"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.Eu disse: "Faço uma concessão.
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.Ho detto: "Posso fare una concessione. Porterò con me anche i mariti."
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.I-am spus, "Voi face o concesie. Îi voi lua şi pe soţii lor."
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.Ich sagte, "Ich komme Ihnen entgegen. Ich werde auch die Ehemänner mitnehmen."
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.Ik zei: 'Ik doe een toegeving. Ik zal de mannen ook meenemen.'
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.J'ai dit, "Je vais faire une concession. Je vais prendre les maris aussi."
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.Jeg sagde, "Jeg vil lave en indrømmelse. Jeg tager også mændene med."
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.그래서 제가 말하길, "그럼 내가 양해를 구하겠소. 그들의 남편들도 함께 데리고 갈게요"라고 했습니다
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.Mire én, "Rendben, teszek egy engedményt. Jöhetnek a férjek is."
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.Řekl jsem, "Ustoupím. Vezmu jejich manžele se sebou."
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim."Teen myönnytyksen. Otan myös aviomiehet mukaan."
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.Tôi trả lời, " Vậy thì tôi sẽ nhượng bộ. Tôi sẽ đưa những ông chồng đi theo luôn."
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim."Voy a hacer una concesión. Me llevaré a los maridos también".
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.Είπα "Θα κάνω μια παραχώρηση. Θα πάρω μαζί και τους συζύγους".
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.Казах, "Добре, ще направя компромис. Ще взема и съпрузите им."
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.Я сказав: "Я піду на поступки. Я візьму їх чоловіків також".
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.Я сказал: "Я уступлю. Я возьму и их мужей".
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.אמרתי "אני מוכן להתפשר. אני אקח איתן גם את הבעלים."
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.فقلت: "سأقدم تنازل. سآخذ الأزواج كذلك"
"Bir ayrıcalık tanıyarak onlarla birlikte kocalarını da götüreceğim." dedim.と言って 一緒に連れて来ました
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.Egyszer abban az örömben volt részem, hogy egy Apple call centerben ülhettem egy napig.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.Ich hatte mal das seltene Privileg, einen Tag in einem Apple-Callcenter zu verbringen.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.Ik had een keer het voorrecht om een dag in het callcenter van Apple zitten.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.J'ai eu une fois le privilège de rester au centre d'appel d'Apple toute une journée.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.하루는 애플 콜센터 직원체험을 할 특권이 주어진 적이 있습니다
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.La un moment dat am avut distinctul privilegiu de a sta la centrul de apelari Apple pentru o zi
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.Miałem raz wybitny zaszczyt zasiadania przez dzień w centrum obsługi telefonicznej Apple'a.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.Tôi từng được một ưu ái đặc biệt là ngồi ở trung tâm chăm sóc khách hàng của Apple trong vòng một ngày.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.Uma vez, tive o distinto privilégio de visitar o centro de apoio ao cliente da Apple durante um dia.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.Una vez, tuve el privilegio de visitar el centro de atención al cliente de Apple por un día.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.Una volta ho avuto l'immenso privilegio di sedere al call center della Apple per un giorno.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.Μία φορά είχα το ξεχωριστό προνόμιο να κάτσω στο τηλεφωνικό κέντρο της Apple για μία μέρα.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.Един път имах привилегията да седя в телефонен център на Епъл цял ден.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.Однажды мне позволили провести целый день в колл-центре Apple.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.פעם הייתה לי את הזכות לשבת במרכז התמיכה של אפל ליום.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.كان لي الشرف بان استمع الى مكالمات الدعم الفني لشركة ماكنتوش ليوم واحد.
Bir keresinde, bir günlüğüne Apple çağrı merkezinde oturma ayrıcalığını yaşadım.予備のヘッドセットで 会話を聞かせてもらいました
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.Am avut privilegiul de a trăi lângă o pajişte pentru ultima bucăţică de vreme şi este foarte frumos.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.Az a megtiszteltetés ért, hogy egy mező mellett élhetek egy ideje, és ez nagyon lebilincselő.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.Eu tive o privilégio de viver ao pé de um prado nos últimos tempos, e é tremendamente cativante.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.Ho avuto la fortuna di vivere vicino a un campo per un po' ed è stato terribilmente attraente.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.Ik had het voorrecht om de laatste tijd bij een weide te wonen en dat is vreselijk boeiend.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.J'ai eu le privilège d'avoir vécu à côté d'un pré dernièrement, et c'est terriblement plaisant.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.Jeg har haft det privilegium at bo ved en eng i det sidste stykke tid, og det er utrolig engagerende.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.저는 지난 얼마 동안 목초지 옆에서 사는 특권을 누리고 있는데요, 정말 기분 좋은 일입니다.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.Minulla on ollut onni asua niityn laidalla viime aikoina, ja se on tosi antoisaa.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.Szczęśliwie mieszkałem obok łąki ostatnimi czasy; jest to bardzo zajmujące.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.Имах привилегията да живея близо до една ливада, в последно време и това е ужасно ангажиращо.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.Я имел счастье жить возле луга в последнее время, и это ужасно интересно.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.היתה לי הזכות לחיות ליד אחו בזמן האחרון, וזה היה מלבב ביותר.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.لقد كان لي شرف العيش على طريق مرج في حين أن القليل من الماضي ، والانخراط بشكل رهيب.
Bir süredir çayırların yakınında yaşama ayrıcalığına sahiptim, ve bu son derece çekici.しばらく住んでいました それは本当に面白い事です 芝生の歴史を見てみると 実は悲劇的なんです
Bizi herşeyden ayrıcalıklı kılan, ... ... bu yiyecekleri mücadele vermeden hergün yiyebiliyor olmamızdır.Alles macht uns so privilegiert, dass wir diese Nahrung essen können, dass wir nicht jeden Tag kämpfen.
Bizi herşeyden ayrıcalıklı kılan, ... ... bu yiyecekleri mücadele vermeden hergün yiyebiliyor olmamızdır.Dat alles maakt ons zo bevoorrecht, dat we dit voedsel kunnen eten en niet elke dag hoeven te ploeteren.
Bizi herşeyden ayrıcalıklı kılan, ... ... bu yiyecekleri mücadele vermeden hergün yiyebiliyor olmamızdır.Jesteśmy w uprzywilejowanej sytuacji -- możemy jeść, nie walcząc o jedzenie.
Bizi herşeyden ayrıcalıklı kılan, ... ... bu yiyecekleri mücadele vermeden hergün yiyebiliyor olmamızdır.우리가 음식을 먹으면서 매일을 염려할 필요가 없다는 것은 정말로 큰 특권입니다.
Bizi herşeyden ayrıcalıklı kılan, ... ... bu yiyecekleri mücadele vermeden hergün yiyebiliyor olmamızdır.Suntem atat de privilegiati ca putem manca aceste alimente si ca nu ne chinuim in fiecare zi.
Bizi herşeyden ayrıcalıklı kılan, ... ... bu yiyecekleri mücadele vermeden hergün yiyebiliyor olmamızdır.Todo nos hace tan privilegiados, que podamos comer esta comida, que no luchamos cada día.
Bizi herşeyden ayrıcalıklı kılan, ... ... bu yiyecekleri mücadele vermeden hergün yiyebiliyor olmamızdır.Tout nous rend si privilégiés, le fait de pouvoir manger cette nourriture, de ne pas lutter tous les jours.
Bizi herşeyden ayrıcalıklı kılan, ... ... bu yiyecekleri mücadele vermeden hergün yiyebiliyor olmamızdır.Всичко ни прави толкова привилегировани, че можем да ядем тази храна, че не се борим всеки ден.