büyüm ile cümle

büyüm kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Bu büyümenin derhal kaldırılması gerekiyor.This growth ought to be removed immediately.
İyi büyümek için, bu bitkilerin çok fazla nem içermeyen toprağa ihtiyacı var.In order to grow well, these plants need soil that does not contain too much moisture.
Tom Boston'da büyüme hakkında konuştu.Tom talked about growing up in Boston.
Büyümek istiyorsan, çok süt içmek zorundasın.If you want to grow up, you have to drink a lot of milk.
Sanırım şimdi büyüme zamanın.I think it's time for you to grow up.
Bazı insanlar hiç büyümez.Some people never grow up.
Sınırlı bir gezegende sınırsız bir büyüme olamaz.We cannot have infinite growth on a finite planet.
Ekonomik büyüme çevre kirliliği pahasına sürdürülmemelidir.Economic growth must not be pursued at the expense of environmental pollution.
Çenesindeki komik büyüme nedir?What is that funny growth on Mary's chin?
Benim gibi olmak için büyüme.Don't grow up to be like me.
Büyümek istemiyorum.I don't want to grow up.
Büyümeden önce onları öldürmek zorundayız.We have to kill them before they grow.
Büyümüş de küçülmüş.Out of the mouths of babes.
Çin'in büyüme hızı, insanlık tarihinde en hızlı.China's growth rate is the fastest in human history.
Çin, son on yılın dünyadaki en hızlı büyüme oranına sahip.China has had the fastest economic growth rate in the world in the last decade.
Ders, çimenlerin büyümesini izlemek kadar sıkıcıydı.The lecture was as boring as watching grass grow.
Dünya ekonomisinin büyümesi yavaşlıyor.The growth of the world economy is slowing down.
Ekonomi büyümeye devam ediyor.The economy continues to grow.
Şirket büyümeye devam etti.The company continued to grow.
Satışlar büyümeye devam edecek.Sales will continue to grow.
Bak, Mozart dinleyerek büyümüş domatesler!Look, tomatoes which grew up listening to Mozart!
Biz ithalat miktarlarındaki hızlı büyümeye şaşırdık.We're amazed by the rapid growth in import quantities.
İthalattaki hızlı büyüme bizi şaşırtıyor.The rapid growth in imports amazes us.
Tom burada büyümedi.Tom didn't grow up here.
Doğma büyüme İngilizim.I'm British born and bred.
Tom tamamen büyümüş.Tom is all grown up.
Tom'un büyümesi gerekiyor.Tom needs to grow up.
Liste büyümeye devam ediyor.The list keeps growing.
Ben Boston'da büyümüş bir adam tanırdım.I used to know a guy that grew up in Boston.
Sorun büyümeye devam ediyor.The problem just keeps getting worse.
Büyüme hızı katlanarak büyüyor.The rate of growth is growing exponentially.
Büyümek istemiyorlar.They don't want to grow old.
Yüksek vergiler ekonomik büyümeyi engelliyor.High taxes stifle economic growth.
Tom bir baba ile büyümedi.Tom didn't grow up with a dad.
Kasaba büyümeye devam etti.The town continued growing.
Biz yeteri kadar büyümedik.We aren't grown up enough.
Büyümek heyecanlıydı.Growing up was exciting.
Eğitim geleceğin büyüme pazarındaki enerji gibidir.Education is like energy in the growth market of the future.
Boston büyümek için harika bir yerdi.Boston was a great place to grow up.
Tom kilisede şarkı söyleyerek büyümüş gibi görünüyor.Tom sounds like he grew up singing in church.
Bu tür şeyler yaparak büyümedim.I didn't grow up doing this kind of thing.
Tom Boston'da büyümüş bir kadınla evlidir.Tom is married to a woman who grew up in Boston.
Düşük vergiler ekonominin büyümesini teşvik eder.Lower taxes stimulate economic growth.
Yaşım büyüm olduğu için konuşmaktan çekinme.Don't hesitate to speak just because I am elder.
Büyümüştüm, ama karanlıktan korkmaktan vazgeçmedimI grew up, but I have not stopped fearing the dark.
Büyüme kıkırdakları kapandığı an artık boyunuz uzayamaz.Once the epiphyseal plates close, you can't grow any taller.
Sami doğma büyüme Müslüman'dı.Sami was born and raised Muslim.
Çocuğumuzun burada büyümesini istemiyorum.I don't want our child to grow up here.
Ali doğma büyüme İstanbullu.Ali is a born-and-raised Istanbulite.
Ben buyum, işine gelirse.This is who I am. Take me or leave me.
Amerikan evleri büyüktür. Daha da büyümeye devam etmektelerdir.American houses are big. And they keep getting bigger.
Burada büyümüştü.He was brought up here.
Japonya'da büyümüş olmasına rağmen mükemmel İngilizce konuşabiliyor.Although she grew up in Japan, she can speak perfect English.
Japonya'da büyümüş olmasına karşın mükemmel İngilizce konuşabiliyor.Although she grew up in Japan, she can speak perfect English.
Yaşlanmak mecburidir, büyümekse tercih meselesi.Growing old is mandatory. Growing up is optional.
Durumun büyümesine izin vermeyin.Don't let the situation escalate.
Bu sırada hayvanlar ilk kez göründü ve ormanlar ilk kez büyümeye başlamıştı.During this time animals first appeared, and forests started to grow.
Açıkçası radyo kaynakları küçük başlamak ve daha büyük büyümek zorundadırlar.Clearly radio sources must start small and grow larger.
Ekonomistler, ürün piyasalarındaki reformlarda çok fazla büyüme görüyorlar.Economists attribute much growth to reforms in the product markets.
Güneydoğu Asya'da, ekonomik gelişme bambu ağının (Çin Milletler Topluluğu) büyümesiyle tetiklendi.In Southeast Asia, economic development was fueled by the growth of the bamboo network.

İlgili Sayfalar