O, yemekler sırasında gazete okumaya alışmış.He is in the habit of reading the newspaper during meals.
Yoluna çıkan herhangi birine rüşvet vermeye alışmış.He is accustomed to bribing anyone who gets in his way.
Onlar yoğun bir yol yakınında yaşıyor ama şimdiye kadar gürültüye alışmış olmalılar.They live near a busy road, but must be used to the noise by now.
Şimdiye kadar buna alışmış olmalıyım.I should be used to this by now.
Tom burada çalışmaya alışmış durumda.Tom has gotten accustomed to it working here.
Felix o seslere alışmıştı.Felix has grown accustomed to those noises.
Ya o ya da siz aşkın tatlı seslerine alışmış değilsiniz."Either that, or you're not accustomed to the sweet sounds of love."
Stewie ise bu yeni hayatına daha kolay alışmış görünmektedir.Shirley becomes more content with her new life.
2009 yılında Mason ve Samantha Austin yakınlarındaki San Marcos'ta hayatlarına alışmışlardır.Mason and Samantha have grown into their lives in San Marcos, a town close to Austin.
Onlar aile ve Gregor, hem de çok alışmış.They had become quite accustomed to it, both the family and Gregor as well.
Sen alışmışsın.You're used to it.
Ve değişmekten korkuyodum. çünkü sadece yürüyen adama çok alışmıştım.And I was afraid to change, because I was so used to the guy who only just walked.
Durdurmak istemediğim bu kişiye çok alışmıştım.I was so used to that person that I didn't want to stop.
Ben balıkçı köyünde yaşamaya alışmışımI'm more suited to life in the fishing village.
Bu duruma alışmıştım.Everything was arranged.
Yıllardır, derslerde tuvaletlerini tutarak oturmaya alışmışlar.They've been used to sitting through lessons for years and years holding it in.
Umarım buna alışmışsınızdır.And hopefully this is second nature to you by now.
"Bu şekilde yaşamaya alışmıştık ve hiçbir şey dikkatimize dağıtmazdı."We got used to this kind of living, and nothing would distract us.
Yaptırımlar varken Sırplar açık hava pazarlarından alışveriş yapmaya alışmıştı.During the period of sanctions, Serbs became used to buying at outdoor markets.
Çok hızlı dil öğrenmiş ve uyuşturucuya alışmış."Then her hell of isolation, debts and private parties started.
Stewie ise bu yeni hayatına daha kolay alışmış görünmektedir.Es scheint als müsse sich Keiko noch an das neue Umfeld gewöhnen.
Bu duruma ofis çalışanları alışmıştır artık.An diesen Anblick gewöhnten sich die Bewohner der Umgebung.
Buranın havasına daha alışmış değilim.Todavía no me he acostumbrado a este tiempo.
Stewie ise bu yeni hayatına daha kolay alışmış görünmektedir.Paige cerca di abituarsi alla sua nuova realtà.
Ya o ya da siz aşkın tatlı seslerine alışmış değilsiniz."Или так, или вы просто не привыкли к сладким звукам любви».
Daha çok küçük olmasına rağmen kendinden büyük sporcularla karşılaşmaya alışmıştı.على الرغم من ضآلة حجمها كطفلة، تعودت اللعب مع رياضيين أكبر منها سناً.
Hızlı bir şekilde metal işlerine ve at sürmeye alışmışlardır.تأقلموا على استخدام الحصان بسرعة.
Daha çok küçük olmasına rağmen kendinden büyük sporcularla karşılaşmaya alışmıştı.Desde pequeno, sempre se destacou, mesmo jogando com atletas mais velhos.
Bazı kişiler "şanzuman" şeklinde söylemeye alışmış olabilir.De bewoners worden vaak gekscherend als "dwarsliggers" betiteld.
Stewie ise bu yeni hayatına daha kolay alışmış görünmektedir.Voor Troy is deze nieuwe situatie nog even wennen.
Aslında bir astronot bu alışkanlığa Dünya’ya döndüğünde olmayacağını unutacak kadar alışmış olabilir.Ook deze film draait om een astronaut die bij zijn terugkeer op aarde bezeten blijkt te zijn.
Underdog olmaya o kadar çok alışmıştım ki… Ta ki her yerde 1 numara olana kadar.My Wife is tot de dood van Entwistle een nummer geweest dat bijna altijd tijdens optredens werd gespeeld.
