Biz yabancı turistlere vergi muafiyeti ayrıcalığı veriyoruz.We give foreign tourists the privilege of tax exemption.
Diplomatlara çeşitli ayrıcalıklar tanınır.Diplomats are allowed various privileges.
Diktatör ayrıcalıklarını istediği kadar kötüye kullandı.The dictator abused his privileges to his heart's content.
Ayrıcalık özel olarak kadın için ayrılmıştır.The privilege is reserved exclusively for women.
Bu kredi kartı, bize belirli ayrıcalıklar sağladı.This credit card entitles us to certain privileges.
Onun üyelik ayrıcalıkları vardır.He has the privileges of membership.
O, iki yıllığına yurt dışında eğitim görme ayrıcalığına sahipti.He had the privilege of studying abroad for two years.
O ayrıcalığı istismar etti.He abused the privilege.
Ayrıcalığı kötüye kullanmıştır.He must have abused the privilege.
Ödevsiz hak, ayrıcalıktır.A right without a duty is a privilege.
Sizinle tanışmak bir ayrıcalık.It's a privilege to meet you.
Her kişi, ayrıcalıklarını kötüye kullanma gücüne sahiptir.Every person has the power to abuse their privileges.
Rütbenin ayrıcalıkları var.Rank has its privileges.
Onun sürüş ayrıcalıkları iptal edildi.His driving privileges were revoked.
Bu ayrıcalıklı bilgi.That's privileged information.
Tom'la çalışmak bir ayrıcalıktır.It's a privilege to work with Tom.
Kitaplar okumak azınlığın bir ayrıcalığı olmaktan çıktı.Reading books ceased to be a privilege of a minority.
Sami, Mısır'da ayrıcalıklı bir hayatın keyfini sürdü.Sami enjoyed a privileged life in Egypt.
Sami'nin ayrıcalıkları kısıtlandı.Sami's privileges were curtailed.
Şöhret, seni tanımayan insanlar tarafından tanınır olma ayrıcalığıdır.Fame is the privilege of being known to those who do not know you.
Kitap okumak bir azınlığın ayrıcalığı olmaktan çıktı.Reading books ceased to be the privilege of a minority.
"TEB'den QR Kod İle Para Çekme Ayrıcalığı"."TEB'den QR Kod İle Para Çekme Ayrıcalığı".
Evde doğan köleler (oikogeneis), genellikle ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmuşlardır.Houseborn slaves (oikogeneis) often constituted a privileged class.
İlk büyük ayrıcalık Košice’de Louis Andegavin tarafından 17 Eylül 1374’te verildi.The first major privilege was granted in Košice by Louis Andegavin on September 17, 1374.
Öbür Batı ülkeleri de hemen istekte bulunup benzer ayrıcalıklar elde ettiler.Other Western powers soon demanded and got similar concessions.
Ayrıcalıklı bir denizci thema olmamasına rağmen, kendi filosu vardı.While not exclusively a naval theme, it maintained its own fleet.
Katkılarından dolayı çok sayıda unvan, mülk ve ayrıcalık sahibi olmuştur.They devoted much of their time and property to its benefit.
Ayrıca E20 üzerinde çalışmanın bir ayrıcalık olduğunu ve ekibin harika olduğunu söylemişti.Cole said it was a privilege to work on E20 and said the cast were fantastic.
Hiç kimse "hukuka aykırı fayda ve ayrıcalıklar sahibi" olamaz.No one is allowed to "enjoy advantages and privileges that are contrary to the law."
Ferrara'ya yerleştiklerinde Dük I. Ercole d'Este tarafından ayrıcalıklar tanındı.When they settled at Ferrara, Duke Ercole I d'Este granted them privileges.
Yahudilere tanınan eski ayrıcalıklar kaldırıldı.Old privileges of Jewish communities are denounced.
Vukašin'in bölgesinin kuzeyinde, Marko'nun kardeşi Andrijaš da ayrıcalıklara sahipti.In the north of Vukašin's province, Marko's younger brother Andrijaš held properties.
