Almanca dil bilgisi ile zor bir zaman yaşıyorum.I'm having a hard time with German grammar.
Gedip onu almalısın.You have to go get it.
İşi almazsam, Tom'a söylerim.If I don't get the job, I'll tell Tom.
Tom işi almazsa, ben size söylerim.If Tom doesn't get the job, I'll tell you.
Bu benim satın almam için yeterince ucuz değil.It isn't cheap enough for me to buy.
Tom'un gerçekte istediği Mary'ye çiçek almak için yeterince parası olmasıydı.What Tom really wanted was enough money to buy Mary some flowers.
Tom'un gerçekten istediği şey bir ev satın almak için yeterli paraydı.What Tom really wanted was enough money to buy a house.
Tom ne yaptıysa akıl almaz derecede aptalcaydı.What Tom did was incredibly stupid.
Tom onu herhangi birine göstermeden önce o belgeyi geri almak zorundayız.We have to get that document back before Tom shows it to anyone.
Bu kolay. Bir bebekten şeker almak gibi.This is easy. It's like taking candy from a baby.
Bunu ciddiye almamız gerektiğini gösteren bir uyarı bu.This is a warning that we must take seriously.
O istediğini almaya alışkındır.He's used to getting what he wants.
Tom'un ağır Alman aksanı var.Tom has a heavy German accent.
O, ağır Alman aksanıyla konuşur.She talks with a heavy German accent.
Biz bu hafta ödeme almadık.We didn't get paid this week.
Yarın Almanya'ya gidiyoruz.We are going to Germany tomorrow.
Tom'un almak istediği aynı kediyi satın almak istiyorum.I want to buy the same car that Tom wants to buy.
Onu Almanya'da ziyaret ettim.I visited her in Germany.
Tom Almanca cümlelerde bir virgül ile Mary'den ayrıldığı için üzgün.Tom is sad because he is often separated from Mary in German sentences by a comma.
Tom. Almanca cümlelerde Mary'yi sık sık bir virgülle ayırdığı için üzgün.Tom is sad, as in German sentences he is often separated from Mary by a comma.
O beni almaya geldi.He came to pick me up.
Biyolojide A almayı umuyordum ama sadece C aldım.I expected to get an A in biology, but I only got a C.
Tom'a izin almadan buraya gelmeyi sürdüremeyeceğini açıklamaya çalışıyorum.I've been trying to explain to Tom that he can't keep coming in here without permission.
Gelecek hafta birkaç gün izin almak istiyorum.I'd like to take a couple of days off next week.
Bir avans almak istiyorum.I'd like to get a head start.
O raporun bir kopyasını almak istiyorum.I'd like to get a copy of that report.
Tom'un sattığı evi satın almak istiyorum.I'd like to buy the house that Tom is selling.
Bir kulaklık almak istiyorum.I'd like to buy some earplugs.
Herkese bir daire almak istiyorum.I'd like to buy everyone a round.
Oğlum için bir hediye almak istiyorum. İyi bir fikriniz var mı?I'd like to buy a present for my son. Do you have any good ideas?
Yeni bir araba satın almak istiyorum.I'd like to buy a new car.
Bu öğleden sonra arabanı ödünç almak istiyorum.I'd like to borrow your car this afternoon.
Yaklaşık üç yüz bin dolar ödünç almak istiyorum.I'd like to borrow about three hundred thousand dollars.
Senden biraz tavsiye almak istiyorum.I'd like to ask you for some advice.
Durumu ele alma tarzım için özür dilemek istiyorum.I'd like to apologize for the way I handled the situation.
Tom'un beni almaya geleceğini düşündüm.I thought Tom would come to pick me up.
Tom'un ihtiyaç duyduğu her şeyi almak için yeterli parası olduğunu düşündüm.I thought Tom had enough money to buy everything he needed.
Ona bazı yeni giysiler satın almanız gerekiyor.You need to buy him some new clothes.
Tom bir mola almamızı öneren kişiydi.Tom was the one who suggested that we take a break.
Bir mola almamız gerektiğini düşünen kişi Tom'du.Tom was the one who thought that we should take a break.
Bir midilli satın almayı göze alamam.I can't afford to buy a pony.
İstediğimiz bütün şeyleri satın almaya gücümüz yetemez.We can't afford to buy all the things we want.
Biz riskler almayı göze alamayız.We can't afford to take chances.
Öyle risk almayı göze alamayız.We can't afford to take risks like that.
Ben o tür risk almanı isteyemem.I can't ask you to take that sort of risk.
Randevu almadan buraya gelemezsin.You can't just come here without an appointment.
Çocuklarımı benden almalarına izin veremezsin.You can't let them take my kids away from me.
Tom'un o elması almasına izin veremeyiz.We can't let Tom have that diamond.
Onu göze almana izin veremem.I can't let you risk it.
Tom'un parayı almadığından kesinlikle emin olamam.I can't really be certain that Tom didn't take the money.
Tom'dan tavsiye almayı anlayamıyorum.I can't see taking advice from Tom.
Sadece bir tane satın almam gerekiyor.I only need to buy one.
Tom'a Noel için ne almak istiyorsun?What do you want to get Tom for Christmas?
Tom'un ziyaretçi almasına izin verilmediğini düşündüm.I thought Tom wasn't allowed to have visitors.
Gemimiz savaşta hasar almadı.Our ship wasn't damaged in the battle.
Onun hâlâ genç olduğunu göz önüne almalıyız.We should take into account she is still young.
Bizim bunu çok ciddiye almamız gerekiyor.We need to take this very seriously.
Arkadaşlardan asla para ödünç almamayı öğrendim.I've learned never to borrow money from friends.
Arkadaşlardan para ödünç almaktan daha iyisini biliyorum.I know better than to borrow money from friends.
Arkadaşlardan borç almamak gerektiğini biliyorum.I know better than to borrow money from friends.