2009 yılında Mason ve Samantha Austin yakınlarındaki San Marcos'ta hayatlarına alışmışlardır.Vuonna 2009 Olivia, Mason ja Samantha tottuvat elämäänsä San Marcosin kaupungissa lähellä Austinia.
Uzun süre yaşadığı hapishane hayatına alışmış, dışarıdaki düzene ayak uydurmak zorunda kalmak ona zor gelir.Δυσκολεύεται να προσαρμοστεί στη ζωή έξω από τη φυλακή και φοβάται πως ποτέ δε θα τα καταφέρει.
Underdog olmaya o kadar çok alışmıştım ki… Ta ki her yerde 1 numara olana kadar.Jeg blev selv siddende under Paahængssprøjten, til alt Mandskabet var i Dækning, hvorefter jeg for ind i Nr.
Ya o ya da siz aşkın tatlı seslerine alışmış değilsiniz."それか、愛の甘い響きに慣れていないのだ。
Bazı kişiler "şanzuman" şeklinde söylemeye alışmış olabilir.「ごしゃがれる」と受身形で用いられることが多い。
Ma'şûk'âşığa nazlanmaya alışmıştır.ひそかにひかるに恋心を抱いている。
Bazı kişiler "şanzuman" şeklinde söylemeye alışmış olabilir.'애자는 장애인을 비하하는 표현으로 사용되는 경우도 있다.
Underdog olmaya o kadar çok alışmıştım ki… Ta ki her yerde 1 numara olana kadar.그래서 쓰는 동안 많이 힘들었고, 후반에는 시나리오 1편을 10일에 걸쳐 쓰게 되었다고 한다.
Hızlı bir şekilde metal işlerine ve at sürmeye alışmışlardır.Отделно се занимава с дресиране на коне.
Bobby, orduya alışmış ve tıpkı ilk günlerinde istediği gibi albay olmayı başarmıştır.Cloud stojo į SOLDIER tam, kad būtų panašus į jį, taptų Pirmos klasės kariu.
Bazı kişiler "şanzuman" şeklinde söylemeye alışmış olabilir.Tihti väidetakse, nagu oleks Folkungari näol tegemist "parteiga".
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.Ahhoz szoktunk, hogy az érzelmekről, ilyen szimpla módon, csak rövid ideig gondolkodjunk.
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.Ahora, estamos acostumbrados a pensar en las emociones de esta manera en simples, breves períodos de tiempo.
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.Giờ ta đã quen với cách nghĩ này về cảm xúc, trong những quảng thời gian ngắn.
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.Jesteśmy przyzwyczajeni do myślenia o emocjach w ten sposób, w uproszczeniu, w krótkich okresach czasu.
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.자, 우리는 간단하고도 짧은 시간만에 이런 식으로 감정을 생각하는 것에 익숙합니다.
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.Ora, siamo abituati a considerare le emozioni come limitate a brevi periodi di tempo.
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.Or, nous sommes habitués à penser aux émotions comme à de simples, disons, moments dans le temps.
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.Sme zvyknutí vnímať pocity takýmto spôsobom, ale len v jednoduchom, krátkom časovom období.
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.Vi er vant til at betragte følelser på denne måde i simple, korte tidsperioder.
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.We zijn gewend te denken over emoties in eenvoudige, zeg maar korte, tijdspannes.
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.Именно так мы привыкли воспринимать эмоции во время простых, краткосрочных периодов.
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.Свикнали сме да мислим за емоции по този начин, в прости, някак кратки периоди от време.
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.הם גם צורת תקשורת פרימיטיבית. ושלמעשה, אם אנחנו באמת רוצים להבין רגשות אנושיים,
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.الآن، نحن تعودنا على التفكير حول المشاعر بهذه الطريقة، بطريقة مبسطة ولفترة زمنية قصيرة.
Biz duyguların basit, kısa zaman aralıklarında olup bittiği yönündeki düşüncelere alışmışız.単純で短時間に起こるものと考えがちです 例えば
Bu duruma alışmıştım. Herşey ayarlanmıştı.Alles war durchgeplant.
Bu duruma alışmıştım. Herşey ayarlanmıştı.Všechno bylo uspořádané.