Onu nerede bıraktınız?Where did you leave it?
Şapkanını masaya bıraktınız.You left your hat on the table.
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı.'Have you saved all the women alive?
Onlara, ‹‹Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?›› diye çıkıştı,Moses said to them, "Have you saved all the women alive?
Âhireti bıraktınız da dünya yaşayışına mı razı oldunuz?Do you find the life of the world so pleasing that you forget the life to come?
Size verip hayaline daldırdığımız şeyleri de sırtlarınızın arkasında bıraktınız.You have left behind you all that which We had bestowed on you.
Size hayal gibi gösterdiğimiz şeyleri ardınızda bıraktınız.You have left behind you all that which We had bestowed on you.
Neyi bıraktınız?Und wegen was?
Neyi bıraktınız?Que conclure ?
Neyi bıraktınız?¿Qué dejó?
Kullarının hallerini en iyi bilir olduğu halde Rableri onlara: −Kullarımı ne halde bıraktınız? diye sorar.وعند لقاءه للملك سعود قال له الملك " أنا أعلم أنك قد أتقنت رعاية الغنم وأريدك أن تتقن رعاية العقول ".
Neyi bıraktınız?Wat bleek?
Neyi bıraktınız?Vad ska väck?
Neyi bıraktınız?Mendalangkan apa?
Neyi bıraktınız?何の数字?
"Peki nerede öyleyse?" diye soran babası "Adamı niye bıraktınız?「どうして旦那さんは亡くなったんですか」と聞かれた妻はこう答えた。
Kullarının hallerini en iyi bilir olduğu halde Rableri onlara: −Kullarımı ne halde bıraktınız? diye sorar.“艾优卜, 当时他曾呼吁他的主(说):‘痼疾确已伤害我,你是最仁慈的。
Neyi bıraktınız?무엇의 이숙인가?
"Peki nerede öyleyse?" diye soran babası "Adamı niye bıraktınız?אמרה לו: ואתה למה רימית אביך?
"Peki nerede öyleyse?" diye soran babası "Adamı niye bıraktınız?Reče joj: "Ženo, gdje su oni?
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››A povedal svojim dcéram: A kdeže je? Prečo ste tam nechaly človeka? Zavolajte ho, a bude jesť chlieb.
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››A svolil Mojžíš k tomu, aby bydlil s mužem tím. Kterýžto dal Zeforu, dceru svou, Mojžíšovi.
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››Cha lại hỏi rằng : Người đó bây_giờ ở đâu ? Sao các con bỏ người đi ? Hãy mời đến đặng ăn bánh .
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››Cha lại hỏi rằng: Người đó bây giờ ở đâu? Sao các con bỏ người đi? Hãy mời đến đặng ăn bánh.
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››E ele perguntou a suas filhas: Onde está ele; por que deixastes lá o homem? chamai-o para que coma pão.
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››아비가 딸들에게 이르되 그 사람이 어디 있느냐 너희가 어찌하여 그 사람을 버리고 왔느냐 그를 청하여 음식으로 대접하라 하였더라
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››On pa reče hčeram svojim: In kje je on? zakaj ste popustile tistega moža? Pokličite ga, da jé z nami kruh!
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››Quegli disse alle figlie: «Dov'è? Perché avete lasciato là quell'uomo? Chiamatelo a mangiare il nostro cibo!»
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››Şi el a zis fetelor: ,,Unde este? Pentruce aţi lăsat acolo pe omul acela! Chemaţi -l să mănînce pîne!``
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››S monda leányainak: És hol van õ? miért hagytátok ott azt a férfit? hívjátok el, hogy egyék kenyeret.
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››И той рече на дъщерите си: А где е той? защо оставихте човека? повикайте го да яде хляб.
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››Он сказал дочерям своим: где же он? зачем вы его оставили? позовитеего, и пусть он ест хлеб.
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››ויאמר אל בנתיו ואיו למה זה עזבתן את האיש קראן לו ויאכל לחם׃
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››فقال لبناته واين هو. لماذا تركتنّ الرجل. ادعونه لياكل طعاما.
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››他 對 女 兒 們 說 、 那 個 人 在 那 裡 、 你 們 為 甚 麼 撇 下 他 呢 、 你 們 去 請 他 來 喫 飯
Babaları, ‹‹Nerede o?›› diye sordu, ‹‹Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.››他 對女兒 們說 、 那 個 人 在 那裡 、 你 們為 甚 麼 撇下 他 呢 、 你 們去請 他 來喫飯
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı."Avete lasciato in vita tutte le femmine?
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı."Avez-vous laissé la vie à toutes les femmes ?
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı.Či ste zachovali nažive všetky ženy?
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı."Életben hagytatok minden asszonyt?
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı.En Mozes zeide tot hen: 'Hebt gij alle vrouwen laten leven?
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı.¿Habéis reservado a todas las mujeres?
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı.Jakże mogliście zostawić przy życiu wszystkie kobiety?
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı.'너희가 여자들을 다 살려두었느냐. 그러므로 아이들 중에서 남자는 다 죽이고
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı."Ponechali jste všechny ženy naživu?
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı."Porque deixastes com vida todas as mulheres?
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı.Și Moise grăit-a către ei: "Ați lăsat în viață femeile?
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı.'Warum habt ihr alle Weiber leben lassen?
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı."Оставихте ли всички жени живи?
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı."Чому ви залишили живими всіх жінок?
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı."החייתם כל נקבה? ועתה, הירגו כל זכר בטף,
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı."هل أبقيتم كل أنثي حية ؟ الآن , إذبحوا كل ذكر
'Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?' diye çıkıştı.男と寝て男を知っている女も皆殺せ
Dediler ki, sadece İngilizce konuşan bu makineyi bıraktınız ve biz de İngilizce öğrenmek zorunda kaldık.E eles: "Vocês deixaram aqui esta máquina que só fala inglês, e então nós tivemos de aprender inglês."
Dediler ki, sadece İngilizce konuşan bu makineyi bıraktınız ve biz de İngilizce öğrenmek zorunda kaldık.Erre azt felelték: itt hagytad ezt a gépet amelyik csak angolul beszél, ezért meg kellett tanulnunk angolul.
Dediler ki, sadece İngilizce konuşan bu makineyi bıraktınız ve biz de İngilizce öğrenmek zorunda kaldık.아이들은 말하길, 음, 아저씨가 이 기계를 놓고 갔는데 영어 밖에 안되길래 영어를 배울 수 밖에 없었어요.
Dediler ki, sadece İngilizce konuşan bu makineyi bıraktınız ve biz de İngilizce öğrenmek zorunda kaldık.Mi risposero: "Hai lasciato questa macchina che parla solo in Inglese, così abbiamo dovuto impararlo".
Dediler ki, sadece İngilizce konuşan bu makineyi bıraktınız ve biz de İngilizce öğrenmek zorunda kaldık.Y respondieron, bueno, nos dejó esta máquina que habla sólo en inglés, así que tuvimos que aprender inglés.
Dediler ki, sadece İngilizce konuşan bu makineyi bıraktınız ve biz de İngilizce öğrenmek zorunda kaldık.Ze zeiden: "Je liet hier een machine die enkel Engels sprak. Daarom moesten we Engels leren."
Dediler ki, sadece İngilizce konuşan bu makineyi bıraktınız ve biz de İngilizce öğrenmek zorunda kaldık.Κι απάντησαν: Λοιπόν άφησες αυτό το μηχάνημα που μιλάει μόνο Αγγλικά κι έτσι έπρεπε να μάθουμε Αγγλικά.