ayrıcalık ile cümle
ayrıcalık kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
ÖRNEK CÜMLE
9
HARF
4
HECE
7
ORT. KELİME
Diplomatlara çeşitli ayrıcalıklar tanınır.Diplomats are allowed various privileges.
Diktatör ayrıcalıklarını istediği kadar kötüye kullandı.The dictator abused his privileges to his heart's content.
Ayrıcalık özel olarak kadın için ayrılmıştır.The privilege is reserved exclusively for women.
Bu kredi kartı, bize belirli ayrıcalıklar sağladı.This credit card entitles us to certain privileges.
Onun üyelik ayrıcalıkları vardır.He has the privileges of membership.
Ödevsiz hak, ayrıcalıktır.A right without a duty is a privilege.
Sizinle tanışmak bir ayrıcalık.It's a privilege to meet you.
Her kişi, ayrıcalıklarını kötüye kullanma gücüne sahiptir.Every person has the power to abuse their privileges.
Rütbenin ayrıcalıkları var.Rank has its privileges.
Onun sürüş ayrıcalıkları iptal edildi.His driving privileges were revoked.
Bu ayrıcalıklı bilgi.That's privileged information.
Tom'la çalışmak bir ayrıcalıktır.It's a privilege to work with Tom.
Sami, Mısır'da ayrıcalıklı bir hayatın keyfini sürdü.Sami enjoyed a privileged life in Egypt.
Sami'nin ayrıcalıkları kısıtlandı.Sami's privileges were curtailed.
Evde doğan köleler (oikogeneis), genellikle ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmuşlardır.Houseborn slaves (oikogeneis) often constituted a privileged class.
İlk büyük ayrıcalık Košice’de Louis Andegavin tarafından 17 Eylül 1374’te verildi.The first major privilege was granted in Košice by Louis Andegavin on September 17, 1374.
Öbür Batı ülkeleri de hemen istekte bulunup benzer ayrıcalıklar elde ettiler.Other Western powers soon demanded and got similar concessions.
Ayrıcalıklı bir denizci thema olmamasına rağmen, kendi filosu vardı.While not exclusively a naval theme, it maintained its own fleet.
Katkılarından dolayı çok sayıda unvan, mülk ve ayrıcalık sahibi olmuştur.They devoted much of their time and property to its benefit.
Ayrıca E20 üzerinde çalışmanın bir ayrıcalık olduğunu ve ekibin harika olduğunu söylemişti.Cole said it was a privilege to work on E20 and said the cast were fantastic.
Hiç kimse "hukuka aykırı fayda ve ayrıcalıklar sahibi" olamaz.No one is allowed to "enjoy advantages and privileges that are contrary to the law."
Ferrara'ya yerleştiklerinde Dük I. Ercole d'Este tarafından ayrıcalıklar tanındı.When they settled at Ferrara, Duke Ercole I d'Este granted them privileges.
Yahudilere tanınan eski ayrıcalıklar kaldırıldı.Old privileges of Jewish communities are denounced.
Vukašin'in bölgesinin kuzeyinde, Marko'nun kardeşi Andrijaš da ayrıcalıklara sahipti.In the north of Vukašin's province, Marko's younger brother Andrijaš held properties.
Kanun önünde eşitlik kanunlar hiçbir vatandaşa ayrıcalık tanımamalıdır.Equality before the law: The laws should attach no special privilege to any citizen.
Aktörleri savunmaktan ve ayrıcalık tanımaktan usanmıştım.I'm tired of defending overpaid, overprivileged actors.
Kralı kendi ayrıcalıkları için bastılar.The Council confirmed their privileges.
İblislerin tanrısı şeytan ise bu ayrıcalıktan yoksundu.The God of the psalmists and the prophets was not in nature.
Kadınlara açıkça ayrıcalık tanınır; iyi roller verilir, galip gelmeleri sağlanır.He is also portrayed a fervent protector of women and guardian of their well being.
Bununla birlikte her birimizin deneyimi tikel ve ayrıcalıklıdır.Each member of our team is well qualified and experienced.
