visitors waited in a long line to get into the museum.
Bu gece boyunca yağmur bekleniyor.It is expected to rain all night tonight.
Uçağın öğle saatlerinde gelmesi bekleniyor.The flight is expected to arrive at noon.
Onlar şimdi her an bekleniyorlar.They are expected any minute now.
Tom'un çalışmak için bir takım elbise ve kravat giymesi bekleniyor.Tom is required to wear a suit and tie to work.
Tom için, kovulmak beklenmeyen bir şoktu.For Tom, getting fired was an unexpected shock.
Biz sinema salonunda filmin başlamasını bekledik.We waited in the movie theater for the film to start.
Tom otobüsü beklerken bir dergi okudu.Tom read a magazine while he waited for the bus.
Bir dakika bekle.Wait a minute.
Ben, onun beklenmedik ziyaretinden mutlu oldum.I was happy for her unexpected visit.
Umarım o beni bekler.I hope he'll wait for me.
Onu bir saat bekleyeceğim.I'll wait for him for an hour.
Beklemek ve görmek zorunda kalacaksınız.You will have to wait and see.
Beklemeniz ve görmeniz gerekecek.You will have to wait and see.
Beklemek ve görmek zorunda kalacaksın.You'll have to wait and see.
Mülteciyi bir mağaraya götürdük ve fırtınanın geçmesini bekledik.We took refuge in a cave and waited for the storm to pass.
Seni odamda bekleyeceğim.I'll wait for you in my room.
Basketbol oyununa kadar lobide bekle.Just hang around in the lobby until the basketball game.
Beni bir saat bekletti.He left me waiting for an hour.
Yapılması gereken bütün şey beklemektir.All that is to be done is to wait.
Biraz çay içerken bekleyelim.Let's wait, while drinking some tea.
Sizi burada bekleyelim mi?Shall we wait for you here?
Yağmurun durmasını bekleyelim!Let's wait for the rain to end!
Artık beklemek istemiyoruz.We don't want to wait any longer.
Seni burada beklemem gerekiyor mu?Should I wait for you here?
Dudakları mavileştikçe, ambulansı sinirli sinirli bekledim.As his lips got bluer, I nervously waited for the ambulance.
Milli kurtarma ekipleri beklemede Japonya'ya uçmaya hazır.National rescue teams are on standby ready to fly to Japan.
Tsunami dalgalarının on metre ya da daha az olacağı beklenmektedir.It is expected that the tsunami surge will be ten meters or less.
Onların keşif gezisinde bazı sorunlar bekleniyor.Some problems are expected on their expedition.
Onlar kolay bir hayat beklemiyordu.They did not expect an easy life.
Düşmanın saldırması için beklediler.They waited for the enemy to attack.
Daha fazla beklememeye karar verdi.He decided not to wait any longer.
Gelecek geceye kadar beklemek istedi.He wished to wait until the next night.
İngiliz askerleri iki hafta boyunca beklediler.For two weeks, the British soldiers waited.
Washington'da, hiç kimse ne bekleyeceğini bilmiyordu.In Washington, no one knew what to expect.
Hiç kimse, onun yeniden aday olmasını beklemiyordu.No one expected him to be a candidate again.
Lee'nin karargahında askerlerden oluşan bir kalabalık bekledi.A crowd of soldiers waited at Lee's headquarters.
Yemek için bekleyen insan sıraları eskisinden daha uzundu.The lines of people waiting for food were longer than before.
Bir kalabalık onu görmek için bekledi.A crowd waited to see him.
McClellan beklemeye karar verdi.McClellan decided to wait.
Ne görmeyi beklersiniz?What would you expect to see?
Muazzam bir insan kalabalığı bekledi.A huge crowd of people waited.
Beklemekten başka, bir şey yapılamazdı.Nothing could be done, except wait.
İnsanlar bir zafer konuşması bekledi.The people expected a victory speech.
Genç bir adam onu görmek için sırada bekledi.A young man waited in line to see him.