"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.Azt mondtam neki, "Jól van, elmegyek a falu bölcséhez, és megkérdezem, mit ültessek ide?"
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.그렇다면, "좋소. 마을의 어른께 한번 가보겠소"라 하고 어른께, "제가 여기다 무엇을 키워야 합니까?" 라고 묻자
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.Menin kysymään kylän vanhalta mieheltä. "Mitä minun kannattaisi kasvattaa täällä?"
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.Og jeg sagde, "Okay, jeg går til den gamle mand i landsbyen og siger, "Hvad bør jeg så på dette sted?"
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim."Ok, andrò dall'anziano del villaggio e gli chiederò che piante far crescere."
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.'Oké, ik ga naar de oude man in het dorp on te vragen: 'Wat kan ik op deze plek verbouwen?'"
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim."Ok, vou ter com o ancião da aldeia e dizer: " 'O que devo plantar neste local?'"
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.Postanowiłem spytać o to samo starszego człowieka z wioski.
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.'¿Qué debería cultivar en este lugar?'" El anciano miró en silencio y me dijo:
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.Şi i-am spus, "Bine, voi merge la înţeleptul din sat şi spun: "Ce ar trebui să crească în acest loc? '"
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim."Εντάξει, θα πάω στον γέροντα στο χωριό και θα του πω 'τι να καλλιεργήσω σ' αυτό το σημείο;'"
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.Казах, "Добре, ще отида при старейшината на селото и ще попитам, "Какво трябва да построя на това място?"
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.Тоді я сказав: "Добре, піду пораджусь зі старим чоловіком з села". Я спитав його:
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim."Хорошо, я иду за советом к старейшине деревни и спросил:
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.אז אמרתי "טוב, אני אלך לזקן בכפר ואשאל אותו 'מה כדאי לי לשתול כאן?'"
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.وقلت: "حسناً سأذهب إلى الرجل الكبير في القرية وأقول: ما الذي يجب أن أزرعه في هذه البقعة؟"
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.ここに何を植えればいいか聞いてみるよ」 長老は静かに私を見て言いました
"Tamam, köydeki yaşlı adama gidip burada ne yetiştirebileceğimi soracağım" dedim.我話:「咁好啦, 我去問下村嘅長老。」 我問呢度可以種咩
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi.""Bóg dał białym zegarki, a czarnym czas."
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi.""Boh dal bielemu mužovi hodinky a čiernemu čas."
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi."Chúa trao cho người da trắng chiếc đồng hồ nhưng lại gửi tặng người da đen thời gian.
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi.""Deus deu ao homem branco um relógio "e ao homem negro deu o tempo."
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi.""Dieu a donné la montre à l'homme blanc et il a donné le temps à l'homme noir."
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi.""Dio donò all'uomo bianco l'orologio, e all'uomo nero donò il tempo".
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi.""Dios le dio al hombre blanco un reloj y al hombre negro, el tiempo."
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi.""Dumnezeu i-a dat omului alb un ceas și timp omului de culoare."
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi.""God gaf de blanke man een horloge en gaf de zwarte man tijd."
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi.""Gott gab dem Weißen Mann eine Uhr und dem Schwarzen Mann gab er Zeit".
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi.""신은 백인에게 시계를 주시고 흑인에겐 시간을 주셨다."
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi.""Ο θεός έδωσε στον λευκό ένα ρολόι και στον μαύρο: χρόνο."
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi.""Бог дал белому человеку часы, а чернокожему — время".
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi.""Бог дал на белия човек часовник, а на черния човек дал време."
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi."באפריקה אנו נוהגים לומר,
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi."" الله أعطى الرجل الأبيض ساعة وأعطى الرجل الأسود الزمن."
"Tanrı beyaz adama saat, siyah adama zaman verdi."黒人に時間を与えた" (笑)
Telefonunu o adama ver.Add át neki a telefont.
Telefonunu o adama ver.Passe-lui ton téléphone.
Telefonunu o adama ver.Δείξε' του το κινητό σου.
Telefonunu o adama ver.اريه هاتفك
Tonight Show'u bu adama mı verecekler?투나잇 쇼를 새로 맡는 다는게 이 사람이야?
