Tavsiyen olmasaydı, başarısız olurdum.Without your advice, I would have failed.
Bizim planlar son dakikada başarısız oldu.Our plans fell through at the last minute.
Uluslararası uzay istasyonu inanılmaz bir mühendislik başarısıdır.The international space station is an amazing feat of engineering.
Planlarım birbiri ardına başarısız oldu.My plans failed one after the other.
Onun başarısız olduğunu duyduğumda afallamıştım.I was astonished to hear that he failed.
Bardaklarını kaldırdılar ve onların başarısına içtiler.They raised their glasses and toasted to their success.
Toplam dürüstlüğe dayalı bir ilişki başarısızlığa mahkûmdur.A relationship based on total honesty is bound to fail.
Projemiz başarısız oldu.Our project failed.
Yazılım şirketi ekonomik durgunluk sürecinde büyük başarısızlığa uğradı.The software company collapsed during the recession.
Bu yeni teknoloji başarısız olamaz, değil mi?This new technology cannot fail, can it?
Başarılı mı yoksa başarısız mı olacak.Will he succeed or fail?
Bazen başarılı olmadan önce başarısız olmalısın.Sometimes, you must fail before you succeed.
Tom, borsanın şirketin başarısızlığında bir faktör olduğunu raporunda belirtti.Tom noted in his report that the stock market was a factor in the company's failure.
Başarısız olacaksın.You will fail.
Onun başarısı başını döndürdü.His success went to his head.
Başarısız olmazsam, bu yıl ehliyetimi alabilirim.If I don't fail, then I can get my driving license this year.
Bu bina mimarın en yüksek başarısıdır.This building is the architect's crowning achievement.
Bu sınavda başarısız olursan, kursu tekrar etmek zorunda kalacaksın.If you flunk this exam, you'll have to repeat the course.
Bu sefer başarısız olsanız bile, başka bir şansınız olacak.Even if you fail this time, you'll have another chance.
Kendi başarısızlığı için başkalarını suçladı.She blamed others for her own failure.
Kendi başarısızlığın için başkalarını suçladın.You blamed others for your own failure.
Onlar her iki seferde de başarısız oldu.They failed both times.
Onun her zaman başarısız olacağından emindi.They were sure he would always fail.
Onlar ekonomiyi düzeltmede başarısız olduğu için onu suçladılar.They blamed him for failing to improve the economy.
Konuşmasının başarısız olduğundan korktuğunu söyledi.He said he feared his speech had been a failure.
Radikaller bir oy ile başarısız oldu.The radicals had failed by one vote.
Barış anlaşması görüşme girişimleri başarısız oldu.Attempts to negotiate a peace treaty failed.
Organizasyon başarısız oldu.The organization failed.
Barış görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlandı.The peace talks ended in failure.
İşler başarısız sonuçlanınca işçiler işlerini kaybettiler.As businesses failed, workers lost their jobs.
Marilyn Monroe'nun başarısı kendisini mutlu etmedi.Marilyn Monroe's success did not make her happy.
İstihdam politikası bir başarısızlıktır.The employment policy is a failure.
O başarısından memnun.She is pleased at her success.
Eğer daha çok çalışmazsan kesinlikle başarısız olursun.If you don't study harder, you'll definitely fail.
Sınavda başarısız olarak hakettiğin cezayı gördün,sınava hiç çalışmadın.It serves you right that you failed your exam. You didn't study for it at all.
Dünyanın büyük başarılarından her biri ilkin bir başarısızlıktı.Each one of the world's great successes was a failure first.
Sen sorularda çok iyisin! Birtek soruda başarısız olmadın!You're a beast! You haven't even missed one question!
Bu sadece küçük bir başarısızlık.It's only a minor setback.
İhracaat vergilerini düşürme müzakerelerimiz büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı..Our negotiations to lower export taxes suffered a big setback.
Sınavda başarısız olmak istemiyorum.I don't want to fail the test.
Sınavdan başarısız olursan ne yapacaksın?What will you do if you fail the exam?
Yardımınız olmadan , o, başarısız olurdu.Without your help, he would have failed.
Yardımın olmasa, başarısız olurdum.Had it not been for your help, I would have failed.
Tom başarısız olmaktan korkmuyor.Tom isn't afraid to fail.
Başarısızlık için suçlanması gereken kişi Tom'dur.Tom is the one who should be blamed for the failure.
Tom başarısızlıktan dolayı okuldan atılmamayı umuyor.Tom hopes he doesn't flunk out of school.
Başarısızlık için Tom sadece kendisini suçladı.Tom had only himself to blame for the failure.
Tom sınavda başarısız oldu.Tom failed the exam.
Tom elinden geleni yaptı, ama başarısız oldu.Tom did his best, but he failed.
Sanırım Tom sınavda başarısız olmayacak.I think Tom won't fail the examination.
Tom çok çalışsa bile derste başarısız oldu.Even though Tom studied very hard, he failed the class.
Tom'un yardımı olmasaydı, Mary başarısız olurdu.Without Tom's help, Mary would have failed.
Tom'un tavsiyesi olmasaydı, Mary başarısız olurdu.Without Tom's advice, Mary would have failed.
Tom başarısızlık için Mary'yi suçladı.Tom blamed the failure on Mary.
Tom projenin başarısızlığı için Mary'yi suçladı.Tom blamed Mary for the project's failure.
Tom başarısını Mary'nin yardımına bağladı.Tom attributed his success to Mary's help.
Tom ve Mary onların başarısı kutladı.Tom and Mary celebrated their success.
Başarısızlığa uğramış devrimler çabucak unutulur.Defeated revolutions are forgotten quickly.
Başarısızlık başarının anasıdır.Failure is the mother of success.
O, başarısının şanstan dolayı olduğunu düşünüyor.He thinks that his success is due to luck.