Tom ucuz, ikinci el bir araba bakıyor.Tom is looking for an inexpensive used car.
Kendi işimize bakıyoruz sadece.We're just minding our own business.
Aynada kendine bakıyordu.He was looking at himself in the mirror.
O, kendisine aynadan bakıyordu.He was staring at himself in the mirror.
Salı günlerim ders bakımından çok yoğun.My Tuesdays are stuffed with classes.
Tom kendi işine bakıyordu.Tom was minding his own business.
Soru ilk bakışta basit görünüyor.At first glance, the question seems simple.
Şunun tadına bakıp yorumlasana.Taste this and tell me what you think.
Tom bu akşam Mary'nin çocuklarına bakıyor.Tom is babysitting Mary's children tonight.
Mary durmadan telefonuna bakıyordu.Mary was constantly looking at her phone.
Tatoeba'daki cümleler konu dağılımı bakımından dengeli mi?Is the Tatoeba Corpus genre-balanced?
Bakıyorum da mum almışsın.I see you bought candles.
Artık hayata gönül gözüyle bakıyorum.Today I see life with the eyes of the heart.
Kuşlara iyi bakıyor.He takes good care of the birds.
Hep televizyona bakıyor.He is always watching television.
Uzun boylu adam ona bakıp gülümsedi.The tall man looked at her and smiled.
Ne tür bir telefon bakıyorsunuz?What sort of phone are you looking for?
Bikinili kızlara bakıyordu.He was looking at some girls in bikinis.
Eskiden kolunda hep saat olurdu ama artık saate akıllı telefonundan bakıyor sadece.He used to always wear a watch, but now he just looks at his smart phone.
Bakış açımızı değiştirmeliyiz.We have to change our point of view.
Biz sadece bakıyoruz.We're only browsing.
Ben gümüş kolye bakıyorum.I'm looking for a silver necklace.
Hemen bakıyorum.I'll check it out right now.
Hava kararmadan eve dönmeye bakın.Try to get home before dark.
Bakın burada ne varmış?Well, look what we have here.
Bakın burada kimler varmış?Well, look what we have here.
Günümüzde çoğu çocuk analog saatlere bakıp saati söyleyemiyor.Nowadays, many children can't tell time on analog clocks.
Tom bir bakırcıdır.Tom is a coppersmith.
Kanalı değiştirme, ben bakıyorum.Don't change the channel, I'm watching.
Onun fikir ve düşünceleri hayata bakış açımı değiştirdi.His opinions and ideas changed my perspective on life.
Evim güneye bakıyor.My house faces south.
Arabistan petrol bakımından zengindir.Arabia is rich in oil.
Skura'nın bakış açısına göre Yanni her açıdan dört dörtlük bir erkekti.In Skura's perspective, Yanni was the total package.
Tom anne-babasının bakımına muhtaç.Tom is dependent on his parents.
Tom'un orada olacağına kesin gözüyle bakıyordum.I took it for granted that Tom would be there.
Tom'un bunu yapmayacağına kesin gözüyle bakıyordum.I took it for granted that Tom wouldn't do that.
ABD petrol bakımından zengindir.The US is rich in oil.
Tom dün gece bebek bakıcılığı yapıyordu.Tom was babysitting last night.
"Adli Bilişim Mühendisliği", al Bakiyye dilinde "Wağungwûîyat Tençmenwûs" demektir."Forensic Informatics Engineering" means "Wağungwûîyat Tençmenwûs" in al Bakiyye language.
Buzdolabı tam takır, kuru bakır.The fridge is empty!
Bakışlarını çok seviyorum.I love the look in your eyes.
Kızlar bakıştılar.The girls exchanged glances.
Yavaşça kıyıya doğru yüzüp her kulaçta geriye doğru bakıyorum.Slowly I swim to the shore, looking back with each stroke.
Alüminyum elektriği bakır kadar iyi iletmez.Aluminum doesn't conduct electricity as well as copper.
Zenginlerin iç açıcı durumuna bakıp ekonomiyi değerlendirmek yanıltıcı olabilir.It may be misleading to measure the economy by how well rich people are doing.
Niye bana öyle dik dik bakıyorlar?Why are they staring at me so intensely?
Mary el tırnaklarına bakım yaptırdı.Mary got a manicure.
Mary ayak tırnaklarına bakım yaptırdı.Mary got a pedicure.
Tom'un korku dolu bakışlarını gördüm.I saw a look of fear on Tom's face.
Hastanede yoğun bakımda.He is in hospital in intensive care.
Bir bebek bakıcısı bulmam gerek.I need to find a babysitter.
Gökyüzüne bakılırsa, yakında yağmur yağacak.Judging from the sky, it'll rain soon.
Oturup duvardaki güzel resme bakıyorum.I'm sitting looking at the beautiful picture on the wall.
Çocuk etrafına bakınarak sessizce durdu.The child stood quietly, looking around.
William sürekli takımyıldızlara bakıyordu.William was constantly looking up at the constellations.
Ona bir soru sorduğum an bana soğuk bir bakış attı.When I asked her a question, she gave me a cold look.
Cevabınıza bakılırsa sanırım soruyu anlamadınız.Judging by your reply, I think you didn't understand the question.
Stefan son bir kez ormana bakıp arabasına atladı.Stefan took one last look into the woods and jumped into his car.
Stefan'ın Alman çoban köpeği terk edilmiş eve bakıyordu.Stefan's German Shepherd was looking at the abandoned house.
Rablerine orada hiçbir engel olmaksızın bakıcıdırlar.But no one is prepared for whom they find behind the Dark Lord's ascension.