O, kızının ağladığını bir bakışta gördü.He saw at a glance that his daughter had been crying.
O sürekli ağladı.He cried and cried.
O ağlamaya başladı.He began to cry.
O ağlamaya başlıyor.He's beginning to cry.
O, haberi duyar duymaz ağlamaya başladı.He had no sooner heard the news than he began to cry.
Ona niçin ağladığını sordum.He asked her why she was crying.
O, onu teselli etmeye çalıştı, ama o ağlamaya devam etti.He tried to comfort her, but she kept crying.
Annesinin ölümünü duyduğunda ağlamaktan başka bir şey yapmadı.He did nothing but weep when he heard of his mother's death.
Onlar ağlamaktan başka bir şey yapmazlar.They do nothing but cry.
Ağlayacak gibi görünüyorlardı.They looked as if they would cry.
Onun kendi yatak odasında hıçkırarak ağladığını duyabiliyordum.I could hear her sobbing in her bedroom.
Onun ağlaması sadece bir roldü.Her crying was just an act.
Bütün gün ağlamaktan başka hiçbir şey yapmadı.She did nothing but cry all day.
O, gözleri kuruyuncaya kadar ağladı.She cried till her eyes dried.
O tamamen ağlamayı bıraktı.She stopped crying altogether.
O, sürekli olarak ağlamayı sürdürdü.She kept crying all the time.
Haberi duyduğunda ağlayacak gibi hissetti.She felt like crying when she heard the news.
O, habere ağladı.She wept at the news.
Bütün gece boyunca ağladı.She cried throughout the night.
O, bütün gece ağlamaya devam etti.She kept crying all night.
Bütün gece ağlamaya devam etti.She kept crying all night long.
O kızının ağladığını bir bakışta gördü.She saw at a glance that her daughter had been crying.
O, duygulanmaktan dolayı ağladı.She wept with emotion.
Arkasını döndü ve ağlamaya başladı.She turned away and began to cry.
O, ağlayarak ayrıldı.She broke away crying.
O ağladı.She cried.
Gözleri ağlamaktan kızarmıştı.Her eyes were red from crying.
Ağlayan bebeğine biraz süt içirdi.She made her crying baby drink some milk.
O, ağlamaktan başka bir şey yapmaz.She does nothing but cry.
Ağlamamak için boş yere çabaladı.She tried in vain not to cry.
Ağlamamaya çalıştı.She tried not to cry.
O ağlamamaya çalıştı.She tried not to cry.
Canı ağlamak istiyordu.She felt like crying.
O şimdi sakin; ağlamayı durdurdu.She is calm now; she has stopped crying.
O, ağlamaya başladı.She began crying.
Ağlamaya devam etti.She kept on crying.
Ağlamamak için kendini güçlendirdi.She steeled herself not to cry.
O ağladıkça ağladı ama hiç kimse onu rahatlatmaya gelmedi.She cried and cried, but no one came to comfort her.
O, ağlamak üzereydi.She was on the verge of crying.
O, yüzümü gördüğünde ağlamaya başladı.She began to cry at the sight of my face.
Yüzümü görünce, ağlamaya başladı.She began to cry at the sight of my face.
O beni görür görmez ağlamaya başladı.As soon as she saw me, she began to weep.
O, odaya girer girmez ağlamaya başladı.No sooner had she entered her room than she began to cry.
O mektubu okurken ağladı.She wept reading the letter.
Oğlunun ölümü üzerine ağladı.She wept over her son's death.
O, yüksek bir sesle ağlamaya başladı.She began to cry in a loud voice.
O, gür bir sesle ağlamaya başladı.She began to cry in a loud voice.
O, onun yüzünü görünce ağlamaya başladı.She began to cry at the sight of his face.
Söylenmeye ve ardından ağlamaya başladı.She began to grumble and then to weep.
O, babasının cesedini görünce ağladı.She cried at the sight of her father's dead body.
Odadan çıkar çıkmaz ağlamaya başladı.She began to cry as soon as she left the room.
Üzücü hikaye bizi ağlattı.The sad story moved us to tears.
Aç bebek ağlamaktan başka bir şey yapmadı.The hungry baby did nothing but cry.
Annem, ağlamaktan başka hiçbir şey yapmadı.My mother did nothing but weep.
Anne ağlayan bebeğini sakinleştiriyordu.The mother was quieting her crying baby.
Kız kardeşim sık sık ağlar.My sister often cries.
Haberi duyduğunda ağladı.She cried when she heard the news.
O için için ağladı.She wept bitterly.
O acı acı ağladıShe cried bitterly.
O, mektubu okurken ağladı.She cried as she read the letter.