Neden? Çünkü imanla değil, iyi işlerle olurmuş gibi aklanmaya çalıştılar ve ‹‹sürçme taşı››nda sürçtüler.這 是 甚 麼 緣 故 呢 . 是 因 為 他 們 不 憑 著 信 心 求 、 只 憑 著 行 為 求 . 他 們 正 跌 在 那 絆 腳 石 上
Neden? Çünkü imanla değil, iyi işlerle olurmuş gibi aklanmaya çalıştılar ve ‹‹sürçme taşı››nda sürçtüler.這是 甚麼緣 故 呢 . 是 因為 他 們不憑著 信心 求 、 只 憑 著行 為求 . 他 們正 跌 在 那 絆腳 石上
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:Ako aj Dávid hovorí o blahoslavenstve človeka, ktorému Bôh počíta spravedlivosť bez skutkov:
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:A mint Dávid is boldognak mondja azt az embert, a kinek az Isten igazságot tulajdonít cselekedetek nélkül.
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:assim também Davi declara bem-aventurado o homem a quem Deus atribui a justiça sem as obras, dizendo:
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:Così anche Davide proclama beato l'uomo a cui Dio accredita la giustizia indipendentemente dalle opere
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:David zei toch ook dat u gelukkig bent als God u vrijspreekt zonder dat u er iets voor hebt gedaan.
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:De igual manera, David también proclama la felicidad del hombre a quien Dios confiere justicia sin obras
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:De même David exprime le bonheur de l`homme à qui Dieu impute la justice sans les oeuvres:
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:Jakož i David vypravuje blahoslavenství člověka, jemuž Bůh přivlastňuje spravedlnost bez skutků, řka:
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:Kakor tudi David pravi, da je blagor človeku, ki mu Bog računi pravičnost brez del:
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:일한 것이 없이 하나님께 의로 여기심을 받는 사람의 행복에 대하여 다윗의 말한바
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:ligesom også David priser det Menneske saligt, hvem Gud tilregner Retfærdighed uden Gerninger:
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:niinkuin myös Daavid ylistää autuaaksi sitä ihmistä, jolle Jumala lukee vanhurskauden ilman tekoja:
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:Således priser også David det menneske salig som Gud tilregner rettferdighet uten gjerninger:
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:Så prisar ock David den människa salig, som Gud tillräknar rättfärdighet, utan gärningar:
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:Tot astfel, şi David numeşte fericit pe omul acela, pe care Dumnezeu, fără fapte, îl socoteşte neprihănit.
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:καθως και ο Δαβιδ λεγει τον μακαρισμον του ανθρωπου, εις τον οποιον ο Θεος λογιζεται δικαιοσυνην, χωρις εργων
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:Так и Давид называет блаженным человека, которому Богвменяет праведность независимо от дел:
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:Яко ж і Давид глаголе про блаженство чоловіка, котрому полїчує Бог праведність без учинків:
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:כאשר גם דוד מאשר את האדם אשר האלהים יחשב לו צדקה בלא מעשים באמרו׃
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:كما يقول داود ايضا في تطويب الانسان الذي يحسب له الله برا بدون اعمال.
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:正 如 大 衛 稱 那 在 行 為 以 外 、 蒙 神 算 為 義 的 人 是 有 福 的
Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:正 如 大衛稱 那 在 行為 以外 、 蒙 神算 為義 的 人 是 有福的
O, bütün algılama duygularını sağlar. Kendimi suçlamıyorum ama kendimi aklanmaya da çalışmıyorum.Con không trách cứ bản thân những cũng không thấy thanh thản.
O, bütün algılama duygularını sağlar. Kendimi suçlamıyorum ama kendimi aklanmaya da çalışmıyorum.- lch fühle mich nicht schuldig, aber ich spreche mich auch nicht frei.
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Assim como Abraão creu a Deus, e isso lhe foi imputado como justiça.
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Comme Abraham crut à Dieu, et que cela lui fut imputé à justice,
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››De la misma manera, Abraham creyó a Dios, y le fue contado por justicia
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Fu così che Abramo ebbe fede in Dio e gli fu accreditato come giustizia
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Gleichwie Abraham hat Gott geglaubt und es ist ihm gerechnet zur Gerechtigkeit.
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››i enlighet med det ordet: »Abraham trodde Gud, och det räknades honom till rättfärdighet»?
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Jako Abraham uvěřil Bohu, a počteno jemu to k spravedlnosti.
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Kakor „je Abraham veroval Bogu, in zaračunilo se mu je za pravičnost“.
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Kijk eens naar Abraham: Hij geloofde God en daarom was het goed tussen God en hem.
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››아브라함이 하나님을 믿으매 이것을 그에게 의로 정하셨다 함과 같으니라
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››ligesom jo "Abraham troede Gud, og det blev regnet ham til Retfærdighed".
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Likesom Abraham trodde Gud, og det blev regnet ham til rettferdighet.
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Miképen Ábrahám hitt az Istennek, és tulajdoníttatott néki igazságul.
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Như Áp-ra-ham tin Ðức Chúa Trời, thì đã kể là công bình cho người,
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Như_Áp - ra-ham tin Ðức_Chúa_Trời , thì đã kể là công_bình cho người ,
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››samalla tavalla kuin "Aabraham uskoi Jumalaa, ja se luettiin hänelle vanhurskaudeksi"?
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Tak ako Abrahám uveril Bohu, a počítalo sa mu to za spravedlivosť.
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Tak jako "Abraham uwierzył Bogu i przyczytano mu to ku sprawiedliwości".
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Tot aşa şi ,,Avraam a crezut pe Dumnezeu, şi credinţa aceasta i -a fost socotită ca neprihănire.``
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››καθως ο Αβρααμ επιστευσεν εις τον Θεον, και ελογισθη εις αυτον εις δικαιοσυνην.
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Так Авраам поверил Богу, и это вменилось ему в праведность.
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››Яко ж Авраам вірував у Бога, і полїчено йому за праведність.
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››כאשר האמין אברהם באלהים ותחשב לו לצדקה׃
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››كما آمن ابراهيم بالله فحسب له برا.
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››正 如 『 亞 伯 拉 罕 信 神 這 就 算 為 他 的 義 。
Örneğin, ‹‹İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.››正 如 『 亞伯拉罕 信神 這就算為 他 的 義 。
Öyle ki, Onun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım.Abychom, ospravedlněni jsouce milostí jeho, byli dědicové v naději života věčného.
Öyle ki, Onun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım.aby sme súc ospravedlnení jeho milosťou boli dedičmi podľa nádeje večného života.
Öyle ki, Onun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım.Abyśmy usprawiedliwieni będąc łaską jego, stali się dziedzicami według nadziei żywota wiecznego.
Öyle ki, Onun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım.afin que, justifiés par sa grâce, nous devenions, en espérance, héritiers de la vie éternelle.
Öyle ki, Onun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım.auf daß wir durch desselben Gnade gerecht und Erben seien des ewigen Lebens nach der Hoffnung.
Öyle ki, Onun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım.da bi, opravičeni po milosti njegovi, postali dediči po upanju večnega življenja.
Öyle ki, Onun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım.että me vanhurskautettuina hänen armonsa kautta tulisimme iankaikkisen elämän perillisiksi toivon mukaan.
Öyle ki, Onun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım.för att vi, rättfärdiggjorda genom hans nåd, skulle, såsom vårt hopp är, få evigt liv till arvedel.