Tonight Show'u bu adama mı verecekler?Orang ini akan mengambil alih Tonight Show?
Tonight Show'u bu adama mı verecekler?Y este tipo se hace cargo del show de esta noche?
Tüm ruhunuzu, tüm varlığınızı yaptığınız şeye adamanızdır.Det betyder, at man lægger hele sin sjæl, hele sin tilværelse i det, man laver.
Tüm ruhunuzu, tüm varlığınızı yaptığınız şeye adamanızdır.Znamená opravdu se do něčeho položit a zcela se tomu věnovat.
Tüm ruhunuzu, tüm varlığınızı yaptığınız şeye adamanızdır.Znamená skutočne sa do niečoho vložiť a úplne sa tomu odovzdať.
Tüm ruhunuzu, tüm varlığınızı yaptığınız şeye adamanızdır.Воно означає "вкладати душу",
Tüm ruhunuzu, tüm varlığınızı yaptığınız şeye adamanızdır.Оно означает "вкладывать свою душу, полностью отдаваться своему занятию", будь это хобби или работа.
Üç yıl sonra bir adama aşık olduğum zaman ebeveynlerim istiflerini bile bozmadılar.Ba năm sau, khi tôi yêu một người đàn ông, ba mẹ tôi cũng chẳng thèm chớp mắt.
Üç yıl sonra bir adama aşık olduğum zaman ebeveynlerim istiflerini bile bozmadılar.Drei Jahre später, als ich mich in einen Mann verliebte, zuckte keiner meiner Eltern mit der Wimper.
Üç yıl sonra bir adama aşık olduğum zaman ebeveynlerim istiflerini bile bozmadılar.Drie jaar later, toen ik verliefd werd op een man, knipperde geen van mijn ouders met hun ogen.
Üç yıl sonra bir adama aşık olduğum zaman ebeveynlerim istiflerini bile bozmadılar.Három évvel később, amikor beleszerettem egy férfibe, egyik szülőm sem pislogott nagyokat.
Üç yıl sonra bir adama aşık olduğum zaman ebeveynlerim istiflerini bile bozmadılar.삼 년 후, 제가 남자와 사랑에 빠졌을 때, 제 부모님 중 누구도 언짢아 하시지 않았습니다.
Üç yıl sonra bir adama aşık olduğum zaman ebeveynlerim istiflerini bile bozmadılar.Ko sem se tri leta kasneje zaljubila v moškega, ni prav tako noben od mojih staršev bil šokiran.
Üç yıl sonra bir adama aşık olduğum zaman ebeveynlerim istiflerini bile bozmadılar.Neanche 3 anni dopo, quando mi sono innamorata di un uomo, i miei genitori non hanno battuto ciglio.
Üç yıl sonra bir adama aşık olduğum zaman ebeveynlerim istiflerini bile bozmadılar.O tři roky později, když jsem se zamilovala do muže, ani jeden z mých rodičů se nad tím nepozastavoval.
Üç yıl sonra bir adama aşık olduğum zaman ebeveynlerim istiflerini bile bozmadılar.Tre år senare, när jag blev kär i en man, höjde ingen av mina föräldrar på ögonbrynen heller.
Üç yıl sonra bir adama aşık olduğum zaman ebeveynlerim istiflerini bile bozmadılar.Tre år senere, da jeg blev forelsket i en mand, mine forældre blinkede heller ikke med øjnene.
Üç yıl sonra bir adama aşık olduğum zaman ebeveynlerim istiflerini bile bozmadılar.Três anos depois, quando me apaixonei por um homem, também nenhum dos meus pais bateu uma pestana que fosse.
Üç yıl sonra bir adama aşık olduğum zaman ebeveynlerim istiflerini bile bozmadılar.Tres años después, cuando me enamoré de un hombre, ninguno de mis padres se sorprendió tampoco.
Üç yıl sonra bir adama aşık olduğum zaman ebeveynlerim istiflerini bile bozmadılar.Trois ans plus tard, quand je suis tombée amoureuse d'un homme, mes parents n'ont pas cillé non plus.