Ana içeriğe geç
Sözlük

akordeon ile cümle

akordeon kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
8
HARF
4
HECE
6
ORT. KELİME
Tom sonunda Mary'yi akordeonunu ona ödünç vermesi için ikna etti.Tom finally talked Mary into lending him her accordion.
Tom oldukça iyi akordeon çalar.Tom plays accordion quite well.
Tom'un akordeon çalmayı bildiğini unuttum.I forgot Tom knew how to play the accordion.
Onlar gitar ve akordeon çaldılar.They played guitar and accordion.
Tom akordeonunda vals çaldı.Tom played a waltz on his accordion.
Akordeon çalan bir tanıdığım var.I know someone who plays the accordion.
İki müzisyenden oluşan bir grup: bir akordeoncu ve bir kemancı.It's a band of two musicians: one accordionist and one violinist.
Babası akordeon çalmaktadır.His father played the accordion.
On yaşında bir akordeon yarışması kazandı.He won an accordion competition at the age of ten.
Mark Gurçenko bayan (Rus akordeonu) çalmasıyla bilinirdi.Mark Gurchenko was known to play the bayan (Russian accordion).
Buz pateni yapar, akordeon çalardı.She enjoyed ice skating and playing the accordion.
Elser, korkunç aile durumundan kaçıp flüt, akordeon çalıyordu.Elser escaped the grim family situation with music, playing flute, accordion, bass and the zither.
Bunlardan en bilineni ise Wheatstone akordeonudur.One of the most famous was the Wheatstone concertina.
Müzisyenler flüt, gong, akordeon veya davul da dahil olmak üzere çeşitli enstrüman kullanabilirler.Musicians may use various instruments, including flutes, gongs, accordions, or drums.
Akordeon çalabiliyor.Plays the accordion.
Ve ona doğru yürümeye başlamışlar. sonra altı parça akordeon gibi tekrar birleşmişler.And then the six figures came together again, like a concertina.
Deneyimli Afrikaans piyano akordeoncu Nico Carstens, Viva Madiba ile boereqanga hiti yaptı.Veteran Afrikaans piano accordion player Nico Carstens produced a boereqanga hit with Viva Madiba.
Akordeon ve bajo sexto geleneksel norteño'nun en karakteristik enstrümanlarıdır.The accordion and the bajo sexto are traditional norteño's most characteristic instruments.
Müzikte genel olarak kullanılan geleneksel müzik aletleri akordeon ve laternadır.Traditional musical instruments in levenslied music are the accordion and the barrel organ.
Hey, müzisyen, akordeonun şunu çalmasına izin ver, Säkkijärvi Polka'yı!Hey, musician, let the accordion play the Säkkijärvi Polka!
Söylemleri bazı halk türkülerinin temelini oluşturdu: Sarma su, Akordeon, Sen pipo çalıyordun .His verses became a basis for folk songs: Winding water, Accordion, You were playing a pipe.
Akordeon ve klarnet dahil diğer enstrümanlar 19. yüzyılda Bulgaristan'a geldi.Other instruments arrived in Bulgaria in the 19th century, including the accordion and the clarinet.
On yaşında bir akordeon yarışması kazandı.Im Alter von zehn Jahren gewann er einen Lesewettbewerb.
İlk enstrümanı kendisine yaş gününde armağan edilen kırmızı bir akordeondu.Son premier instrument est un accordéon rouge qu'il a reçu en cadeau.
Dışardayken boş zamanlarında akordeon çalar.Elle joue du violon durant son temps libre.
On yaşında bir akordeon yarışması kazandı.Elle remporte un concours de chant à 10 ans.
1950'lerde akordeon ile popüler olmuştur.Ils sont popularisés dans les années 1920 avec l'Addiator.
Tom oldukça iyi akordeon çalar.Tom toca el acordeón bastante bien.
Akordeon çalabiliyor.Sabe tocar el acordeón.
1854 - Amerikalı Anthony Faas, akordeonun patentini aldı.1854: Anthony Faas obtiene la patente para el acordeón.
Bunlardan en bilineni ise Wheatstone akordeonudur.Uno de los más famosos fue la concertina Wheatstone.
Akordeon çalabiliyor.Suona la concertina.
Akordeon çalan bir tanıdığım var.У меня есть знакомый, который умеет играть на аккордеоне.
Babası akordeon çalmaktadır.Отец играл на аккордеоне.
1946 yılında iki yıllık bir sözleşme İsviçre'de bir akordeon okulu kurdu.В 1922 году в вузе была введена четырёхлетняя программа обучения.
Önce akordeon ile ilgilenmiş, 14 yaşında panflüt çalışmalarına başlamıştır.Сначала планировал стать аккордеонистом, однако уже в 14 лет начал играть на пан-флейте.
Dışardayken boş zamanlarında akordeon çalar.В свободное время играет в хоккей.
Dışardayken boş zamanlarında akordeon çalar.In zijn vrije tijd speelde hij in bandjes.
Akordeon çalabiliyor.Grał na akordeonie.
Babası akordeon çalmaktadır.Pod wpływem ojca zaczął grać na akordeonie.
Babası akordeon çalmaktadır.Po vzoru svého otce začal hrát na akordeon.
1854 - Amerikalı Anthony Faas, akordeonun patentini aldı.În 1854, Anthony Faas din Pennsylvania brevetează acordeonul.
Akordeon çalabiliyor.El cântă la acordeon.
Akordeon, piyano ve bateri çaldı.A cântat la acordeon, pian și vioară.
Babası akordeon çalmaktadır.Hänen isänsä soitti harmonikkaa.
Akordeon çalabiliyor.Παίζει ακορντεόν.
Jesi kentinde Akordeon Fabrikası gezilebilir.Ved Arnborg ligger væveriet Acondria Plaidfabrik.
1854 - Amerikalı Anthony Faas, akordeonun patentini aldı.1854 – Trekkspillet blir patentert av Anthony Faas.
1854 - Amerikalı Anthony Faas, akordeonun patentini aldı.Januari 1854 - Akordion dipatenkan Anthony Faas.
1880'de,iki klavyeli kromatik akordeon gerçekleştirildi.1802年,在热河建造八座佛塔。
Akordeon çalabiliyor.又能演奏和弦。
Akordeon çalabiliyor.אמרתי לה שאני יכולה לנגן על אקורדיון.
Babası akordeon çalmaktadır.Баща му е свирил на хармоника.
Akordeon çalabiliyor.Свири на акордеон.
Buz pateni yapar, akordeon çalardı.Ali posiela Banána na ľad, bude rozhodcom.
Dışardayken boş zamanlarında akordeon çalar.Vo voľnom čase hrá stolný tenis.
Babası akordeon çalmaktadır.Koncertavo su tėvu kaip akordeonų duetas.
İki yıl Milli Akordeon yarışması kralı seçildi.Karistuseks määrati kaheaastane võistluskeeld.
Ve ona doğru yürümeye başlamışlar. sonra altı parça akordeon gibi tekrar birleşmişler.그녀를 향해 걸어오기 시작했습니다. 그리고 그 6개의 형태를 다시 합쳐졌습니다, 마치 컨서티나처럼.
Ve ona doğru yürümeye başlamışlar. sonra altı parça akordeon gibi tekrar birleşmişler.Depois as seis figuras juntaram-se de novo, como uma concertina.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod