anladı ile cümle
anladı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Anladım ki; her kültürde birbiriyle uzlaşmayan çelişkiler mevcut.لقد اكتشفت أنّ أيّة ثقافة بها تناقضاتها الخاصة.
Anladım ki; her kültürde birbiriyle uzlaşmayan çelişkiler mevcut.これは私とフランスの芸術家 JR との共同制作です
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Am realizat că ei nu sunt disperaţi. Ei sunt zglobii.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.De er ikke arbejdsnarkomaner. De er arbejdsspasmagere.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler. İyi!特技!アレックス・ガーデン「成功するために 特技を
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Jag tänkte, de är inte "workaholics" (arbetsnarkomaner). They're "workafrolics".
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.J'en conclue, qu'ils ne sont pas des malades du travail, mais des malades de l'amusement.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.저는 그들이 단순히 일에 중독된 게 아니라, 일을 즐긴다고 생각합니다.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Nie są pracoholikami, tylko bawią się, jak przedszkolaki.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Pensei: Eles não são viciados no trabalho, são divertidos no trabalho.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Penso che siano innamorati, non schiavi, del lavoro.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Rájöttem, ők nem munkamániások. Ők munkamókások.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Sie sind wohl keine Workaholics, eher Workafrolics.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Tôi khám phá ra, họ không phải là những người tham công tiếc việc. Họ là những người say mê công việc.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Ugotovil sem, da niso deloholiki. Ti ljudje uživajo v delu.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Yo pensé, ellos no son adictos al trabajo, son amantes del trabajo.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Zistil som, že nie sú workoholici. Sú workofili.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Zjistil jsem ale, že nejsou workoholici. Jsou totiž posedlí pracovní zábavou.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Δεν είναι εθισμένοι στην σκληρή δουλειά. Είναι απλά παθιασμένοι με αυτό που κάνουν.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Але я зробив для себе висновок: вони не трудоголіки, вони працьовиті.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Но я сделал для себя вывод — они не трудоголики. Они трудолюбы.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.Разбрах, че те не са работохолици. Те са работофили.
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.אני אומר שהם לא "מכורי עבודה". הם "מכייפיי עבודה".
Anladım ki, işkolik değil, işkomikler.اكتشفت، انهم ليسوا مدمنوا عمل و لكن محبو العمل
Anladımki kanser insanların özel hayatına girmek için bir pasaport.Cancerul e un pașaport spre intimitate, am realizat.
Anladımki kanser insanların özel hayatına girmek için bir pasaport.Descubrí que el cáncer es un pasaporte a la intimidad.
Anladımki kanser insanların özel hayatına girmek için bir pasaport.Il cancro, ho scoperto, è il passaporto per l'intimità.
Anladımki kanser insanların özel hayatına girmek için bir pasaport.J'ai découvert que le cancer est un passeport pour l'intimité.
Anladımki kanser insanların özel hayatına girmek için bir pasaport.Kanker, saya rasa, adalah paspor untuk keakraban.
Anladımki kanser insanların özel hayatına girmek için bir pasaport.암은, 제가 경험한 바로, 친밀함의 열쇠와도 같습니다.
Anladımki kanser insanların özel hayatına girmek için bir pasaport.Krebs, so fiel mir auf, ist ein Fahrschein zur Intimität.
Anladımki kanser insanların özel hayatına girmek için bir pasaport.Ο καρκίνος, έμαθα, είναι το διαβατήριο προς την οικειότητα.
Anladımki kanser insanların özel hayatına girmek için bir pasaport.Рак, оказывается, это пропуск к близости.
Anladımki kanser insanların özel hayatına girmek için bir pasaport.Ракът, открих, е паспорт за интимност.
Anladımki kanser insanların özel hayatına girmek için bir pasaport.סרטן, כך גיליתי, הוא דרכון לאינטימיות.
Anladımki kanser insanların özel hayatına girmek için bir pasaport.السرطان .. هو جواز سفر للحميمية
Anladımki kanser insanların özel hayatına girmek için bir pasaport.招待状 いや委任状かも知れません
Anladım ki optimist olanlar kesinlikle pesimistlere göre daha çok yaşıyorlar.염세주의자들보다 훨씬 오래 산다는 겁니다.
