O, karısı için bir inci kolye satın almak istiyor.He wants to buy a pearl necklace for his wife.
Ben onun yeni bir sözlük satın almak istediğini düşünüyorum.I think that he wants to buy a new dictionary.
Bu otel bir tepenin üzerinde yer almaktadır.This hotel is situated on a hill.
Eşim için bir hediye almak istiyorum. Bir eşarp düşündüm.I would like to buy a present for my wife. I thought about a scarf.
Bir harita satın almak istiyorum.I'd like to buy a map.
Günün menüsünü almak istiyorum.I'd like to buy menu of the day.
Jane onu satın almaktan vazgeçti.Jane ended up not buying it.
İş işten geçtikten sonra önlem almak için çok geç.It's too late to shut the stable door after the horse has bolted.
Aspirin almak istiyorum.I would like to buy some aspirin.
Risk almaktan nefret ederim.I hate taking risks.
Beyaz güzel bir elbise almaktansa bekâr olmaktan yararlanmayı tercih ediyor.She would rather take advantage of being single than buy a beautiful white dress.
Hangi çocuklar! Sen onları şeker almak için gönderdin ve bir köpekle döndüler!What children! You send them to get candy and they return with a dog!
Diyetime rağmen, bir dilim çikolatalı kek almaktan kendimi alamadım.In spite of my diet, I couldn't help taking a slice of chocolate cake.
Bir insanın canını almak her zaman mı yanlış?Is it always wrong to take a human life?
Nem oranı yüksek olduğunda nefes almak zordur.It's difficult to breathe when humidity is high.
Yeni bir araba almak için bir fırsatım yok.I don't have an opportunity to get a new car.
Kaçmış bir atı yakalamak söylenmiş bir sözü geri almaktan daha kolaydır.It is easier to catch an escaped horse than to take back an escaped word.
Af istemek izin almaktan daha kolaydır.It's easier to ask for forgiveness than to get permission.
Bir duş almak zorundayım.I have to take a shower.
Hepimiz öğretmenimize bir doğum günü hediyesi almak için para verdik.We all chipped in to buy our teacher a birthday present.
Bazı çıkartmalar satın almak istiyorum.I'd like to buy some stickers.
O işi almak her şeyi yapmaya istekli olurdum.I'd be willing to do anything to get that job.
Biz onu yurt dışından satın almak zorundayız.We have to buy it from abroad.
Biraz temiz hava almak için yürüyüşe çıktım.I went out for a walk to get some fresh air.
Bilgisayarımı almak için yüz dolar ödemek zorunda kaldım.To buy my computer, I had to pay €100.
Derste "C" nin üstünde almak zorundasın.You have to get above a "C" in the class.
Aile bir ev satın almak istiyor.The family wants to buy a house.
Mary bir elbise satın almak istiyor.Mary wants to buy a dress.
Malibu Güney Kaliforniya kıyısında yer almaktadır.Malibu is on the coast of Southern California.
Onlar bir hediye almak için paralarını birleştirdi.They combined their money to buy a present.
Bir zürafa yiyeceğini almak için boynunu uzatır.A giraffe extends its neck to get food.
Tom parayı almakla suçludur.Tom was guilty of taking the money.
Tom parayı almakla suçluydu.Tom was guilty of taking the money.
Yarım kek almak istiyorum.I'd like to buy half a cake.
Bu termit tepesi Tanzanya'da yer almaktadır.This hill of termites is located in Tanzania.
Tom parayı almak için uzandı.Tom lied about taking the money.
Tom bir araba satın almak için bankadan kredi çekti.Tom took out a loan in order to buy a car.
Mortgage insanların ev satın almak için kullanabileceği bir borç türüdür.A mortgage is a kind of loan that people can use to buy a house.
Hemşire "Daha iyi olmak için tüm bu ilaçları almak zorundasın" dedi."You have to take all this medicine to get better," said the nurse.
Çift, bir ev satın almak istiyor.The couple wants to purchase a home.
Tom'un üniversitedeki amacı derece almak.Tom's purpose in college is to get a degree.
Çiftliğimiz kırsal Nebraska'da yer almaktadır.Our farm is located in rural Nebraska.
Amerika'da güvenlik güçlerinin bilgi almak için işkence yapması yasal değildir.It is illegal in the United States for law enforcement to use torture to get information.
ABD'de, onlardan bilgi almak için insanlara işkence yapmak yasaktır.In the U.S., it is illegal to torture people in order to get information from them.
Benim doğduğum yer büyük bir şehre yaklaşık 20 dakikalık mesafede yer almaktadır.My hometown is located about 20 minutes from a large city.
Dünyanın en büyük hayvanat bahçesi Berlin, Almanya'da yer almaktadır.The world's largest zoo is in Berlin, Germany.
Odun kırmak için baltaları almak zorundaydım.I had to get the axes to chop the wood.
Sana birkaç soru sormak ve kan örneği almak zorundayım.I must ask you a few questions and take a blood sample.
Burada nefes almak mümkün değil.It's not possible to breathe here.
Bir gazete almak için gazete bayine gitmek zorundayım.I have to go out to the newsstand to get a newspaper.
Ne satın almak istiyorsun?What do you want to buy?
Bir sadist acı vermekten; bir mazoşist onu almaktan hoşlanır.A sadist likes inflicting pain; a masochist, receiving it.
Televizyon istasyonundaki işim izleyiciler tarafından yazılan mektupları ele almak.My work at the TV station is handling letters written in by viewers.
Sysko'nun, Microsoft'u satın almak için planları var.Sysko has plans to buy Microsoft.
Düşünmek için zamanım yoktu. Kanaate dayalı karar almak zorundaydım.I didn't have time to think. I had to make a judgment call.
Kilo almak, kişisel gelişimin en kolay metodudur.Weight increase is the easiest method for personal development.
Bu halıyı almak istemiyorum.I don't want to buy this carpet.
Bunu göz önüne almak zorundasın.You have to take that into account.
Bu hafta sonu bir araba almak zorundayım.I have to buy a car this weekend.
Çim'de, hareket istasyonuna gitmek ve tren biletleri orada almak zorundasın.In China, you have to go to the departure station and buy train tickets there.