Burada kötü bir ağrım var.I have a bad pain here.
Burada zonklayan bir ağrım var.I have a throbbing pain here.
Bir fincan kahve benim baş ağrımı hafifletti.A cup of coffee relieved me of my headache.
Bütün bu kitaplar bir gün ağırlıkları değerinde olacaklardır.All these books will be worth their weight in gold someday.
Ken bir baş ağrısından şikayetçi.Ken complained of a headache.
Ken ağaçtan indi.Ken climbed down from the tree.
Bu sabah kalktığımda ağır biçimde yağmur yağıyordu.It was raining heavily when I got up this morning.
Bu sabah kalktığımda, başım ağrıyordu.When I got up this morning, I had a headache.
Kay ağlamayı kesen çocuğu alıncaya kadar değildi.It was not until Kay received the doll that she stopped crying.
Kay oyuncak bebeği alana kadar ağlamayı kesmedi.It was not until Kay received the doll that she stopped crying.
Bardağı ağzına kadar doldur.Fill the glass to the brim.
Örümcekler ağlar örerler.Spiders spin webs.
Hiç ağını ören bir örümcek gördün mü?Have you ever seen a spider spinning its web?
Tilki oyuk bir ağaçta saklandı.The fox hid in the hollow tree.
Zavallı küçük kız ağlamaktan başka bir şey yapmadı.The poor little girl did nothing but weep.
Benim her yerim ağrıyor.I ache all over.
Çiğnerken dişin ağrıyor mu?Does it hurt when you chew?
Kanada'da ağaç kesmenin yasa dışı olduğu bir sürü alan vardır.In Canada, there are many areas where it is illegal to log trees.
Eskiden bahçede büyük bir kiraz ağacı vardı.There used to be a big cherry tree in the garden.
Kanadalı ağacı bir baltayla kesip devirdi.The Canadian chopped down the tree with an ax.
Midem ağrıyor. Bir mide ilacı alabilir miyim?My stomach hurts. Can I have some stomach medicine?
Karnım ağrıyor.I have a stomachache.
Eri'nin çantası ağır gözükmesine rağmen, aslında oldukça hafiftir.Although Eri's suitcase looks heavy, it's actually very light.
Sevinçten ağlayabilirdim.I could cry for joy.
Garson bardaklarımızı ağzına kadar doldurdu.The waiter filled our glasses to the brim.
Viskiye ağır bir vergi konuldu.A heavy tax was imposed on whiskey.
Şimdi bir baş ağrım var.I have a headache now.
İnekler eve gelene kadar ağlayacak mısın?Are you going to cry till the cows come home?
Ne kadar süredir bu ağrıyı çekiyorsun?How long have you had this pain?
Bazı elmalar ağaçta çürüdü.Some apples rotted on the tree.
İsa ağladı.Jesus wept.
O bunun kadar ağır mıdır?Is that as heavy as this?
Bir ağaç ölürse yerinde bir başkası yetişir.If a tree dies, plant another in its place.
Alice şiddetli bir baş ağrısı yüzünden işten eve erken döndü.Alice returned home early from work with a severe headache.
Meşe ağacı fırtınadan sonra ayakta kaldı.The oak tree remained standing after the storm.
Bir ağ ile ağustos böceklerini yakaladık.We captured cicadas with a net.
Mektubu o kadar arkadaşçaydı ki, o derinden etkilendi ve ağlamaya başladı.So friendly was his letter that she was deeply moved and began to cry.
Kalbim Afrika'da açlık çeken çocuklar için ağrıyor.My heart aches for the starving children in Africa.
Ağaca kadar seni geçebileceğime bahse girerim.I'll bet that I can beat you to the tree.
Birkaç kuş o ağacın dallarına tünemiş.Some birds are sitting on the branch of that tree.
Şu ağacın altındaki genç kadın üzgün görünüyor.The young woman under that tree looks sad.
Şu ağacın gölgesinde oturalım.Let's sit down in the shade of that tree.
Şu ağacın tepesine bak.Look at the top of that tree.
Çocuk ağır kanapeyi taşımaya çalıştı.The boy tried moving the heavy sofa.
O ağır bavulu kendiniz taşıyabilir misiniz?Can you manage to carry that heavy suitcase by yourself?
O çocuk tam bir baş ağrısı.That child is a headache.
O çocuğun sürekli çığlığı saçlarımı ağarttı.That child's constant screaming gives me gray hairs.
Çok geçmeden ağlıyor olacaksın.You'll be crying before long.
Ağlayan oğlanı tanıyor musun?Do you know that crying boy?
Baş ağrın aşırı çalışmaktan kaynaklanıyor.Your headache comes from overwork.
Sizi misafirimiz olarak ağırlamaktan zevk aldık.We enjoyed having you as our guest.
Ne söylersen söyle, onu ağlatırsın.Whatever you say will set her off crying.
Ağustos ayında boğucu bir gecede iş için yeni bir tiyatro açıldı.On a sultry night in August a new theatre opened for business.
Ağustos boyunca okul yok.There is no school during August.
İki yüz elli kilo, bir sumo güreşçisi için bile olağanüstü bir ağırlıktır.Two hundred fifty kilograms is an extraordinary weight even for a sumo wrestler.
Ekim ayında bir gün Sadako uyandığında annesinin ağladığını fark etti.One day in October, when Sadako awoke, she found her mother crying.
"O ağır hasta mı?" "Umarım değildir.""Is he seriously ill?" "I hope not."
"Korkunç bir diş ağrım var" "Hemen bir dişçiye gitsen iyi olur""I have a terrible tooth-ache." "You'd better see a dentist at once."
Ağaçlar yeşil.The trees are green.
Ağabeyim benden iki yaş büyüktür.My brother is two years older than I am.