Anladım ki optimist olanlar kesinlikle pesimistlere göre daha çok yaşıyorlar.leben Optimisten deutlich länger als Pessimisten.
Anladım ki optimist olanlar kesinlikle pesimistlere göre daha çok yaşıyorlar.los optimistas viven mucho más que los pesimistas.
Anladım ki optimist olanlar kesinlikle pesimistlere göre daha çok yaşıyorlar.Şi acesta va fi singurul meu comentariu despre ea.
Anladım ki optimist olanlar kesinlikle pesimistlere göre daha çok yaşıyorlar.אופטימיסטים חיים הרבה יותר מפסימיסטים.
Anladım ki optimist olanlar kesinlikle pesimistlere göre daha çok yaşıyorlar.أن المتفائلون يعيشون أكثر بكثير من المتشائمين.
Anladım ki optimist olanlar kesinlikle pesimistlere göre daha çok yaşıyorlar.長生きするという事くらいです(笑)
Anladım ki para ve mülk skor tutmaya yarıyor.Aku sampai pada kepahaman bahwa uang dan harta itu adalah cara untuk menjaga skor.
Anladım ki para ve mülk skor tutmaya yarıyor.Capii che il denaro e le proprietà erano il modo di fare punti.
Anladım ki para ve mülk skor tutmaya yarıyor.Comprendí que el dinero y las posesiones eran la manera de ganar.
Anladım ki para ve mülk skor tutmaya yarıyor.J'ai compris que l'argent et la possession c'était la manière de gagner
Anladım ki projelerimi bitirdiğim zaman teknolojilerim anlam ifade etmek zorunda.Ho realizzato che le mie tecnologie dovevano avere un senso quando avessi finito il progetto.
Anladım ki projelerimi bitirdiğim zaman teknolojilerim anlam ifade etmek zorunda.Ich erkannte, dass meine Technologien sinnvoll sein mussten, wenn ich ein Projekt beendet hatte.
Anladım ki projelerimi bitirdiğim zaman teknolojilerim anlam ifade etmek zorunda.Ik realiseerde me dat mijn technologie zinvol moest zijn als ik een project afrondde.
Anladım ki projelerimi bitirdiğim zaman teknolojilerim anlam ifade etmek zorunda.제가 깨달은 것은, 프로젝트가 끝났을때 제 기술이 의미가 있어야 한다는 거였습니다.
Anladım ki projelerimi bitirdiğim zaman teknolojilerim anlam ifade etmek zorunda.La majeure partie du projet a été faite pendant les dernières années du projet.
Anladım ki projelerimi bitirdiğim zaman teknolojilerim anlam ifade etmek zorunda.Pokażę wam teraz na kilku przykładach, jak wszechobecne jest to zjawisko.
Anladım ki projelerimi bitirdiğim zaman teknolojilerim anlam ifade etmek zorunda.Uvědomil jsem si, že mé technologie musely dávat smysl, když jsem dokončil projekt.
Anladım ki projelerimi bitirdiğim zaman teknolojilerim anlam ifade etmek zorunda.Дадох си сметка, че моите технологии имат смисъл при завършване на проекта.
Anladım ki projelerimi bitirdiğim zaman teknolojilerim anlam ifade etmek zorunda.הגעתי למסקנה שהטכנולוגיות שלי היו צריכות להתקבל על הדעת בזמן סיום הפרויקט.
Anladım ki projelerimi bitirdiğim zaman teknolojilerim anlam ifade etmek zorunda.وقد أدركت أن التكنولوجيات ينبغي أن تكون مفيدة عندما أنتهي من المشروع.
Anladım ki projelerimi bitirdiğim zaman teknolojilerim anlam ifade etmek zorunda.新しい技術が もたらされるとき
Anladım ki, scuba vitesleri sizin hareket alanınızı aynı tekerlekli sandalyeler gibi artırıyordu.스쿠버 다이빙 장비가 활동의 범위를 늘려준다는 측면에서 휠체어와 똑같지만