Maglev trenleri pahalı bir altyapı gerektirir.Maglev trains require expensive infrastructure.
Askerler düşman ateşi altından geldi.The soldiers came under enemy fire.
Konu soruşturma altında kalır.The matter remains under investigation.
Hollanda halk biliminde kabouterler yer altında yaşayan minik insanlardır.In Dutch folklore, kabouters are tiny people who live underground.
Bir cüceler ailesi bu ağacın altında küçük bir evde yaşamaktadır.A family of gnomes lives in a small house under this tree.
Bizim radarın altında kalmamız gerekiyordu.We're supposed to stay under the radar.
Hiçbir koşul altında böyle bir karikatüre asla razı olmayacağım.Under no circumstances will I ever consent to such a travesty.
O büyük şirketlerin kontrolü altında.He's in the pocket of big corporations.
O, büyük şirketlerin kontrolü altında.She's in the pocket of big corporations.
Onlar büyük şirketlerin kontrolü altında.They're in the pocket of big corporations.
Tom soruşturma altında olduğunu biliyordu.Tom knew he was under investigation.
Altı milyon İngiliz, interneti hiç kullanmamış.Six million Britons have never used the Internet.
Mesele soruşturma altında.The matter is under investigation.
Kedi masanın altında yatıyor.The cat is lying under the table.
Altın ucuz değil.Gold isn't cheap.
O, çok gizemli şartlar altında aniden kayboldu.He disappeared suddenly under very mysterious circumstances.
O, yarışmada altın kazandı.He won gold in the competition.
O, yarışmada altın madalya kazandı.He won gold in the competition.
Biz altı yaşında olacağız.We will be six.
Tom bir altın madalya kazandı.Tom won a gold medal.
Benim sigortam herhangi türdeki alternatif tıbbı karşılamaz.My insurance will not cover any kind of alternative medicine.
Sıcaklık şu anda sıfırın altında on derece.The temperature is currently ten degrees below zero.
Senin tırnaklarının altında kir birikmiş.Dirt has built up under your fingernails.
Ameliyattan sonra gözlem altında kalıyor.After the operation he stays under observation.
Tom ve Mary akşam yemeğini genellikle altıda yer.Tom and Mary usually eat dinner at six.
Tom işini kaybettiğinde ağustosun altısından beri işsizlik yardımı alıyor.Tom has been on the dole since the 6th of August, when he lost his job.
Olay saat altıda başlar.The event starts at 6am.
Olay akşam altıda başlar.The event starts at 6pm.
Ben altıda uyandım.I woke up at six.
Saat altıda uyandım.I woke up at six o'clock.
Böyle şeyler benim liderliğimin altında asla olmayacak.Things like that will never happen under my leadership.
Alternatifler bulmamız gerek.We need to find alternatives.
Tom'un çocukları alt katta.Tom's children are downstairs.
Bir küpün altı tarafı vardır.A cube has six sides.
O bir ağacın altında uyudu.He slept under a tree.
Bir dakika bir saatin altmışta biridir.A minute is one sixtieth of an hour.
Tom Mary'yi emniyet altına aldı.Tom carried Mary to safety.
Eğer stres altındaysam iyi uyuyamam.I cannot sleep well if I am stressed.
Alternatif yakıt kaynakları bulunamazsa, dünyamız bir enerji krizi geçirir.Our world will have an energy crisis if alternative fuel sources are not found.
Cinler kalenin altında bir tünel kazdı.The kobolds dug a tunnel under the castle.
Ahşap bir yatak altın tabuttan daha iyidir.A wooden bed is better than a golden coffin.
Bazı çocuklar Tom'un evinme zorla girdi ve onu altüst etti.Some kids broke into Tom's house and ransacked it.
Altyazılı olmalı.It has to be subtitled.
O zaten iki yıldır göz hapsi altında.He's already been under house arrest for two years.
Her şeyin altında bir bit yeniği ararım.I don't take things for granted.
Bunlar ciddi sorunlar. Onlar halının altına süpürülmemeli.These are serious problems. They shouldn't be swept under the carpet.
Noel sabahı ağacın altında bunlardan birini bulmayı kim istemez ki?Who wouldn't love to find one of these under the tree on Christmas morning?
Tom ebeveynlerinin yatağının altında saklanmış Noel hediyelerini buldu.Tom found Christmas presents hidden under his parents' bed.
Noel ağacının altında birçok hediyeler vardı.There were many presents under the Christmas tree.
Kır evinin arkasında güzel bir ağacın altında bir masa kurdum.I've set out a table under a beautiful tree behind the cottage.
Çatı, karın ağırlığı altında çöktü.The roof collapsed under the weight of the snow.
Ahır karın ağırlığı altında çöktü.The barn collapsed under the weight of the snow.
Tom Mary'nin alt kattaki komşusu.Tom is Mary's downstairs neighbor.
Sanki dünya onun ayağının altından kaybolmuş gibiydi.It was as if the earth were to disappear from under his feet.
Ben altıncı katta yaşıyorum.I live on the 6th floor.
On altı yaşımdayken liseden ayrıldım.I dropped out of high school when I was sixteen.
Bazı şeyler kontrolümüz altında, bazı şeyler ise değil.Some things are in our control and others not.
O sandalyenin altında.He is under the chair.
Tom bir ağacın altında oturuyordu, şarap içiyordu.Tom was sitting under a tree, drinking wine.
O, İnkaların efsanevi altın şehrini bulduğuna inanarak öldü.He died believing that he had found the fabled golden city of the Incas.