Önceleri aristokrat sınıfı olarak ayrıcalık hakları tanındı.Originally the Legion of Honor was awarded in a single class.
Wycliff, rahip sınıfının ayrıcalıklarını eleştirdi.First, Colet criticises the living style of the priests.
Artık ayrıcalıklı muamele kalkmıştır.He now has disabled veteran status.
Öğrendiğim birçok şeyden birisiyse büyük futbolcularla oynamanın bir ayrıcalık olduğuydu.One of the first experiences where I knew she'd be better than most, was a game of catch football.
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?Were there no natural advantages--no water privileges, forsooth?
Hayatım boyunca ayrıcalıklı bir insan oldum. Çünkü ailem, sırf kız olarak doğdum diyeMy life is a sheer privilege because my parents didn't love me less
Sadece şunu söyleyeyim, bakın, benim işim bir ayrıcalık çünkü biz çok özel bir zamandayız.Let me just say, look, my job is a privilege because we're in a special time.
Bu röportaj dizisi bana da büyük bir ayrıcalık tanımış oldu.It was an amazing privilege to do this series.
Estee Lauder için çalışmak bir ayrıcalık.Working for Estee Lauder, feels like a priviledge.
Bu mücadeleye girişmemizden dolayı edindiğimiz ayrıcalık için yeni bir takdir.A new appreciation for the privilege that we have of undertaking this challenge.
Seninle tanışmak büyük bir ayrıcalık, onur duydum.Well, it's an honor and a privilege to meet you.
Bu yüzden, gazetecilik ayrıcalık söz konusu.So, the question of privilege in journalism.
Ve insanlar ayrıcalık hakkında konuşmaya başladıklarında utançtan paralize oluyorlar.And when people start talking about privilege, they get paralyzed by shame.
Yine de ayrıcalıktan, serbestlikten, yardımdan korkuyorum.Yet I am afraid of privilege, of ease, of entitlement.
Vay be, ne büyük ayrıcalık!And what a privilege that has been.
Ancak burada ayricalikli olan ortam.But what is really exceptional is the setting.
Bu oldukça ayrıcalıklı bir oyun.It's pretty exclusive.
Bunu yapmak inanılmaz bir ayrıcalık.It's an incredible privilege to do that.
Ve ben kendimi çok ayrıcalıklı hissediyorum Maldivlerde karşıma çıktığı için.And I feel very privileged to have stumbled across it living in the Maldives.
Burada olmak benim için bir ayrıcalık, teşekkürler.Thank you. It's a distinct privilege to be here.
Bu bir TED Ödülü sayılmaz, ama laboratuvarımızdan ayrıcalıklı bir tişört.It's not quite the TED Prize, but it is an exclusive t-shirt from our lab.
Parasal sistemde yaşamak bir hak değil, bir ayrıcalık.Life is not a right in the monetary system, it's a privilege.
Bu konferansa katılmak benim için büyük bir ayrıcalık.It's a big treat for me to get to come to this conference.
Öncelikle sizinle çalışmanın bir ayrıcalık olduğunu söylemek isterimFirst, let me just say it's a privilege to be able to help you guys out
Ve bu ayrıcalıklı kader büyük bir sorumluluğu da getiriyor.And she realized that with that great fortune comes great responsibility.
Bana sorarsanız bu grupta olabilmek ayrıcalıklı bir şeydir.That's a pretty exclusive group to be part of.
"Özel yapım, ayrıcalıklı, büyük gitarlar almalısınız.""You must get them custom made -- special, humongous guitars."
Yirmi yaşıma basmadan önceki son günümü burada geçirmek gerçekten bir şeref ve bir ayrıcalık.It's really an honor and a privilege to be here spending my last day as a teenager.
Bu, yalnızca bankacılar için geçerli bir ayrıcalık.That is a privilege for bankers only.
Sherwin Nuland "Doktor olarak hizmet etmek bir ayrıcalıktı." diyor.Serve! Sherwin Nuland says, "It was a privilege to serve as a doctor."