bas ile cümle

bas kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
O Harry'yi kaldırmada başarısız oldu.He failed to wake Harry up.
Paris'teki başka bir firmada başlamayı düşünüyor.He is thinking of starting another firm in Paris.
O başka bir bardak bira için seslendi.He called for another glass of beer.
Başarmak için istekli olduğundan dolayı çok çalışıyor.He works hard because he is anxious to succeed.
Kötü bir baş ağrısı çekiyordu.He was suffering from a bad headache.
Onun başı belada.He is in great trouble.
O tek başına oraya gitmek için yeterince cesur.He is brave enough to go there by himself.
Tek başına orada yaşadı.He lived there by himself.
O tek başına yurt dışına gitti.He has gone abroad by himself.
Tek başına yurtdışına çıktı.He has gone abroad by himself.
O, tek başına yürüyüş yapmayı seviyor.He likes taking a walk by himself.
O, şişeyi başaşağı çevirdi ve salladı fakat bal hâlâ akmıyordu.He turned the bottle upside down and shook it, but still the honey wouldn't come out.
O, Fransa'nın başkenti Paris'e gitti.He went to Paris, which is the capital of France.
O, fren pedaline bastı.He pressed the brake pedal.
O bazı başka hikayeler duymuştu.He had heard some other stories.
Başka yerde bilgi aramaya karar verdi.He decided to seek information elsewhere.
O başkalarının dinsel inançlarına karşı hoşgörülüdür.He is tolerant in religious belief of others.
Butona bastı ve bekledi.He pressed the button and waited.
O bir çocuktan başka bir şey değil.He is nothing but a child.
O başlamak üzereydi.He was about to start.
O ciddi olarak çalışmaya başladı.He began to study in earnest.
İyi bir kahvaltı ile gününe başladı.He started his day with a good breakfast.
Espirili bir anekdot ile dersine başladı.He began his lecture with a humorous anecdote.
O bir şaka ile başladı.He began with a joke.
Tek başına yaşayacak kadar büyük değil.He is not old enough to live alone.
Yine başarısız mı oldu?Did he fail again?
O, bir melodiyi ıslıkla çalmaya başladı.He began to whistle a tune.
O başka bir yalan söylemeyeceğine dair söz verdi.He promised not to tell another lie.
O zamanla başarılı olacak.He'll succeed in time.
O, gayret etseydi başarırdı.He would have succeeded had he tried.
İstifa etmekten başka seçeneği yoktu.He has no choice but to resign.
O başladığı şeyi sonuçlandırır.He accomplishes whatever he sets out to do.
İzleyiciye yavaş yavaş hitap etmeye başladı.He began to address the audience slowly.
Sade, basit açıklamalar yapar.He gives plain, simple explanations.
Kasıtlı olarak ayağıma bastı.He stepped on my foot on purpose.
Komitenin başkanıdır.He's the chairman of the committee.
Komitenin başkanı seçildi.He was elected chairman of the committee.
O sıkı çalıştı; aksi halde sınavda başarısız olurdu.He worked hard; otherwise he would have failed in the examination.
O yalnız başına kahvaltı yaptı.He had breakfast all alone.
O, tek başına oraya gitti.He went there by himself.
O, tek başına seksen günde dünyayı gezdi.He has traveled around the world in eighty days by himself.
O, bu ıssız yerde tek başına taşıyor.He lives in this lonely place by himself.
O, tek başına New York'a hareket etmeye karar verdi.He decided to set out for New York by himself.
O tek başına müzik dinledi.He listened to music by himself.
O, ormanda tek başına yaşar.He lives in the forest alone.
O tek başına yaşar.He lives by himself.
O, tek başına akşam yemeği yedi.He had dinner by himself.
O, tek başına seyahat etmeyi sever.He likes to travel by himself.
O tek başına seyahat etmeyi sever.He likes to travel alone.
O çok çalıştı fakat başarısız oldu.He tried hard, but failed.
Başarısını çok çalışmaya bağlar.He attributes his success to hard work.
Çok çalıştı fakat başarısız oldu.He tried hard, but he failed.
O sıkı çalışarak bir burs kazanmayı başarmayı umuyor.He expects to succeed in winning a scholarship by studying hard.
Bütün gün şikâyet etmekten başka bir şey yapmadı.He does nothing but complain all day long.
Bütün gün TV izlemekten başka bir şey yapmadı.He did nothing but watch TV all day.
Bütün gün yatakta uzanmaktan başka bir şey yapmadı.He did nothing but lie in bed all day.
Bütün gün oynamaktan başka bir şey yapmaz.He does nothing but play all day.
Bütün gün oyun oynamaktan başka hiçbir şey yapmaz.He does nothing but play all day.
O, İngilizce öğrenmeye başladı.He began to learn English.
O, İngilizce konuşmaya başladı.He started to speak English.

İlgili Sayfalar