Şemsiyemi trende bıraktım.I left my umbrella on the train.
Çantamı trendeki baş üstü rafında bıraktım.I left my bag on the overhead rack in the train.
Sigarayı bırakabileceğime artık eminim.I bet I can quit smoking from now on.
Meseleyi şimdilik olduğu gibi bırakalım.Let's leave the matter as it is for the present.
İki adam hapishaneden serbest bırakıldı.The two men were released from jail.
Güneşin batarken, onlar işlerini bıraktılar.The sun having set, they left off their work.
Japon olanları bir yana bırak, onun çok sayıda yabancı pulları var.He has many foreign stamps, not to mention Japanese ones.
Postacı onun için bir mektup bıraktı.The mailman left a letter for her.
Suçlu ayak izleri bıraktı.The criminal left footprints.
Eğer o, o zaman sigara içmeyi bıraksaydı, böyle bir hastalıktan muzdarip olmayabilirdi.If he had given up smoking then, he might not be suffering from such a disease.
Sigarayı bırakmak onun için olanaksızdır.It is impossible for him to give up smoking.
İşini niçin bıraktığı bir sırdır.It is a mystery why he quit his job.
O bu yüzden okulu bıraktı.It is for this reason that he left school.
Onun masaya bırakdığı kitaba bak.Look at the book which he put on the desk.
O dönünceye kadar her şeyi olduğu gibi bırakalım.Let's leave things as they are until he comes back.
O, sigarayı bırakmakta haklıydı.He was right to give up smoking.
Onun işini bırakacağından eminim.I am certain that he will quit his job.
İşini bırakması için her türlü nedeni var.He has every reason to quit his job.
Yaptığı hileyi yanına kar bırakmamalısın.You shouldn't let him get away with cheating.
Artanını ona bıraktım ve dışarı çıktım.I left the rest to him and went out.
Onu ona bırakalım.Let's leave it up to him.
Dul bir kadın ve bir kız evlat bırakıyor.He leaves a widow and a daughter.
Doktoru ona sigarayı bırakmasını tavsiye etti.His doctor advised him to give up smoking.
Onun konuşması benim üzerimde iyi bir izlenim bıraktı.His speech made a good impression on me.
Onun performansı arzulanan hiçbir şeyi bırakmadı.His performance left nothing to be desired.
Onun emri altında çalışmaktansa işi bırakmayı tercih ederim.I would rather quit than work under him.
Onun konferansı bize derinden bir izlenim bıraktı.His lecture made a deep impression on us.
Karısı iki sevgili çocuğunu arkasında bırakarak öldü.His wife died leaving behind their two beloved children.
İstifası kabinede boşluk bıraktı.His resignation left a vacancy in the cabinet.
O, pencereyi olduğu gibi, açık bıraktı.He left the window as it was, open.
Pencereyi öylece açık bıraktı.He left the window as it was, open.
Onun gitmesini ve kendisini huzur içinde bırakmasını istiyor.He wants her to go away and leave him in peace.
O " Beni yalnız bırak" dedi.He said: "Leave me alone."
O, iki hafta önce okulu bıraktı.He left school two weeks ago.
İki yıl önce sigarayı bıraktı.He gave up smoking two years ago.
Onun hapiste beş yıl yattıktan sonra serbest bırakıldığını duyuyorum.I hear he was set free after doing five years in prison.
O canlı bir izlenim bırakmıştı.He made a vivid impression.
O, her şeyi şansa bıraktı.He left everything to chance.
Her zaman işlerini yarım bırakır.He always leaves his work half done.
O her zaman uyurken pencereyi açık bırakır.He always leaves the window open while he sleeps.
O bira bile içmez, bırak viskiyi.He doesn't even drink beer, not to mention whiskey.
O motoru çalışırken bıraktı.He left the motor running.
Biz onu ofiste bulamıyoruz. O, işini bırakmış olabilir.We cannot find him in the office. He may have quit his job.
Biz bir süre onu yalnız bırakmaya karar verdik.We decided to leave him alone for a while.
O, kısa sürede yeni işi bıraktı.He soon left the new job.
O, her konuda beni geride bırakıyor.He outdoes me in every subject.
Biz onu yalnız bıraksak iyi olur.We'd better leave him alone.
Karısına çok büyük bir servet bıraktı.He left his wife an enormous fortune.
İşten usandı ve onu yarım bıraktı.He got tired of the work, and left it half-done.
İşin peşini bırakmamaya karar verdi.He has decided to carry on the work.
O sigarayı bırakmaya çalıştı ama nafile.He tried to give up smoking but in vain.
Sigarayı bırakmaya karar verdi.He decided to quit smoking.
Sigarayı bıraktı.He stopped smoking.
Sigarayı bırakmak için çok gayret ediyor.He is trying hard to give up smoking.
Kutuyu masanın üstüne bıraktı.He set the box down on the table.
O, kapıyı kilitlemeden bıraktı.He left the door unlocked.
Kapıyı açık bıraktığı için onu azarladı.He scolded her for having left the door open.
Kalemini bıraktı ve sandalyesine yaslandı.He laid down his pen and leaned back in his chair.
Kalemini bıraktı ve bana baktı.He laid down his pen and looked at me.
O sık sık trende şemsiyesini bırakır.He often leaves his umbrella on a train.