bakıyorlar ile cümle
bakıyorlar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
10
HARF
4
HECE
8
ORT. KELİME
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...Keď máte pred sebou 20 ľudí, ktorí sa na vás pozerajú, a vy ste ten, čo má rozhodnúť...
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...Khi bạn có 20 người đứng trước mặt, nhìn bạn và bạn là người duy nhất phải quyết định...
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...Kiedy stoi przed tobą 20 osób patrząc a ty, jedyny, masz możliwość decydowania...
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...스무명의 사람들이 앞에 서서 여러분을 빤히 쳐다보고 있는데 여러분이 결정을 내리는 사람이라면 어떠했을까요?
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...Quando se tem 20 pessoas à nossa frente, olhando para nós e quando somos nós que temos que decidir...
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...Quando ti trovi davanti 20 persone che ti guardano e tu sei quello che deve decidere ...
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...Quand vous avez 20 personnes en face de vous, qui vous regardent et vous êtes celui qui doit décider ...
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...Wanneer 20 mensen iets van je verwachten en jij bent degene die moet beslissen ...
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...Wenn 20 Leute vor einem stehen, einen anschauen, und man ist derjenige, der etwas entscheiden muss...
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...Όταν έχεις 20 άτομα μπροστά σου, να σε κοιτάνε και να είσαι αυτός που πρέπει να αποφασίσει ...
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...Когато пред теб стоят 20 човека, втренчени в теб и ти си единственият, който трябва да вземе решение ...
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...Когда 20 человек стоят вокруг и смотрят в ожидании, а решать приходится тебе...
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...כאשר עומדים מולך 20 איש ומסתכלים עליך ואתה הוא זה שצריך להחליט...
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...إذا كان لديك 20 شخصا أمامك ينظرون عليك وكنت الشخص الذي يجب أن يقرر ...
Önünüzde 20 insan var, size bakıyorlar, ve siz karar verecek kişisiniz...面と向かって対峙して 決断を迫られたのです... 結局修理を始めることにしました
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.Chẳng hạn như chúng canh chừng vây của nhau.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.De exemplu, își îngrijesc reciproc puii.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.For eksempel, babysitter de hinandens kalve.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.Ils surveillent mutuellement leurs petits par exemple.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.서로의 새끼들을 지켜주고
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.Napríklad si navzájom opatrujú mláďatá.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.Například si vzájemně hlídají mláďata.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.Np. opiekują się nawzajem swoimi młodymi.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.Per esempio, si prendono cura dei piccoli dell'altra specie.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.Por ejemplo, cuidan a las crías del otro.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.Por exemplo, cuidam das crias uns dos outros.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.Zum Beispiel springen sie füreinander als Babysitter ein.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.Για παράδειγμα, το ένα νταντεύει τα μικρά του άλλου.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.Наприклад, вони доглядають дітей одне одних.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.לדוגמא, הם עושים שמרטפות הדדית לגוריהם.
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.فعلى سبيل المثال فهم يرعون عجول بعضم البعض
Örneğin, birbirlerinin yavrularına bakıyorlar.雄はお互いの雌を追尾して
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.Ambele erau ţări tinere atunci, şi pline de speranţă pentru viitor.
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.Begge var meget unge lande dengang, og fyldt med håb for fremtiden.
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.Damals waren das beides junge Länder voller Hoffnung für die Zukunft.
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.Dat waren toen allebei piepjonge staten, vol hoop voor de toekomst.
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.Deux très jeunes pays à l'époque, et pleins d'espoir pour l'avenir.
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.En aquellos tiempos, los dos países eran jóvenes y estaban llenos de esperanzas en el futuro
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.Erano entrambi paesi molto giovani, a quel tempo, e pieni di speranza per il futuro.
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.그때의 그곳들은 새로 개발 된지 얼마 안되는, 희망과 미래가 가득한 곳 이었지요.
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.Mindkét ország nagyon fiatal volt akkoriban telve a jövőbe vetett reménnyel.
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.Oba były bardzo młodymi państwami pełnymi nadziei na przyszłość.
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.По това време и двете бяха млади държави, изпълнени с надежда за бъдещето.
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.Тогда обе страны были очень молоды и полны надежд на будущее.
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.שתיהן היו אז מדינות צעירות מאוד, ומלאות בתקווה לעתיד.
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.كلاهما كانا بلدين فتيين آنذاك و مليئين بالأمل للمستقبل
O zamanlar her iki ülkede çok gençti ve geleceğe umutla bakıyorlardı.未来への希望に満ちていました 私たちはすばらしい子供時代を過ごしました お金なんて持っていませんでしたが
Pazarlık. Etrafta dolaşıp neler olduğuna bakıyorlar.Ei se duc şi se uită după ce e de făcut.
Pazarlık. Etrafta dolaşıp neler olduğuna bakıyorlar.Те обикалят и търсят какво е.
"Profesörüm" dediğim zaman, bana sıkkın gözlerle bakıyorlar."Jsem profesor," jejich oči pohasnou.
"Profesörüm" dediğim zaman, bana sıkkın gözlerle bakıyorlar.저는 "교수요."라고 대답하는데, 그러면 그들은 관심을 끕니다.
"Profesörüm" dediğim zaman, bana sıkkın gözlerle bakıyorlar.lalu saya jawab, "Saya seorang profesor," mata mereka berbinar.
"Profesörüm" dediğim zaman, bana sıkkın gözlerle bakıyorlar."Profesor sem." V odziv dobim odsotne poglede.
"Profesörüm" dediğim zaman, bana sıkkın gözlerle bakıyorlar."Professzor vagyok.", megüvegesedik a szemük.
"Profesörüm" dediğim zaman, bana sıkkın gözlerle bakıyorlar."Професор съм", те изцъклят поглед.
"Profesörüm" dediğim zaman, bana sıkkın gözlerle bakıyorlar."Я профессор", они выпучивают глаза.
"Profesörüm" dediğim zaman, bana sıkkın gözlerle bakıyorlar.ואני עונה: "אני פרופסור", עיניהם מזדגגות.
"Profesörüm" dediğim zaman, bana sıkkın gözlerle bakıyorlar.فأقول أنا بروفيسور , تجد أعينهم تلمع
"Profesörüm" dediğim zaman, bana sıkkın gözlerle bakıyorlar.学会のカクテルパーティに行くと
Sadece birbirlerine bakıyorlar.Ainut mitä he voivat tehdä on katsoa toisiaan.