O, bana ne zaman evet diyeceğimi öğretti.He told me when to say yes.
O, her zaman bana bir çocuk gibi davranır.He always treats me like a child.
Bana onun her zaman davranış tarzı budur.That is how he always treats me.
O, her zaman bana karşı cana yakındır.He is always friendly to me.
O bana her zaman alaycı uyarılar yapar.He always makes cynical remarks to me.
Bana karşılığında bunu verdi.He gave me this in return.
O kendini kaybetti ve bana kötü sözler söylemeye başladı.He lost his temper and began calling me names.
O bana ayıların kışı nasıl geçirdiği hususunda bölüm ve ayet verdi.He gave me chapter and verse on how bears pass the winter.
Noel'de bana gerçekten güzel bir model uçak almak için zahmet etti.At Christmas he went out of his way to buy me a really nice model plane.
O bana bir parça pastaya karşılık bir portakal verdi.He gave me an orange in exchange for a piece of cake.
O bana kısa bir yanıt verdi.He gave me a curt answer.
O, buraya gelmek için bana söz verdi.He promised me to come here.
Bana bu kamerayı nasıl kullanacağımı gösterdi.He showed me how to use this camera.
Bana kamerayı geri göndermek için hiç zaman kaybetmedi.He lost no time in sending the camera back to me.
O,yakında geri gelmek için bana söz verdi.He gave me a promise to come back soon.
O biraz daha uzun kalmam için bana baskı yaptı.He pressed me to stay a little longer.
O bana orada yüzmememi söyledi.He told me not to swim there.
O, konuyu bana özel olarak anlattı.He told me about it in private.
Bana radyoyu on dolara aldı.He bought me the radio for ten dollars.
Makinenin nasıl çalıştığını bana öğretti.He taught me how the machine operated.
O, bankada bir çek hesabı açtı.He opened a checking account with the bank.
Onun bankada bir miktar parası var.He has some money in the bank.
O, meseleyi bana açıkladı.He explained the matter to me.
O bana koleje girme konusunda biraz iyi tavsiyeler verdi.He gave me some good advice about entering that college.
Mesajı bana telefonla gönderdi.He sent me the message by telephone.
Bana onu yapmamı söyledi, bu yüzden onu yaptım.He told me to do it, so I did it.
Bana onu tekrar göreceğini söyledi.He told me that he would see it once more.
Bana onu bir kez daha göreceğini söyledi.He told me that he would see it once more.
O, boş yere onu bana verdi.He gave it to me for nothing.
Bütün tasarruflarını bankada tutar.He keeps all his savings in the bank.
O, bana orada kimsenin olup olmadığını sordu.He asked me whether anybody was there.
Elinden geldiğince hızlı bir şekilde bana doğru koştu.He ran toward me as fast as he could.
Sorunun ne olduğunu bana söylemedi.He didn't tell me what the matter was.
O, bazen bana uğrar.He sometimes drops in on me.
O bana nerede alışveriş yapacağını söyledi.He told me where to shop.
Bana nereye gideceğini söyledi.He told me where to go.
O, bana her gece çiçek getiren çok romantik bir erkek arkadaş.He's a very romantic boyfriend who brings me flowers each night.
Partide bana karşı çok nazikti.He was very kind to me at the party.
O, bankta otururken sigara içti.He sat smoking on the bench.
O, bankta uzanıyor.He is lying on the bench.
O bir bankta oturmuyor.He is not sitting on a bench.
Bankta oturan o değil mi?Isn't that him sitting on a bench?
O, bir bankta oturuyordu.He was sitting on a bench.
Kalemini bıraktı ve bana baktı.He laid down his pen and looked at me.
O, hâlâ bankta oturuyor.He is still sitting on the bench.
O bana tamamen inanmaz.He doesn't altogether trust me.
O bana bir elma attı.He chucked me the apple.
Londra'nın banliyölerinde yaşar.He lives in the suburbs of London.
Londra'nın bir banliyösüne yerleşmeye karar verdiler.They decided to settle in a suburb of London.
Bana kitabı gönderme zahmetinde bulundu.He took the trouble to send me the book.
O bana istasyona giden yolu gösterme zahmetine katlandı.He took the trouble to show me the way to the station.
Bana yardım etmek için yolundan ayrıldı.He went out of his way to help me.
Bana yardımcı olmak için yolunu değiştirdi.He went out of his way to assist me.
O, Washington Bankasında bir memur.He is a clerk at the Bank of Washington.
Bana içki konusunda konferans verdi.He gave me a lecture on drinking.
O, bana yüzmeyi öğretti.He taught me how to swim.
Bana o bir şey gizliyor gibi geldi.It occurred to me that he was trying to conceal something.
Bana onun geniş bir arkası olduğu söylendi.I am told he has a broad back.
Minnettarlık göstergesi olarak bana bu bebeği verdi.He gave me this doll in token of his gratitude.
Minnettarlık göstergesi olarak bana biraz para verdi.He offered me some money in token of gratitude.