Gdańsk şehrinin kendi paralarını basma ayrıcalığı da vardı.The City of Gdańsk had the privilege of minting its own coinage.
Kanun önünde eşitlik kanunlar hiçbir vatandaşa ayrıcalık tanımamalıdır.Equality before the law: The laws should attach no special privilege to any citizen.
Aktörleri savunmaktan ve ayrıcalık tanımaktan usanmıştım.I'm tired of defending overpaid, overprivileged actors.
Kralı kendi ayrıcalıkları için bastılar.The Council confirmed their privileges.
İblislerin tanrısı şeytan ise bu ayrıcalıktan yoksundu.The God of the psalmists and the prophets was not in nature.
Kadınlara açıkça ayrıcalık tanınır; iyi roller verilir, galip gelmeleri sağlanır.He is also portrayed a fervent protector of women and guardian of their well being.
Bununla birlikte her birimizin deneyimi tikel ve ayrıcalıklıdır.Each member of our team is well qualified and experienced.
Önceleri aristokrat sınıfı olarak ayrıcalık hakları tanındı.Originally the Legion of Honor was awarded in a single class.
Wycliff, rahip sınıfının ayrıcalıklarını eleştirdi.First, Colet criticises the living style of the priests.
Artık ayrıcalıklı muamele kalkmıştır.He now has disabled veteran status.
Öğrendiğim birçok şeyden birisiyse büyük futbolcularla oynamanın bir ayrıcalık olduğuydu.One of the first experiences where I knew she'd be better than most, was a game of catch football.
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?Were there no natural advantages--no water privileges, forsooth?
Monterrey Bay akvaryumunun partneri olma ayrıcalığına sahibimI have the privilege of being a partner with the Monterey Bay Aquarium.
Hayatım boyunca ayrıcalıklı bir insan oldum. Çünkü ailem, sırf kız olarak doğdum diyeMy life is a sheer privilege because my parents didn't love me less
Sadece şunu söyleyeyim, bakın, benim işim bir ayrıcalık çünkü biz çok özel bir zamandayız.Let me just say, look, my job is a privilege because we're in a special time.
Bu röportaj dizisi bana da büyük bir ayrıcalık tanımış oldu.It was an amazing privilege to do this series.
Estee Lauder için çalışmak bir ayrıcalık.Working for Estee Lauder, feels like a priviledge.
Geçmişte güzellik sadece eserlere özgüydü, sadece lüks yaşamın ayrıcalığına özgüydü.In the past the beauty was only related to monumental only related to the priviledge of luxury.
Bu mücadeleye girişmemizden dolayı edindiğimiz ayrıcalık için yeni bir takdir.A new appreciation for the privilege that we have of undertaking this challenge.
Engin Akyürek'in bir ayrıcalığı da canlandırdığı karaktere aksanıyla da hayat vermesidir.Engin Akyurek's another speciality is that he enlivens the character with its accent.
Onlar da üniversite eğitimi ayrıcalığının keyfine varamadı.They too did not enjoy the privilege of college education.
Seninle tanışmak büyük bir ayrıcalık, onur duydum.Well, it's an honor and a privilege to meet you.
İnsanlar belli bir ayrıcalığı ile çoğu zaman.They are often people with a certain amount of privilege.
Bu yüzden, gazetecilik ayrıcalık söz konusu.So, the question of privilege in journalism.
Ve insanlar ayrıcalık hakkında konuşmaya başladıklarında utançtan paralize oluyorlar.And when people start talking about privilege, they get paralyzed by shame.
Yine de ayrıcalıktan, serbestlikten, yardımdan korkuyorum.Yet I am afraid of privilege, of ease, of entitlement.
Dans öğretmeninin ayrıcalığına biz de sahibiz.Or we do have the privilege of the dance master.
Vay be, ne büyük ayrıcalık!And what a privilege that has been.